• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.04)
fakat müzeyyen bu derin bir tutku - ilhami algör
"her şeyin iyi gittiğini nerden çıkarıyorsun?" dedi. "herif rüzgârı kendinden menkul uçurtmanın teki. ara sıra telleri takılır gibi kadına geliyor gece yarısı." "fakat müzeyyen, bu derin bir tutku," dedim. tırsmaya başlamıştım. haklı olabilirdi. "evet, biraz sapık ve tek taraflı bir tutku," dedi, arkasını dönüp gitti. hikâyeye göre adam, kadını çok seviyor, sevdikçe ruhu büyüyor, eve sığmıyor... bülbülün çilesi, yazarın zulası... inceden sarma bir sigara, inceden bir bardak... jak danyel isimli bir şişe, hicran isimli bir yara, tuhaf isimli bir roman. kafamız iyi, açmayın kapağı, biz böyle iyiyiz.

ilhami algör, alelacayip aşkların ve oyunbazlığın, hüzünlü dolambaçların yazarı. fakat müzeyyen bu derin bir tutku, italyan yokuşu'ndan aşağı, rüzgâra asılıp tophane'ye inen roman. avaramu!
(tanıtım bülteninden)
  1. "böyle olmasını istemezdim ama hep olurdu. dünyanın bütün kızılderilileri yenilir, spartakus kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, sadri alışık denilen hergele, her filminde ağlardı. o ağladıkça ben de ağlardım. nedenimi bilmez ağlardım. ağladıkça sadri’ye kıl kapar gıcık olurdum. üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, sadri’nin bu mecburiyetlere, giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine.”
    bulut
  2. o "çıt" sesinin hakim olduğu çok güzel romandır efendim.
  3. "tütünümü, anahtarımı aldım, evden tam çıkıyorum, bir şeyin eksik olduğunu, eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim." şeklinde başlayan, ilk cümlesi bu olan bir kitabın kötü olması elbette beklenmezdi.
    kitabı bugün okudum. bitirip kapağını kapattım, bir sigara yaktım bir kahve suyu koydum ve tekrar başladım okumaya. yarısını trende sonunu tuvalette okumuş olmanın utancı ile.

    müzeyyenin lafı nasıl ikiye böldüyse kahramanımızı kitap da beni öylece böldü beni. bir tarafım tutturmuş ne güzel kitap işte her şeyi tas tamam bir diğer tarafım -ki kendisi büyük realisttir- "bu neydi şimdi? iç ses hadi eyvallah da kapı dilinin konuşması aynanın psikolojik tahlil yapması da ne? neyin ne olduğu belli değil ya hu" demekte.
  4. alper canıgüz'ün oğullar ve rencide ruhlar kitabına devam olarak yazdığı cehennem çiçeği'ndeki o meşhur sonu hatırlarsınız. işte o son bu kitaptan esinlenmedir diye düşünmüşümdür hep.

    !---- spoiler ----!

    devinimin olduğu yerde ışık, ışığın olduğu yerde kaçınılmaz biçimde gölge vardır. hayat ışıkla mümkünse de, hayatın anlamı gölgelerde saklı durur. zamanın ölü doğmuş çocuklarını görürsünüz karaltıların içinde. sözcükler,suskunluklar, şarkılar, ağıtlar, yeminler, ihanetler, kahkahalar, gözyaşları, sevinçler, hayal kırıklıkları ve yüzler... en çok da yüzler. neden söz ettiğimi biliyorsunuz. bütün aşklar küllenir, bütün babalar ölür, bütün hikayeler biter. birinin yıkıntıların nöbetini tutması gerekir; işte bu yüzden, biri hariç, bütün çocuklar büyür.

    gölgesini kaybeden insan, gölgenin kendisine dönüşür.

    !---- spoiler ----!
  5. orjinal fikirleri ve güzel cümleleri olsa da, bir türlü öykünün içine giremedim ve bu kitabı sevemedim ben. yazar postmodernist bir yaklaşım kullanmaya çalıştıysa da olmamış. herkese mal olmuş olan şarkılar ve karakterler üzerinden kısacık öyküler yazmak çok da samimi gelmiyor bana. bu kadar beğenmeyişimde ezilenler'in hemen arkasından okumuş olmam da etkili olmuş olabilir tabi.
  6. "ben bu kitabı okumam" diyip yarım bıraktığım kitap. bazı kitapların dili sinirimi bozuyor. bu da öyle oldu. belki de okuduğum zaman ve mekândan kaynaklanıyor. birikmiş bir hevesle başlamıştım ama devam edemedim ne yazık ki. belki daha sonra okumayı tekrar deneyebilirim.
    fnb
  7. yıllar önce ankarada karanfil dostta kıyıda köşede bir rafta bulup arkasını bile okumadan ismine bayılarak almıştım, ince ve küçük boyutlu bu kitabı..sonra ismi ve sadri alışık paragrafı dışındaki her şeyini unuttum. akılda kalıcı bile değildi.

    sonra bir baktık filmi çıkmış. üzerine -bu sefer iletişimden üstelik- kimbilir kaç bin sattı. herkes konuşur oldu. ehlik bir öykü- ehlik bir anlatım. populer oldu diye bu kadar da muhteşemmiş gibi davranmanın bir anlamı yok.
  8. bir kitap adı olarak gerçekten güzel bir isme sahip.
    kitabın isminde bile bir melodi, bir estetiklik hakim.

    gel gör ki "böyle olmasını istemezdim ama hep olurdu. dünyanın bütün kızılderilileri yenilir, spartakus kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, sadri alışık denilen hergele, her filminde ağlardı. o ağladıkça ben de ağlardım. nedenimi bilmez ağlardım. ağladıkça sadri’ye kıl kapar gıcık olurdum. üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, sadri’nin bu mecburiyetlere, giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine.” satırları dışında beni hayal kırıklığına uğrattı.

    ama sırf ismi için olsa bile bir rafta bu kitapla karşılaştığımda veya birinden duyduğumda gülümseyeceğim.
  9. okumadığım ama filmini izlediğim eser.
    janus
  10. abartılmış bir kitap. süslü cümleleri okumak zevkli gerçi ya da sağda solda kitaptan alıntı yapmak sizi süslü gösterebilir ama ne bileyim sevemedim.