• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.50)
Yazar john fowles
fransız teğmenin kadını - john fowles
ingiliz edebiyatının yaşayan belki de en büyük ustası olan john fowles, anlatı kurmaktaki mahareti, çarpıcı üslubu ve deneyciliğiyle dikkati çeken bir yazar. hiç abartmadan yüzyılın en iyi romanları arasında sayabileceğimiz fransız teğmenin kadını’nda bu özellikler mükemmel bir bileşime ulaşıyor.

bir kere olağanüstü başarılı bir atmosfer yaratıyor yazar, viktorya döneminde yaşamanın ne anlama geldiğini bütün netliğiyle ortaya seriyor. sonra eşine az rastlanır bir gizem yaratıyor, kitap bittiğinde bile gizeminden bir şey kaybetmeyen bir gizem bu. ve nihayet bilgeliğine sizi hemen ikna eden bilge ve son derece zeki bir denemeci üslubuyla varoluşçuluğun “sahicilik” ve özgürlük arayan insan soyutlamasını ete kemiğe büründürüyor, ama tanrı anlatıcı rolünü de sorgulamaktan geri kalmıyor.

fowles dünya tarihinin en tutucu dönemlerinden biri olan, her şeyin ve özellikle de edebiyatın sıkı kurallara ve “görev” bilincine bağlı olduğu viktorya çağından aykırı bir aşk öyküsüyle sesleniyor okura. roman başarısını büyük ölçüde nefis diyaloglarına ve iki karakter arasındaki gerilime borçlu. kadınların “görev”lerinin boyun eğme ve çocuk yapmayla sınırlı olduğu bir dönemde, romanın kadın kahramanı sarah, inanılmaz sezgi gücü, özgürlüğe olan tutkusu ve estetik olana duyduğu sevgiyle hemen romanın çekim merkezine yerleşiyor.

toplumsal kodları umursamaksızın sevmek neyi gerektiriyorsa onu yapmaktan kaçınmayan özgür bir kadın sarah. erkek kahraman charles ise görmüş geçirmiş bir aristokrat, ama görmüş geçirmişlikle bir aristokrattan beklenenler arasındaki dengeyi tutturmakta zorlanan biri. sarah’yla tanıştıktan sonra bu bıçak sırtındaki denge darmadağın olur. charles, çağının toplumsal statüsünün, eş dost çevresinin talepleri ile yolu aşktan geçen aşkınlık ve sahicilik, tek kelimeyle özgürlük arayışı arasında bir seçim yapmak zorunda kalır...

roman okumanın benzersiz hazzından haberdar olanlar, nabokov’un deyimiyle “belkemiğini titreten” kitaplar okumayı özleyenler ve sahici bir aşk yolculuğuna çıkmak isteyenler için... “fransız teğmenin kadını yalnız bu yüzyıl yazılmış en iyi tarihi romanlardan biri değil, hayatta okuduğum en esrarlı ve mantıklı aşk romanı da... okuyun...”orhan pamuk
  1. john fowles'ın kendisiyle özdeşleşen 1969 tarihli postmodern romanıdır. john fowles'ın en iyi romanı olmasa da tarihi dokusu ve içinde barındırdığı yoğun duygular nedeniyle en çok okuyucuya ulaşan ve bilinen romanıdır. kitabın iyi olduğunu kabul etmekle birlikte; daniel martin, mantissa veya magus varken onların önüne geçmesini doğru bulmuyorum. dolayısıyla, fowles'ın en "overrated" romanıdır ifadesini kullanmanın doğru olacağına inanıyorum.

    fowles romanın sonunu muğlak bitirmiş ve okuyucuya alternatif sonlar sunmuştur. diğer fowles romanlarından da görebileceğimiz gibi, fowles kendini "tanrı" yerine koymaktan ve "karakterler" aracılığı ile de kendisini ifade etmekten haz alan bir yazar. ayrıca okuyucu ile uğraşmayı ve dalga geçmeyi de oldukça sever. sonlarda bırakılan muğlaklık okuyucu ile oynaması, kendini bulduğu karakterlere son biçmeyi çok da istememesinden kaynaklanmakta diye düşünüyorum. roman, diğer fowles romanları gibi arka planda tutulan bilgilerle daha ilgi çekici hale gelmiştir.

    fowles'ın sanat, edebiyat, felsefe ve mistisizm gibi alanlara ilgisini ve bilgisini romanlarında görebiliyoruz. bu sefer arka plan olarak viktorya çağını seçmiştir. viktorya çağının o ağır kasvetli gösteriş ve aristokrasi kokan havasını kitabın atmosferi olarak seçmiştir. dolayısıyla özenli okunduğu vakit, ön planda tutlan bir aşk hikayesinden ziyade, arka planda asıl eleştirilen noktaları da görebiliriz. sarah karakterine atfettiği özgürlükçü, düşünen ve zamanın ötesindeki kadın imajı ile de asıl olan viktorya çağının karanlık noktalarına bir sistem eleştirisi getirmektir. bunu kural dışı bir aşk ile anlatmayı başarabilmek ise fowles'ın yeteneği sanırım.

    ana karakterin sarah mı charles mı olduğu hususunu değerlendirmek gerekirse; ana karakterin viktorya çağı olduğunu düşünüyorum. sarah ve charles sadece viktorya çağına ve kasvetine getirilen bir eleştirinin karakterler halleri. dolayısıyla charles aristokrasinin çöküşünü, o çağın kapanışını o dönem dayatılanları ve bunlara rağmen gelişen bilim ve sanatı temsil ederken, sarah ise o çağın kadınlarında bulunmayan ve sindirilmeye çalışan niteliklere sahip bir kadını temsil etmektedir.

    olay örgüsünde dikkat edilmesi gereken ise sarah ile yaptığı sistem eleştirisine yine sarah ile eleştiri getirebilmektedir. sarah'nın tartışmalı ve aykırı karakteri ile temsil ettiklerini öncelikle o çağın karanlığını vurgulamak ve ahlak anlayışına eleştiri getirmek amacı taşısa da, aslında aynı karakter üzerinden bir yerden sonra ahlaki çöküntüye de bir eleştiri getirmektedir. bir kadın karakter olarak ona atfedilen güç, sıradışılık, zeka ve ketumluk aslında fowles'ın kadın karakterlerinin çoğunda yer alan özelliklerdir. her ne kadar güçsüz ve kaybolmuş yan karakter kadınları da kitabında barındırmış olsa da fowles kadınlar için güçlü özellikleri daha çok kullanmakta ve bu özelliklere sahip olduklarına da inanmaktadır*.

    kitaba yön veren akım ve teknikler; postmodernizm, naturalist yaklaşım ve varoluşçuluktur. fowles kelimelerinin hepsini bir oyun olarak kullanıyor. okuyucu ve karakterlere karşı bir oyun oynuyor. betimlemeler, imalar, benzetmeler ve verdiği bilgilerle klasik bir fowles romanı hissi yaşatıyor. her romanında benzer karakter özelliklerine sahip olan karakterleri kullansa da aslında her romanında farklı olarak karşımıza çıkıyor. dolayısıyla konuları birbiriyle iç içe ama birbirinden de bir o kadar farklı romanlarıyla kendisine hayran bırakıyor.

    siyasi göndermeleri, dönemi takip eden akımlara yaptığı göndermeler ve günümüz dünyasına hakim olan düşünceler, akımlar ve eğilimlere yaptığı imalar ise oldukça başarılı ve bir o kadar bilgilendiricidir. fowles okunurken bir roman okumaktan ziyade, bir çok alanda çok farklı bilgileri harmanlayan bir kitabı okuyor olduğunu düşünmek çok daha doğru sanırım.

    not: bu sefer kendine "tanrı" rolü biçmiştir. viktorya çağına ve karakterler arasında gerçekleşen her noktaya hakim olmakla birlikte o dönemde olan her şeye de hakimdir.