1. ben çok eski bir fotoğrafta duruyorum.
    yüzüm o fotoğrafta bile eski bir fotoğrafa benziyor.
    karmakarışık bir mitoloji, sarmaşık bir tempo
    tam o anda durmuş fotoğrafa;
    hâlâ duruyor.

    bir büyük yangında donakalan bir an:
    köprüsü yok bir köprü ayağı,
    kaderle yerinde duran.
    suyu çekilmiş bir çukur çeşme
    bir vakit sebil, ve
    bir devrinde gülmüş sonra yıkık eski bir şehir.

    beş kadın bir de yeşile yakın bir sepya:
    biri yanındakine ömrünü veriyor,
    üçüncüde boynunu sola çeken bir keder
    öylece duruyor. dördüncü ha var ha yok bir hayal.
    beşinciye çok eski bir yağmur vuruyor.

    siyah beyaz bir günmüş,
    fotoğrafın derininde bir gümüş nehir,
    donan andan dışarı, bir tek o, yürüyor.