• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
Yazar ali şeriati
fatıma fatımadır - ali şeriati
fatıma hakkında konuşmak çok zordur. fatıma bir "kadın"dı. islam'ın öngördüğü gibi bir kadındı. onun çehresinin tasvirini peygamber kendisi resmetmişti. onu zorluk, fakirlik, mücadele ocağında, kendi derin insani eğitim merkezinde yetiştirmişti. onu eşsiz bir insan kılmıştı.

o, birçok açıdan örnek bir "kadın"dı.
babası için bir "kız"
kocası için bir "eş"
çocukları için bir "anne"
yaşadığı döneme ve toplumuna karşı sorumluluk bilincine sahip "direnişin ve bilincin sembolü" bir kadın...
  1. kadının toplumdaki hızlı değişimini; gizem dolu bir varlık, mukaddes bir bağ, anne, eş, dost kavramlarından çıkıp cazibesi ölçüsünde alınıp satılan ekonomik bir meta konumuna getirilişini anlatan, kurtuluş yolunda örnek olarak da hz. fatıma'yı gösteren ali şeriati kitabı.

    "seks aşkın yerini aldı ve orta çağ'ın "maşuk kölesi" olan kadın, modern çağın "özgür kölesine" dönüştü. kadın önceleri her ne kadar mutlak ve özgür bir konuma sahip değil idiyse de özünde barındırdığı duygular ve ruhi bir takım özellikleri açısından; duyguların, aşkın ve sanatın ifadesinde büyük bir ilham kaynağıydı. oysa bugün sözde ilerici tarih, medeniyet ve dinler; iktisadi ve toplumsal hedeflere ulaşmak, toplumun yapısını değiştirmek, ahlaki ve aşkın değerini yok etmek, geleneksel, manevi ya da dini bir toplumu değer yargılarından yoksun, tüketici bir topluma dönüştürmek için kadını bir meta olarak kullanmaktadır. aynı şekilde beşer ruhunun bir nevi tecellisi olan sanatı, insan neslini ifsat eden seksüalitenin bir aracı haline dönüştürüp kadını burada da çıkarları doğrultusunda cinsel bir obje gibi istismar etmektedir."

    "kadın, doğu toplumlarında, sözgelimi, sözde islami toplumlarda din ve gelenek adına herkesten daha çok çileye ve acıya maruz kalmaktadır. tahsil görmekten, birçok insani hak ve sosyal imkanlardan, kendini geliştirme ve eğitme özgürlüğünden, ruh ve düşünce gelişimini sağlamaktan mahrumdur. hatta islam'ın kendisine tanıdığı hak ve imkanlar, bizzat islam adına elinden alınmaktadır. kadının toplumsal rolü "çamaşır makinesi", insani değeri de "çocuklarının annesi" seviyesine indirgenmiştir. onun ismini dahi anmaktan utanç duyarlar. bu nedenle kadınlar, küçücük çocuk dahi olsa erkek çocuklarının ismiyle anılır."

    "biz kadını kendimizden uzaklaştırdık. böylece diğerleri onu kolayca avladılar. biz onu zayıf, aciz, eşinin kölesi ve çocuklarının annesi, hatta ''bîedep'', "ev'' ve "keçi" olarak isimlendirip onları bu isimlerle andık. onun yaratılışını insanınkinden farklı saydık. kadının okuma-yazmaya hakkı olup olmadığını tartıştık. eğer yazı yazmayı öğretirsek bir yabancıya mektup yazabilir diye düşündük. böylece kendi zayıf, güvensiz kişiliğini eşinin ihanetine duyduğu kuşkuyla karıştıran beyefendinin gönlü sonuza kadar huzura kavuşmuş olurdu."

    "kadının takva ve iffetini işte böyle muhafaza ettik. duvar ve zincirlerle. bir insana yaraşır bir biçimde düşünce, şuur, eğitim ve bilinçle değil. onu eğitilemez ehil olamaz vahşi bir hayvan olarak gördük. onu engellemenin tek yolunun onu kafese tıkmak olduğuna inandık. kafesin kapısı açık kaldığı vakit kaçacak, elimizden uçup gidecek sandık. sanki onu namusu, güneşi gördüğünde yok olan bir şebnemdi. kadın tıpkı bir mahkum gibi, ne okula gidebilir, ne kütüphaneye gidebilir ne de topluma karışabilirdi. kadını toplumdan soyutladılar. ilke şuydu: " ilim kadın erkek her mümine vaciptir." peygamberin bu hadisini anlatmak için minberlere çıktılar, bu konuyu coşkuyla anlattılar, ramazan ayı boyunca bu konudan söz ettiler ama ilim tahsil etmeye hakkı olan yalnızca erkekti. kadın ise, evinde özel öğretmen tutabilecek durumdaki varlık ve hatırlı ailelerin kızları hariç tahsilde ve "bu dini vecibe"yi yerine getirmekten mahrumdu."

    "kadını her şeyden mahrum ettiler, hatta islam'dan ve dinden bile."