• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (7.90)
g.o.r.a. - ömer faruk sorak
anadolu’nun turistik kentlerinden birinde tüccarlık yapan arif uzaylılar tarafından kaçırılarak g.o.r.a adlı gezegene götürülür. arif, gezegenden kaçmak için uğraşır. bunun için de uzaylı komutan logar’a karşı mücadele vermesi gerekir. bu mücadele esnasında gezegenin kralının kızı olan ceku'ya aşık olan arif, g.o.r.a'da tanıştığı dostlarının da yardımıyla logar'ı alt etmeye çalışır.
  1. defalarca izlenebilen ve bıkılmayan, repliklerini ezbere bildiğim film. hababam sınıfıvari yeşilçam komedilerinden sonra defalarca izlenebilen filmler kategorisini doldurabilen bir film. güzel film.

    -muhittin, amerikan başkanı dahil herkesi devreye sok, uzaylılar tarafından kaçırıldım. evet, tarafından.
    zgrkk
  2. türkiye'nin en iyi komedi filmidir. çokta fazla söylenecek bir şey yok 50 kere izlesen de 100 kere izlesen de bıkılmayacak bir film.
    quess
  3. !---- spoiler ----!

    + gora mahkum gemilerine sinyaller yolladım defalarca!!
    -.....
    +sonra seni buldum telefonda, biriyle konuşuyordun..
    -.. muhittin!
    + kimse kim ulan!!
    !---- spoiler ----!

    bu repliği aklıma her geldiğinde kahkahalara boğulurum. gerçi o sahnedeki tüm diyaloglar muhteşem o da ayrı bir konu*
  4. en sevdiğim repliği "anarşalılar asla yalan söylemez!" olan, izlediğim en başarılı komedi filmlerinden biri. esprilerin türk işi olması da ayrı güzel. bunun dışında filme saklanan detaylar harika. (arif'in duvarı boyarken kullandığı boya markası karosnives'in tersten yazılınca sevin sarok olması vb.)
  5. ağaçta sucuk yetiştiğini hatırlayınca bile bir gülme geliyor. bu film çıktığında ben orta okuldaydım. zaman ne çabuk geçmiş.
  6. cem yılmaz'ın en iyi filmidir bence. hatta abartıyorum, türk sinemasında yapılmış en iyi bilimkurgu filmlerden biridir. belki de en iyisidir. ama eleştireceğim tarafları da olacak.

    türk sineması tarihini çok fazla bilmiyorum, bu konuda özür dilerim. ancak yeşilçam sinemasının arabesk kültür etkisinde şekillendiğini ve genellikle bol dram soslu, hayatın acılarıyla yüzleştirmeye yönelik, belki fazla mazoşist filmlerden oluştuğunu biliyorum. türk sinemasını bir masa gibi düşünürsek, yeşilçam bu masayı oluşturan bir ayağı. ve önemli.

    bir diğer ayak ise komedi, eleştiri filmleri. bunları genellikle kemal sunal filmleriyle biliyoruz, türk sinemasını şekillendiren ana unsurlardan birisi. genellikle köy-şehir, köylü-şehirli, doğu-batı gibi ayrımları güzel yollarla güldürerek anlattı komedi filmleri.

    bu iki ana ayakla birlikte, ki yeşilçam sineması zamanla söndü diyebiliriz, 2000lere geldi. türk sineması her sene film çıkarıyor, ancak hollywood'tan çıkan bol bütçeli blockbuster filmler, avrupa'dan çıkan tam tersi eleştiriye dayalı, sanatsallığı yüksek filmlerden sonra türk sineması özgün bir tarz oluşturamadı, komedi-yeşilçam ikilisi arasında gücünü kaybetmeye başladı.

    işte burada gora'nın çekimleri başlıyor. gora, türk sineması için bir mihenk taşı görevinde, öyle ki şu an adını hatırlayamadığım önemli bir eleştirmen gora için, "türk sinemasını tekrar ayağa kaldıracak film." yorumunu yapmıştı. gora neden bu görevi üstleniyor? neden başka film değil de gora? gora çıktıktan ve popüler kültüre etkilerini hissettirdiklerinden sonra gerçekten de türk sinemasına değişik bir hava kattı. gora sonrası filmlerde hafif bir hava, tarz değişikliği sezilebilir. ancak dediğim gibi türk sinemasına yabancı olduğum için çok fazla konuşamam üzerine, şöyle diyeyim, bugün ahmet kural'lı, şahan gökbakar'lı filmlerin sinemaya girmesine, veya bu tarz komedinin oluşmasına sebep film gora'dır.

    biz türkiye'de yaşayan insanlar olarak bir tür eziklik kompleksine sahibiz. pop müziğimizle dalga geçerken, amerikanın pop müziğinden çıkan her şarkıyı defalarca dinliyoruz. kendi dizilerimizi yerden yere vururken, amerika'dan çıkan her diziye bağımlı oluyoruz. ve bu kompleks zamanla sinemaya da sıçradı. kendi filmlerimizi ezerken, tüm konsantrasyonumuzu hollywood filmlerine veriyoruz. burada yaptığımız hatalıdır demiyorum. ben de türk pop müziklerini dinlemiyorum, türk dizilerini takip etmiyorum, türk sinemasına yabancıyım. ancak yine de böyle bir kompleksin varlığını da biliyorum.

    bu kompleks, zamanla dalga geçmeyi aşıp acımasızca ezmeye dönüştü. dizi çekildiği zaman, o diziyi amerikan dizileriyle kıyaslayıp doyasıya dalga geçiyoruz, sinema çekildiği zaman o sinemayı hollywood filmleriyle kıyaslayıp, bütçeleri kıyaslayıp eziyoruz. dalga geçmek iyi bir şey aslında. iyi bir eleştiri yöntemi. ama sınırlarını iyi bilmek gerekiyor. örneğin türkiye'de çekilen dizilerin bölümlerinin 2 saat civarı olmasıyla, kötü oyunculuklarla, zamanı doldurmak için yapıldığı belli olan 5 dakikalık bakışmalarla dalga geçmeliyiz zaten. eleştirmeliyiz ki, dizileri yapanlar ders alıp süreleri kısaltsın, oyunculukların kalitesi artsın, 5 dakikalık anlamsız bakışmalar bir kenara bırakılsın. ama dalga geçmenin sınırlarını bilmemiz lazım.

    amerikan hollywood sinemasında her çeşit bilimkurgu var. çocuğunuzla gideceğiniz, ama patlamaların falan da olmasını istediğiniz film varsa, cevabı star wars oluyor. ciddi film arıyorsanız blade runner karşınıza çıkıyor. ve hollywood sinemaları, öyle iyi kültür objeleri haline geliyorlar ki, sadece amerikalıların kültürünü etkilemeyi bırakın, bizim kültürümüzü bile etkileyebiliyor. kullanıcı adlarımızı, tişörtlerimizi, hava atma unsurlarımızı, ve daha birçok şeyimizi etkiliyor. amerikada esen star wars rüzgarı, gelip bizim odamızdan içeri giriyor, hayatımızı etkiliyor.

    şimdi böyle ağır bir kültür etkileşimi ve üzerine bizim kendi dizilerimizle, filmlerimizle, şarkılarımızla düzenli dalga geçişimiz bir araya gelince ilginç bir karışım oluştu. ciddi bilimkurgu filmi çekemez, daha doğru bu tarz kurgular düşünemez hale geldik. çünkü başkahramanı türk olan bir film çekersek dalga geçilecek. eğer dünyaya bir uzay gemisi gelirse, amerika'ya inmek zorundaymış gibi, uzaylılar birisini kaçıracaksa bu kişinin amerikalı olması gerekiyormuş, dünyayı da bir amerikalı kurtaracakmış gibi hissediyoruz. böyle bir kültür bombardımanına tutulduğumuz için aklımıza oturmuş. bir uzay gemisi istanbul'a inip, bir türk'ü kaçırıp uzaya geri döndüğü zaman, uzayı ve insanlığı bir türk kurtaracağı zaman kahkahalara boğulacağız. çünkü gerçek hayatta ve bilimkurgu filmlerinde tüm evreni, insanlığı ancak amerikalılar kurtarabilir.

    bu detaylara neden eğildim? çünkü, gora'nın ortaya çıkışını çok etkiledi bu düşünce yapısı. cem yılmaz, gora'yı çekeceği zaman esprili bir film yapacağını biliyorduk ancak bu bizim maruz kaldığımız amerikan bilimkurgu kültüründen bu kadar etkileneceğini bilmiyorduk. film, ilk açılışından son kapanışına kadar komedi unsurları taşıyor.

    örneğin başkahraman arif adlı, bıyıklı, tam bir şark kurnazı türk delikanlısı. kilim satıyor, turistlere rehberlik ediyor, ama özünde o turistlere ekstra tarife uygulayan, hayattaki tek amacı köşeyi dönmek, kısa yoldan zengin olmak olan, sistemde çatlak bulsa hemen yararlanacak bir kişiliğe sahip. daha arif'in kişiliğinden filmin tonu ortaya çıkıyor. bir bilimkurgu filmi, daha doğrusu türk bilimkurgusu ama, ana teması bol güldürü, eğlence.

    daha sonra arif uzaylılar tarafından kaçırılıyor ve gemide uyanırken görüyoruz arif'i. bu durum bize yabancı. hollywood bilimkurgu filmlerini izlerken belki düşünmüşüzdür, türkler uzayda olsa ne olur diye. ama şöyle bir durum var: kendimizi eleştirmeyi o kadar abartmışız ki bir türkü uzayda düşünürken bile, o türkün yapacağı komik hareketleri düşünebiliyoruz ancak. yani bir türkün, bilimkurgu filminde dünyayı kurtaracağı, veya en azından bulunduğu gemide ciddi bir karaktere sahip olacağını düşünemiyoruz bile. peki bu yalnızca türklerdeki hafif kıroluk özellikleriyle mi ilgili, yoksa bilimkurguya dair neredeyse bütün kültürümüzün, geçmişimizin amerikadan geldiğiyle mi ilgili? bilimkurgu dünyasında türke, türklerin dahil olduğu ciddi kurgulara yer yok mu? yani bir türk ve bilimkurgu yan yana bulunacaksa illa bu filmin kategorisi komedi mi olmalı?

    yanlış anlaşılmasın, gora'da ben de güldüm, eğlendim ama dediğim noktaları düşününce, filmdeki bazı eleştirilerin, "kendi kendiyle dalga geçmenin" dozunun fazla kaçtığını hissedebiliyorsunuz. neyse, arif gemide diğer karakterleri görüyor. komutan logar ile tanışıyor. gemiden iniyor. buradaki teknoloji kullanımı çok hoşuma gitti. özellikle logar'ın gemisinin iniş, hangara yanaşma anları, burada kullanılan cgi gerçekten çok iyi. bir türk filmi, bilimkurgu filmine göre gerçekten kaliteli detaylar, emek var.

    gora yapıldıktan sonra, eleştirmenin dediği, gora'nın türk sinemasını değiştereceğine dair sözünü daha iyi anlayabiliyorsunuz şimdi. cgi kullanımını görünce gora'nın neden türk sinemasını silkemesi gerektiği ortaya çıkıyor. çünkü milyon dolarlık bütçeli bir türk bilimkurgu filmi çekiliyor ve cgi konusunda, oluşturulan setlerle ilgili iyi bir iş, bir film var karşımızda. peki gora sinema dünyasını etkileyebildi mi? bence komedi unsurları dışında etkileyemedi. hani gora'dan sonraki ikinci bilimkurgu filmimiz nerede? gora'nın milyon dolarlık bütçe kullanma, cgi kullanma, bilimkurgu film çekme konusunda etkilemesi gerekiyordu. ancak başaramadı. burada suç biraz gora'da.

    dediğim gibi gora filminde türk öğeleriyle dalga geçme öyle bir yere varıyor ki, filmi izledikten ve etkisi altında kaldıktan sonra, ciddi bir türk bilimkurgu filmi düşünemiyorsunuz. türklerin uzayda olması yalnızca dalga geçilebilecek bir şeymiş gibi sunulmuş.

    daha sonra bob marley faruk, 216 gibi karakterlerle tanışıyor arif. komutan logar'ın gora'nın hükümdarı olabilmek için evlenmek istediği ceku ile arif, ilk görüşte birbirlerine aşık oluyorlar. arif, 216, bob marley ve ceku birlikte kaçıyorlar. bir kasaba gibi bir yere varıyorlar. şimdi burada durmak istiyorum.

    mesela yol üstünde durdukları bu kasaba gerçekten güzel dizayn edilmiş. karakterler, kostümler, makyajlar, araçlar hepsi birlikte gerçekten bir bilimkurgu ahengi sağlamış. böyle anlarda, türklerin de ciddi bütçeli sinemalarda iyi işler çıkarabileceklerini düşünüyorum. star wars havası yaşatıyor o anlar. işte gora'nın suçu diyorum ya, hem bilimkurgu konusunda mihenk taşı olup, hem de çekildikten sonra bilimkurgu kültürüne başka güzel yapım kazandırılamamasının sebebi diye, işte burada, bu kasabayı düşününce söylüyorum.

    hem baştan aşağı türkler'in uzayda olması ile dalga geçiyorsun, hem güzel cgi kullanıyorsun, hem de yeri geldi mi çok güzel setler inşa ediyorsun. mesela, logar'ın büyük dedesinin 1800lerde dünyaya inmesini düşünelim. dede logar ve yanındaki robot, yanılmıyorsam konya aksaray'a iniyorlar. oradaki bir köylü robota tecavüz ediyor, dede logar kaçıyor, komutan logar'ın da dünyalılara karşı nefreti burada doğuyor. "dünyalılardan tiskiniyorum." diyor logar. film sırasında kahkahalar attık robota tecavüz sahnesinde. şimdi düşünün, ne kadar gerekliydi bu sahne? veya ne kadar sırıtıyor?

    biz hollywood bilimkurgu filmleri ve kendi kültürümüzün eksikliklerinden etkilenip diyoruz ki, türk sineması güzel çok bütçeli ciddi bir bilimkurgu filmi yapamaz. gora; güzel çok bütçeli cgi'lı, emek verilerek hazırlanmış setlerle çekilen bir film olarak geliyor, ve diyor ki "evet, yapamaz." robota tecavüz sahnesi ve bunun birlikte düşünülmesi gerektiğini düşünüyorum.

    sanki cem yılmaz biraz kolaycılığa kaçmış gibi. sanki, "eğer bu bütçeyle, bu setlerle ciddi bir film, ama altında klasik cem yılmaz esprili karışık bir film yaparsam, izleyici esprilere güler ama filmin ciddi tonuyla acayip dalga geçer, filmi beğenmez. en iyisi seyirciye kalmadan ben acayip dalga geçeyim ki seyirci de gülüp, 'evet halimiz bu.' desin." demiş bu filmde cem yılmaz.

    yoksa ben filmde espri olmasına bir şey demiyorum. derdim, tüm filmin baştan aşağı dalga geçmeyle dolu olması. eşcinsel esprilerini düşünelim. türkiye'de tutan espriler bunlar madem demiş cem yılmaz, tüm filme boca etmiş. bazı yerlerde güldüren gay esprileri, sonlara gelindiğinde seyirciyi bunaltıyor.(en azından beni bunalttı)

    veya arif sabunu almak için eğildiğinde arkasından çıkan garavel'i görünce dönüp "hocam ayıp oluyor ama." diye kızıp, klasik türk mizahı ile güldürüyor ama bu mizah filmin sonlarına doğru sıkmaya başlıyor.

    bilmiyorum, üzerinde düşünmek gerek. dediğim gibi, gora'yı nasıl ele almamız gerektiğine göre filmin güzelliği değişiyor. eğer türk sinemasının ayaklarından biri olan, kemal sunal'ın taşıdığı komedi filmlerinden biri olarak düşünürsek, yalnızca türk mizahıyla dolu bir türk filmi olarak görürsek gora işini iyi yapıyor. sinemaya gideni güldürüyor, dvd'sini alıp izleyeni bir kez daha güldürüyor.

    ama dediğim gibi, dünya bilimkurgu kültüründe eksik "türk" ögesi ile karşımıza çıktığında buna nasıl bakmalıyız? yalnızca, "türkler uzaya çıksa şöyle olur, böyle komik olur. düşünsene şöyle yaparız" falan diye düşünürsek, komik film. ama, milyon dolarlık bütçeli, cgi kullanılmış, özenle oluşturulmuş setlere, karakterlere sahip, bilimkurgu kültüründe yer edinmek isteyen bir film olarak görmek istiyorsak, o bakış açısını arıyorsak, bunu veremiyor gora. tek gördüğümüz şey bol bol mizah ve dalga geçme.

    bugün büyük bütçeli bir türk bilimkurgu filmi çekilse, istanbul 2099 falan gibi bir mekanda, zamanda geçse film, ve fragmanlarından ciddi bir hava verse, çoğumuzun aklına "türkler ve bilimkurgu mu? kesin saçma sapan bir film olacak." gibi önyargılarla dolu düşünceler gelecek ve belki o filmi beğenmeyeceğiz. bunu değiştirme potansiyeline sahip miydi gora? bu önyargıları yıkabilir miydi? yoksa o da kolaya kaçıp, herkes dalga geçiyor biraz da ben mi geçeyim dedi?

    bunları düşünmek lazım. ancak şurası bir gerçek ki, onca eleştirime rağmen gora komik bir film, ve popüler kültürümüzü etkilemiş bir film. ve ne kadar eleştirirsem eleştireyim şurası da bir gerçek, ne yazık ki bir süre daha gora gibi büyük bütçeli cgi'lı bilimkurgu filmi izleyemeyeceğiz.
  7. her sahnesi ayrı güzellikte bir film.zafer algöz eksik belki ama..çok ince göndermeleri olan,benim şahsen ikinci,üçüncü seferde anladığım selamlar barındıran film.şahanedir.

    (bkz: banane kardeşim goralılar düşünsün)
    kuz
  8. neredeyse tüm repliklerini ezbere bildiğim, türk sinemasının en iyilerinden hatta türünün en iyisi. filmi seven bir arkadaşımla spontane bir şekilde replik üzerinden diyaloğa girince dakikalarca sürdürebiliyoruz. filmi defalarca izledikten sonra ancak keşfettiğim bir ayrıntı; arif ışık'ın mustang'inin plakası 07 az 007. her yerinden detay fışkırıyor arkadaş.
    mnb
  9. sinemalara geldiğinde büyük hevesle gitmiştim. diğer izleyiciler de farklı durumda değildi. o kadar ki ilk gün sinemada koltukların yanına ekstra 2 sıra sandalye dizilmişti. insanlar sandalyede izledi filmi. türk sinemasının en sağlam komedilerinden biriydi.