1. "
    astroloji, bilimsel geçerliliği bulunmayan bir uygulamadır. simya, frenoloji, homeopati, kuantoloji gibi uydurma bir bilgi türüdür. bilimselmiş gibi sunulduğu için ve bilimsel olarak açıklanabilir bazı hilelere başvurduğu için, tıpkı diğer sahtebilim türleri gibi milyonlarca insanı kolayca kandırabilmektedir. astrolojinin bilimin en basit testlerini matematiksel olarak geçemediğini burada, insanlar üzerinde yapılan basit bir testi geçmeyi başaramadığını burada göstermiştik. astrolojinin savunulabileceği hiçbir temeli olmamasına rağmen, bu kadar çok insanın buna kanmasının sebebi nedir?


    muhtemelen cevap, "ama bana uyuyor!" veya "şu kadar defa denedim, hepsinde uydu." veya "nasıl bu kadar net bir şekilde bilebilirler ki?" veya son olarak, "bir keresinde..." diye başlayan, anektodal (baştan geçen bir hikayeye dayalı) cevaplar olacaktır. bu tür anlatımların bilimde kanıt değeri bulunmaz. ancak insanları sürekli olarak kandırabilmesinin bir nedeni olmalıdır. astrolojinin hiçbir şekilde çalışmadığı, tamamen uydurma bir pratik olduğu, astrolog denen kişilerin kafasına göre argümanlar geliştirdikleri ve astrolojinin bilimin en basitten en karmaşığa hiçbir testini geçemediği biliniyorsa, nasıl oluyor da kişiliklerimize uyan tahminlerde bulunuyor?

    ilk olarak, aslında bulunamıyor. astrologların söyledikleri şeyler ve yaptıkları analizleri sadece bireysel olarak değerlendirdiğimiz için, diğer insanlarla kıyaslamaktan uzak duruyoruz. bu nedenle, astrologların ne kadar isabetli tahminlerde bulunduklarını düşünmüyoruz. yaptıkları sözde-analiz bize uyuyorsa, başarılı görüyoruz. uymuyorsa, "eh, ne bekliyorduk ki?" deyip geçiyoruz. bu ikiyüzlülük, astrologların toplumda halen tutunabilmesine izin veriyor. ancak bilimin basit bir testi, astrolojinin rezaletini ortaya çıkarıyor: 1990 senesinde john mcgrew ve richard mcfall tarafından yapılan bir deneyde, 4 erkek ve 19 kadın gönüllünün dosyaları 6 profesyonel astrologa verdi. astrologlardan, bu dosyalardaki kişileri, astrolojik doğum haritalarıyla eşleştirmeleri istendi. sonuç ne mi çıktı? profesyonel astrologlar, bu konuda hiçbir deneyimi olmayan ve rastgele, kendi bilgilerine göre eşleştirmeyi yapan bir kontrol grubundan (astrolog olmayan bir diğer gönüllüden) daha başarılı olamadılar! üstelik 6 astrologun yaptıkları tahminlerin hiçbiri birbiriyle örtüşmedi. bu basit bir test bile, astrolojinin geçersizliğini göstermeye fazlasıyla yetmektedir. çünkü astroloji, bilimsel bir yöntemi tekrar etmez. yapılan testler, aynı sonucu vermez. dahası, herhangi bir yöntemi yoktur. sadece bilimden çaldığı sözleri kullanarak insanların aklını zehirler. ancak yine de, o kadar geniş ve yüzeysel iddialarda bulunur ki, mutlaka, öyle veya böyle, kişilik veya baştan geçen olaylarla ilgili bir şeyler tutturabilir. insanlar da, tutanları sayıp, tutmayanları önemsemediği için, astrologların sahte başarısı şiştikçe şişer.

    bu durum, psikolog bertram r. forer tarafından da 1940'lı yıllarda fark edilmiştir. o dönemde amerikalı meşhur bir şovmen ve iş adamı olan phineas taylor barnum'un sürekli kullandığı "herkese uyan bir şeylerimiz var!" mottosunun, astrolojinin arkaplanında yatan sahtekarlığın anahtarı olduğunu düşündü. yaptığı araştırmalar sonucunda, astrolojik sözde analizlerin insanlara neden uyduğunu, daha doğrusu insanların buna neden kandığını göstermeyi başardı: gerçekten de, aslında spesifik olarak uyan hiçbir şey yoktu! analizlerin içerisindeki argümanlar o kadar geniş ve kapsayıcıydı ki ve o kadar çok sayıda olasılığı içeriyordu ki, zaten kanmaya hazır bireylerin bunlara kanmaması mümkün değildi. günümüzde buna "forer etkisi" ya da "barnum etkisi" deniyor. bu terimler, 1956 yılında amerikan psikologu paul meehl tarafından ileri sürülmüştür. forer etkisi, onu keşfeden bilim insanına ithafen, barnum etkisi ise bu etkiyi iş modeli olarak kullanan iş adamına ithafen kullanılmaktadır.

    forer, astrolojik sözde analizlerin insanlara nasıl uyduğunu bilimsel bir teste tabi tutmak istedi ve öğrencilerine bir kişilik testi verdi. öğrencilerine, her birinin sınavlardan aldıkları puanlara göre hazırladığı eşsiz bir kişilik analizi verdiğini söyledi. bu analizin, kendilerine ne kadar uyduğunu notlamalarını istedi. aslında, her biri, aynı analizi almıştı. kişiliğe özel olan bir şey yoktu; ancak öğrencilere öyle söylenmişti. her bir analizde, şu 13 madde bulunuyordu:

    1. sizde, diğer insanların sizi sevmesine ve hayranlık duymasına yönelik yoğun bir ihtiyaç var.
    2. kendinizi eleştirmeye çok açıksınız.
    3. kendi avantajınıza çevirmediğiniz büyük bir kullanılmayan kapasiteye sahipsiniz.
    4. bazı kişilik zaaflarınız olsa da, genellikle onların üstesinden gelebiliyorsunuz.
    5. cinsel beklentileriniz, sizin için problemler doğuruyor.
    6. dışarıdan bakıldığında disiplinli ve öz kontrole sahipsiniz; ancak aslında endişeli ve güvensizsizsiniz.
    7. bazı zamanlarda doğru şeyi yaptığınızdan ve doğru tercihte bulunduğunuzdan emin olamıyorsunuz.
    8. her seferinde birazcık değişim olsun istiyorsunuz ve eğer kısıtlamalarla karşılaşırsanız rahatsız oluyorsunuz.
    9. kendinizin bağımsız bir düşünür olduğunuzla övünüyorsunuz ve diğerlerinin açıklamalarını kanıtsız görüyorsunuz.
    10. kendinizi başkalarına açmanın çok da akıllıca olmadığını düşünüyorsunuz.
    11. bazı zamanlar dışa dönük, cana yakın ve sosyalsiniz, diğer zamanlarda ise kapalı, ilgisiz ve içedönük.
    12. bazı tutkularınız oldukça gerçek dışı.
    13. güvenliğiniz, hayatınızdaki temel amaçlarınızdan biri.


    öğrenciler, 0'dan 5'e kadar olan bir skalada (5, kesinlikle uyuyor idi), kendi analizlerine ortalamada 4.26 puan verdiler! tüm kağıtlar ve notlamalar toplandıktan sonra, her birine aynı kağıdın verildiği söylendi. üstelik bu 13 madde, bir astroloji kitabından olduğu gibi alınmıştı. herkesin bu maddeleri kendine uydurmasının basit bir nedeni vardı: kişiye özelmiş gibi gözüküyordu, ancak o kadar genel ifadelerdi ki, mutlaka bir şekilde, hayatımızın bir evresinde bize uyuyordu. uymuyorsa bile, azıcık doğru olduğu için, "yeterince iyi bir tahmin" olarak değerlendirmemize yetiyordu.

    bu araştırmanın ortaya koyduğu, söz konusu etkinin işlevsel olmasını sağlayan 2 temel faktör vardır: ilki, sunulan maddeler içerisindeki pozitif maddelerin negatif maddelere oranıdır (pozitifler, negatiflerden fazla olmalı ancak abartılmamalı). diğeri ise, deneklerin onları sınayan kişiye dürüst ve öznel geribildirimlerde bulunabileceği kadar güvenmesidir. bunlar sağlandığı takdirde, kimin üzerinde, hangi cümlelerle denerseniz deneyin, denekleriniz analizinizin kendisine uyduğunu söyleyecektir. ortada "tutmuş bir tahmin" yoktur. boş bir cumartesi günü ayaklarınızı masanıza uzatıp çayınızı yudumlarken rastgele (ancak yukarıdaki ilk faktöre uyarak) cümleler hazırlayabilir ve insanlara "gizemli astroloji analizi" olarak pazarlayabilirsiniz. size yapılan tam olarak budur. ortada bilimsel bir yöntem yoktur.

    işin sırrı, kişiye özelmiş gibi gözükecek kadar spesifik; ancak popülasyonun geniş bir yüzdesinde karşılık bulabilecek kadar genel "tahminler" ileri sürmektedir. bu da biraz deneyim, biraz araştırma ile elde edilebilecek basit hilelerdir. sonrasındaysa geriye işi süslemek kalır: sahte "astroloji haritaları", gizemli odalar, küreler, avuç içine bakmalar, kahve fincaları, tuhaf ve komik kıyafetler, buğulu bir ses ve daha nicesinin uydurdukları yalanlarla bir ilişkisi yoktur. onlar işin şov kısmıdır. parayı getirense, burada izah edilen forer/barnum etkisi'dir.

    şimdi hemen insanların eğlence merakını öldürmeye çalıştığımızı sanmayın. asla böyle bir amacımız yok. bir şeyin saçma ve yalanla bürülü olması, onun yapılmaması gerektiği anlamına gelmez. bu konuda hep kullandığımız örnek, illüzyondur. illüzyon tarihinde yer etmiş büyük illüzyonistlerin hepsi, yaptıklarının şov olduğunu bilirler. kendi sahnelerini hazırlarlar, kendi şovlarını yaratırlar. "rol icabı" olanlar haricinde hiçbiri yaptıkları illüzyonların gerçekten "sihir" ya da "büyü" olduğunu iddia etme safsatasına düşmezler. "senin bu yaptığın uydurma, bizi kandırıyorsun." diyenlerle kavgaya tutuşmazlar, cem yılmaz'ın esprili bir dille anlattığı gibi; "herhalde yani... sihir yapacak halim yok, yapabilecek olsam peygamberliğimi ilan ederdim; 10 liraya biletli gösteri yapmazdım. ancak işin sırrını keşfedebilecek misin?" minvalinde cevaplar verirler. astrologlar, psişikler ve benzerlerinde ise aynı aydınlığı ve realizmi göremiyoruz. özellikle "astrolog" olan insanlar, yaptıklarının gerçekten "geleceği öngörme" olduğunu iddia ediyorlar. yaptıklarının bir şov, bir illüzyon, bir yalan olduğunu kabul etmiyorlar. işte bu nedenle her görüldükleri yerde mücadele edilmeliler. yoksa biz, evrim ağacı olarak, insanların "eğlencelik" fal baktırmasına falan karşı değiliz. o sizin bileceğiniz iştir; kimseye laf düşmez. ancak toplumda yaptıklarının bir gösteri olduğunu kabul etmeyen, insanları kandıran ve paralarını alan bir sahtekar grubu varsa ve bunların sahte iddiaları, insanların gerçeklere ulaşmasını engelliyor, zihinlerini bulandırıyorsa; bunu ifşa etmek de bilim insanlarına düşer. bununla mücadele etmemek ayıptır.

    forer-barnum etkisi'yle ilgili deneylerin modern versiyonlarına bir göz atarak bu konuyu sonlandıralım. sözünü ettiğimiz deneyler, modern zamanlarda da tekrar tekrar denenmiş ve her seferinde aynı sonuçlara ulaşılmıştır (işte bilimi "bilim" yapan ve güvenilir kılan budur). örneğin kasım 2012'de yayımlanan bir makalede öğrencilere minnesota çokfazlı kişilik testi denen bir test uygulanmıştır. sonrasında öğrencilere hem gerçek test sonuçları hem de sahte test sonuçları verilmiştir ve hangi sonucun kendilerine ait olduğunun tahmin edilmesi istenmiştir. normalde beklenen, eğer ki bu kişilik testleri ve astroloji falları doğru olsa, en azından %80 gibi bir çoğunluğun doğru testi seçmesidir. sonuç, tam tersidir: öğrencilerin %59'u, kendilerine verilen sahte test sonucunun kendilerine uyduğunu söylemiştir ve gerçek olanın uymadığını söylemişlerdir. elbette öğrenciler hangisinin sahte, hangisinin gerçek olduğunu bilmemektedirler.

    daha sonradan yapılan başka araştırmalar, forer/barnum etkisi'ni daha da etkili hale getiren bazı ek faktörleri de ortaya çıkarmıştır. bunları şu 3 ana grup altında toplayabiliriz:

    • denekler (ya da kurbanlar) analizin sadece kendisine özel hazırlandığına inandırılacak, dolayısıyla okudukları ifadelerin kendileri için biçildiğine inanmaya meyilli olacaklar,

    • denekler (ya da kurbanlar), testi yapan, fala bakan, analizi yapan, deneyi sürdüren kişinin konu dahilinde bir otorite olduğuna inanacak,

    • analiz içerisinde daha çok pozitif analizler bulunacak. negatif analizler oransal olarak düşük olacak.


    bunları bir arada düşündüğünüzde, "falcıların", "psişiklerin" ve "astrologların" insanların yüzüne baka baka nasıl yalan söyledikleri daha da netleşmektedir.
    "
    alıntıdır