1. osm. idrak yoksunu, anlayıştan yoksun.

    ayrıca osmanlı hanedanı ve istanbul halkının, anadoludaki türk toplumunu aşağılamak için kullandığı sözdür.
  2. biidrakın idraksız olduğunu bilmiyordum fakat her nanenin başına bi bi koyunca olumsuz olduğunu biliyordum. ye men genel kültür stayla!
    biçare? çare drogba.

    eskide kalması yazık olmuş bu tanımlamanın. zira gayet yerinde ve güzel tespitler yapılabilir günümüzde bununla. bu.

    bir de her şeye -ı koyunca çok bi garip değil mi? şayan-ı hayret bişey valla. bişey; şeysiz.
  3. etrâk: türkler.

    aslında bu kalıp arapça kelimelerde kullanılır. arapça bizimki gibi eklemeli değil bükümlü bir dildir. kelimeler farklı kalıplara aktarılarak yeni kelimeler türetilir. mesela veled-evlâd (çocuk-cocuklar), şey-eşya, fikr-efkar gibi. turk kelimesi arapça değil ama yine de bu kalıba sokulup çoğul yapılmış.

    -i ile yapılan birleştirmeler ise farsça isim veya sıfat tamlaması oluyor.

    bî de arapça olumsuzluk eki. butune bakınca "anlayışsız türkler" oluyor. bu da istanbul'daki yüksek zümrenin anadolu halkını aşağılamak için kullandığı bir söz diye biliyorum.

    tabii o günkü yüksek zümrenin de devsirmelerden oluştuğunu hatırlatmak gerekir.
  4. osmanlı döneminde türk'lere ağır hakaretler içeren edebi eserlere denk geldikçe bende dönemdeki türk düşmanlığının sebeplerini araştırmaya karar vermiştim. sonuç olarak osmanlı da bir türk devletiydi ve imparatorluğa ilerleyen süreçte kendine bu denli yabancılaşmasını garipsemiştim. araştırmalarım neticesinde gördüm ki aslında o eserlerde kastedilen türk ibaresi göçebe geleneğine bağlılığını sürdürmekte ısrar eden, değişime şiddetle karşı çıkan, beylikler döneminden kalma türk kavimleri için kullanılmış. öte yandan osmanlı'da, büyük bir büyüme gerçekleştiren her toplumda olduğu gibi ulus bilinci zayıflamıştır ki büyüme hedefi olan her ülke için bu kaçınılmaz bir sonuçtur. öte yandan osmanlı duraklama dönemine kadar, içinde bulunduğu döneme göre oldukça modernist toplumsal değişim süreçleri gerçekleştirmiştir. sarığın yasaklanıp fes giymenin zorunlu kılınması ve sarık takmakta ısrar edenlere ciddi cezalar verilmesi buna güzel bir örnektir. osmanlı genellikle siyasal islamcı kesimler tarafından sahiplenilip anlatılageldiği için bizler osmanlıyı sert muhafazakar bir imparatorluk olarak görüyoruz. türk tarihinde toplumsal devrimler devletten halka iner. türk tarihi boyunca bu böyle gerçekleşmiştir. yani bizde batılı medeniyetlerdeki gibi halk devrimi ve reformu tetiklemez. atatürk devriminde olduğu gibi devlet mensupları bir gereklilik gereği gerekirse yönetimi değiştirip bir devrim gerçekleştirir ama her halükarda devrimi gerçekleştiren devlettir. bu yüzden türkiye'nin geleceği hakkında bir öngörüde bulunurken bunu göz önünde bulundurmak gerekir.

    tarih okuması ve yorumlaması yaparken dönemin şartlarını detaylarıyla araştırmak gerekiyor. gözden kaçırdığımız bir çok etken bizim garipsediğimiz sonuçlara sebep olmuş olabiliyor çoğu zaman. tarih hakkında ilk duyduğumda garipsediğim fakat tarihi araştırdıkça şaşkınlıkla haklılığına şahit olduğum bir söz var; tarihte her ne gerçekleşmişse aksi mümkün olmadığı için gerçekleşmiştir. üç kıtaya hükmederken osmanlı'nın nüfusu sadece 6 milyon civarındaydı. kıyaslamak açısından birinci dünya savaşı döneminde çin'in nüfusunun yaklaşık 55 milyon civarında olduğunu bilmekte fayda var. dünyadaki nüfus patlamasını göz önünde bulundurmak açısından bunların güzel örnekler olduğunu düşünüyorum. bu nüfus içerisinde en kalabalık kesim türklerden sonra araplardı. fakat aradaki fark düşüktü. bununla birlikte etnik farklılıkların nüfusunu toplama vurduğunuz vakit türk nüfusunu geçiyordu. yayılmacı politika sürecinde etnik nüfusunuz hükmettiğiniz toprakların nüfusuna oranla ezici bir üstünlüğe sahip değilse kültürünüz yabancı kültürlerin tesiri altında kalır. osmanlı'nın da başına gelen budur. yayılmacı politikayı eleştiriyor değilim keza bu durum o dönem için normal olmakla beraber bize pek çok kültürel ve tarihsel değer de katmıştır.

    atatürk'ün şöyle bir hatırası var; "orduya ilk katıldığım günlerde, bir arap binbaşısının 'kavm-i necip evladına sen nasıl kötü muamele yaparsın' diye tokatladığı bir anadolu çocuğunun iki damla gözyaşında türklük şuuruna erdim. onda gördüm ve kuvvetle duydum. ondan sonra türklük benim derin kaynağım, en derin övünç membaım oldu. benim hayatta yegane fahrim, servetim, türklükten başka bir şey değildir." buradan anlaşıldığı üzere atatürk sadece yönetim biçimini değiştirmeyi değil, kaybolan ulus bilincini de yeniden inşaa etmeyi amaçlıyordu en başından beri. başkent'i de özellikle ankara'ya taşıması da bir "bozkıra dönüş" mesajı taşıyor muhtemelen. atatürk'ün kurucusu olduğu türkiye cumhuriyeti bu açıdan kökleri ve yapısı itibariyle osmanlı'dan çok selçuklu kökü ön plana alınarak inşaa edilmiştir. zaten zaman asıl kimlerin "etrak-ı biidrak" olduğunu gözler önüne sermiştir.