• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.78)
food, inc. - robert kenner
robert kenner tarafından yazılıp yönetilen belgesel gıda endüstrisinin bilinmeyen, gizlenen yanlarını ele alıyor. günümüzde hemen hemen herkesin tükettiği hazır gıdaların ne koşullarda hazırlandığı, hazırlama sürecinde hayvanlara nasıl zulüm edildiği, bitkilerin genetiklerinin nasıl değiştirildiği belgeselde gözler önüne seriliyor. belgesel, 82. akademi ödülleri'nde en iyi belgesel adayı olmuş fakat ödülü kazanamamıştır.
  1. önümüze her konanı yeme alışkanlığımız aslında düşünme biçimimiz hakkında da bir fikir veriyor. yediklerimiz nereden geliyor, ne koşullarda yetişiyor, çevreye etkisi nedir, bunlar üzerinde çok da durmadığımız sorular. insanın kendi türüne, hayvanlara ve doğaya yaptıklarını gördükçe, anlıyoruz ki yeme ve tüketme biçimimiz üzerine yapılacak bir sorgulama dahi devrimci bir eylem haline geliyor.

    "you can change the world with every bite "
  2. tavuk yemeyi seviyorsanız ve yemekten vazgeçmek istemiyorsanız izlemeniz tavsiye olunmaz.
  3. tarihe not düşülsün. bu belgeseli ntv yayınlamıştı. ntv'nin ntv olduğu zamanlar.
  4. izlerken dikkatimi çeken şey neredeyse tüm gıda devlerini eleştirirken garip bir şekilde kapitalizmin babası wallmart'ı övmesi olmuştur.
  5. faydalı bir belgeseldir. büyük şirketlerin beslenme alışkanlığımızı değiştirip bizi nasıl zehirlediklerini anlatır. yemek yerken bir kere daha düşüneceksiniz.

    biraz bu konu hakkında konuşmak istiyorum. öncelikle bu çoğunluğu amerika'daki sistemi anlatan bir belgesel. türkiye'de durum biraz farklı. bu büyük şirketler burada da açıldı fakat söylenilen kadar yaygın değil. tohum ve gübre konusunda büyük satışlar yapmaya başladılar fakat bunu daha çok reklam üzerinden hallediyorlar. kendileri üretim yapmıyorlar, bizim çiftçimize yaptırıyorlar. bilinen 3 büyük hayvancılık ve tarım kanalı var. burada 7/24 bu ürünlerin reklamı dönüyor. çiftçi de kar etmeye başlamak için bunları alıyor. çünkü çiftçinin bankalara yüksek oranda kredi borcu var. artık kar etmek istiyor. istemese de toprağı ve o ürünü yiyen insanları zehirliyor. tüm bunlar da devletin tarım politikasının olmamasından kaynaklanıyor. çiftçi seneye ekeceği ürünü bu sene en çok satan ürüne göre yapıyor. mesela bu sene karpuz pahalıya satıldıysa seneye biber ekecek olacak çiftçi biberi bırakıp karpuza yöneliyor. böyle düşününce de elinde tohum biriktirme ihtiyacı duymuyor. eğer elindeki ürün istediği fiyata satılırsa, ürününden en iyi tohumları seçer ve gelecek sene en iyi ürünleri elde eder. yapay seçilim yani. ayrıca bu tohum olayında aklıma şöyle bir haber geldi. akdeniz üniversitesi ziraat fakültesi, bir şirketle birlikte kampanya düzenledi. dedelerinden kalma eski tohumları getirenlere bilgisayar verilecekti. galiba sonradan iptal olmuş bu ama tehlikenin ne kadar yakın olduğuyla ilgili bir delil olabilir.

    konuyu çok dağıttım ama kusura bakmayın. belgeselin sonunda şöyle bir şey deniliyor:
    "bu sistemi değiştirmek için oy verebilirsiniz.günde 3 öğün.". evet bu doğru. gelecek bizim elimizde. ne yeyip ne yemeyeceğimize biz karar vereceğiz.
  6. monsanto isimli şirketin lobicilik faaliyetleri sayesinde amerikan meclisi'nden çiftçilerin ürettikleri ürünlerinden tohum alma ve saklamasını yasaklattığını öğrendiğim belgesel.

    ve bu duruma inanılmaz biçimde kitlesel bir tepki doğmamış. birkaç tane çiftçinin sorunu olarak görülmüş böylesi bir olay. sırf bu bile aslında kitlelerin irrasyonel-rasyonel diyagramında ilkine yakınsadığının kanıtı sayılabilir.
  7. mutlaka izlenmesi gereken belgesellerden biridir.
  8. 2008 yılında yapılan 94 dakikalık bir amerikan belgeseli.

    film amerika'daki gıda politikaları üzerine bir eleştiri niteliğinde. üreticilerle tüketiciler arasındaki zincirde kaç tane halka olduğunu gözler önüne seriyor.

    !---- spoiler ----!

    dünyanın tahminimizden daha küçük olduğunu ve sıkıntıların az çok her yerde aynı olduğunu görmemizi sağlayan bir belgeseldir kanımca. topu topu bir elin parmakları kadar firma gıda sektörünü elinde tutuyor ve çok doğal olarak bu sektöre başka kimsenin girmemesi ya da müdahale etmemesi için gereken tüm şartları yerine getiriyorlar. bu anlamda hükümete kadar uzanan bir işbirliği söz konusu.

    gdo'lu gıdalar, tohum politikaları, ürün patenti vb. konular aslında bizi de yakından ilgilendiriyor. bizim gibi tarım toplumunda benzeri konularla ilgilenen benim bildiğim bir cem seymen var. onun programı da ölü saatlerde yayınlanıyor. gerçi program yayınlansa ne olur, izleyenler feyz alıyorlar mı?

    belgeselde tüketicilerin seçimleri doğrultusunda ürünlerin içeriklerinin değiştirildiğinden bahsediliyor. ülkemizde ürün tüketiminde ne kadar seçici davranıyoruz. aç kalmak pahasına da olsa beğenmediğimiz ürünü almaktan imtina ediyor muyuz? pek sanmıyorum. bizdeki yaklaşım; "yapacak bişe yok" şeklinde. bu aralar insanların diline pelesenk olmuş motto. benim hiç sevmediğim tavır. her zaman yapacak bir şey vardır. bir de tembellik vardır. biz de yavaş yavaş amerikalı tembel hayata alışıyoruz sanırım. şeker direnci, obezite vb. bizde de çoğaldı.

    bu ve bunun gibi belgeseller ne çok duyulur ne de ödül alırlar. eleştirisini yaptıkları uluslararası şirketler olunca sanırım pek de duyulmamaları anlaşılır geliyor. sonuçta şirketler de ekmek parası peşinde. değil mi?

    !---- spoiler ----!
  9. az önce izlenmesi gereken belgeseller başlığında görünce bu belgesel hakkında bir kaç şey yazmak istedim; dahası yazmadığımı anımsadım.

    bütünnnn bir et piyasanın 3-4 büyükbaş tarafından esir alındığını görüyorsunuz bu belgeselde. aslında et piyasası da değil. bağımlılık yapan yiyecekler demek daha doğru olur sanırım. çünkü mısırın da ne denli bir düşman olduğunu bu belgesel sayesinde görüyorsunuz. genetiği ile oynanmış tabiri burada da baskın bir şekilde izliyorsunuz.

    tavukların nasıl bir gelişim ve büyüme evresi geçirdiğini, çiftlik sahiplerinin nasıl tehdit edildiğini ve hatta röportaj vermekten bile kaçındıklarını görüyorsunuz. pislik içinde yaşayan büyükbaşları ve o pislikler yüzünden ölen bir çocuğu.. o pislikler içinden çıkıp et olmuş, burgere köfte olmuş bir yiyeceğin nasıl ölüme sebep olduğunu görüyorsunuz. ve bir annenin mücadelesini. adına bile yasa çıkan bu çocuğun adını unuttum affedin. ama, çocuklarınıza yoksa yeğenlerinize o da yoksa etrafınızdaki çocuklara ve hatta kendinize bu pislikleri yedirmeyin. sadece hazır yemek değil, işlenmiş olani janjanlı paketlerde satılan hiç bir gıdayı yedirmeyin.

    artık tv reklamlarında da sık sık karşılaşır olduk. kocaman boy menüler sudan ucuz yapılıyor. ama bir meyve, bir sebze o fiyata yok. sağlıklı süt deseniz, organik kastım, o fiyata yok.. işte aynısı abd sınırları içinde geçerli. işinin ehli tüccarlar da tüm dünyada kontrolü ele geçirerek böylesine dakkalık olan hazır yiyecekleri cebimize 3-5 kuruşa sokarken, asıl faydalı olanları da canları pahasına bize pahalı satıyor.

    benim anladığım da bu cellatlardan kurtulmanın tek yolu bilinçlenmek ve uzak durmak. ne kadar çok ev üreticisi olursanız o kadar bunların ekmeğinden yağı çalmış olursunuz. bu ve benzer belgesellerin hayatımıza daha çok sızmasını istiyorum. emek yoğun yemek yapmak, dışarı çıkınca bilinen yerlerden yemek hatta mümkünse daha az yemek, yaşam tarzı olmalı artık bizler için.. özellikle hamile olanlar ya da çocuk düşünenler varsa ve bu tür bir bağımlılığı varsa, aylar öncesinden uzak dursun lütfen. sigaradan farkı yok gözümde.
  10. hatta bu belgesel cekimi esnasinda, yapımcılara röportaj veren, gizli kamera ile çiftliğini cekmelerine izin veren tavuk üreticisinin sözleşmesini fesh eden şirketleri ve bunların siyasal otorite ortağı olan bakan ve müsteşarlarını isim vererek yani adres göstererek elestiren, adeta ölüme meydan okuyabilecek kadar cesur kişilerin yaptığı bir belgesel. mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum. en azından bir kere.