• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (6.25)
Yazar mehmet rauf
eylül - mehmet rauf
eylül, mutlu bir evlilik sürmesine karşın eşi süreyya bey'in arkadaşı necib bey ile gizli bir aşk yaşayan suad hanım'ın çıkmazlarını, dönemine göre oldukça derin ve ayrıntılı bir psikolojik yaklaşımla ele alıyor. bu özelliğinden ötürü eylül, türk edebiyatının ilk psikolojik romanı olarak kabul edilmektedir. bir yaz, boğaziçi'nde bir yalı kiralayan süreyya bey ile suad hanım'ın aile dostu necib onları sık sık ziyaret eder, gece yatılarına kalır. necib bey'in derin bir saygı beslediği suad hanım'a ilgisi şiddetli bir sevgiye dönüşür, ancak bunu kendi içinde gizler. bir gün dayanamaz, suad'ın eldivenini çalar. sonunda hastalanır, humma nöbetleri arasında bu eldiveni sayıklar. suad bunu öğrenince eldivenin öbür tekini de verir, böylece her ikisinin de birbirine duyduğu aşk açığa çıkmış olur. arkadaşı ve aşkı arasında kalan necib ile kocasına bağlı suad, nefislerini yenerek bu aşkı küllendirmeye çalışırlar.(tanıtım bülteninden) (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. bir çırpıda olmasada zevkle okunacak kitaplar listesine ekleyebileceğim kitaptır kendisi.dönemin yaşantısını ince ince anlatırken bir yandan anlatımla sizi büyülüyor bir yandan ise aşk ve ızdırap arasında bırakılıyorsunuz.

    !---- spoiler ----!

    suat ne kadar kabullenmesede necip'e en başından beri bir ilgisi var izlenimi uyandırdı bende

    !---- spoiler ----!
  2. türk edebiyatının ilk psikolojik romanı.
  3. asgari diyalog ve azami bakışma ile aşk yaşanabileceğini öğreten kitaptır.
  4. ders: edebiyat
    konu: türk edebiyatı'nda roman'ın yeri

    lise yılları.. sayısalcıların sınavdan sınava hatırladığı edebiyat dersleri.. ve edebiyat hocasının yılgın sesi: ''ilk psikolojik roman ''eylül'' arkadaşlar, yazarı mehmet rauf. sınavda çıkar ona göre''.

    pek çoklarımız için ''eylül'' bundan ibaret. aslında şöyle bir düşününce sırf ismi hatrına okunacak bir roman değil midir?

    !---- spoiler ----!

    roman boyunca necip'in suad'a olan ilgi ve alakasının adım adım nasıl aşka dönüştüğüne şahitlik ederiz. fakat hastalıklı ve yorucu bir aşktır bu. çünkü suad süreyya ile evlidir ve üçü gerçekten sıkı arkadaştırlar. süreyya'nın kotra sevdası, suad ile necip'in sık sık yalnız kalmasına, ve aralarındaki ilişkinin, sadece ikisinin paylaştığı müzik zevkinin de yadsınamaz etkileriyle, aşka dönüşmesine sebebiyet verir. ilk önce necip'i saran sevda ateşi usul usul suad'ı da etkisi altına alır.

    ardından bakışmalar, düşünce okumaları ve davranış tahlilleri.. birbirlerine duygularını itiraf edemeyen bu hastalıklı aşıklar için artık belirsizlikler içinde süregelen zaman ve hayat acımasızdır. çünkü ne birbirlerine kavuşabilir ne de ayrı kalabilirler. bir sevda dolu bakış, aşkı ima eden ufak bir hareket sezmek arzusuyla kendilerini yiyip bitirirler.

    ayrıca, kitabın giriş bölümlerinde suad süreyya ilişkisi (belki de daha sonra doğacak olan yasak aşkı güçlendirmek adına) oldukça şairane ifade edilmiş. bu sebeptendir ki şahsıma söz konusu yasak aşk oldukça eğreti geldi. tabii reddedemiyeceğim ''türk erkeği genlerim'' de buna sebep olmuş olabilir.. necip ile suad'ın ilişkisi tamamen su yüzüne çıktından sonraki bölümleri, suad süreyya'ya dönecek, necip'i de bir tokatla def edecek ümidiyle okuduğumu itiraf etmem gerek, ne kadar komik duruma düşsem de..

    yorgun sevdalılar, son bölümlerde aşklarının karşılıklı olduğuna dair şüpheleri sükuta erdirirler ve birbirlerine bir nevi veda ederler. ta ki o büyük yangına kadar.. mehmet rauf, romanı giydikleri ateşten gömleklerle yaşayamayacaklarını bildiği karakterleri aşklarıyla birlikte kül ederek bitirmeyi tercih etmiştir.

    romanın sonuna yangının çıkış sebebine dair bir ekleme yapılacak olsaydı bu muhakkak ki kor halini almış aşkları olurdu.

    son olarak peki neden ''eylül'' ??

    mehmet rauf doğa betimlemeleriyle kişilerin psikolojik tahlilleri arasında gerçekten çok başarılı bir harmoni sağlamış. suad'ın, necip'e olan aşkını kendi içinde büsbütün kabul ettikten sonra (ki yaz sonu güz başlangıcına denk gelir bu vakitler) geride kalan yaşamını, şu anı ve daha sonra olabilecekleri tahayyül ederek kurduğu solgun düşünceleri somutlaştırmak adına eylül ayının hüznü ve mateminden istifade etmiş. şöyle ki:

    ''eylül, esef ve özlem ayıdır. içine birkaç günlük kış saldırısından acı düştüğü için, o güzel havaların, devamlı yazın, artık nasıl geçtiğini bir mazi olduğunu hissettiren ay... onun hayatı da öyle değil miydi?''

    ''eylül... henüz renk ve koku bitmemiş, fakat baharın renklerinin bolluğu hissiz bir şekilde çekilmiş, tekrar geri dönmemek üzere gitmiş''

    ''o zaman eylül kendine, doğada ilk korku ayı, faniliğin ilk hissedildiği ay, ilk faydasız ve yakıcı mücadele arzusu gibi, hayatın ne olduğunu anlayıp habersiz geçen güzel geçmişin özlemiyle ilk boyun bükülmüş bir ay gibi göründü. ayaklarının altında çamurlanmış çürük yapraklara bakarak ''evet, her şey çürüyor. demek, biz de çürüyeceğiz?'' diye düşündü. demek ki çürüyecekti, o da çürüyecekti. böyle, hiçbir mutluluk gelmeden, daha henüz beklerken, özellikle hayatının nasıl hiçbir şeyin farkına varmadan geçmiş olduğunu anladıktan sonra, artık bir şey de yapmanın da mümkün olmadığını görerek, böyle çürümek, bitmek ona pek insafsız, pek acı geliyordu.''

    !---- spoiler ----!

    evet, aşkları gibi roman da yorucu. fakat bir ''ilk''ten daha fazlası..