• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.52)
gattaca - andrew niccol
21. yüzyılda genetik mühendisliği çok gelişmiş ve bilimsel olarak kusursuz insanlar yaratılmaktadır. özel pozisyonlar için yetiştirilen bu yeni süper insan ırkı yüzünden, normal yollardan dünyaya gelmiş insanlar işsiz kalmakta ve ikinci plana itilmektedir. onlardan biri olan astronot adayı vincent, gattaca şirketinde ancak temizlikçi olarak iş bulabilecekken, komadaki bir atletin kan örneklerini ve kimliğini alarak iyi bir pozisyonda işe girer. fakat şirkette işlenen bir cinayet, olayı araştıran dedektifin dikkatini vincent'ın üzerinde yoğunlaştırmasına sebep olacaktır.
  1. gelecekte muhakkak yaşanacak olan genetik etik tartışmalara şimdiden çok güzel atmış, harika bir film. bilimkurgu demeye dilim varmıyor, bilimden çok kurgu içeriyor ve bunun dozu çok iyi ayarlanmış. hani bazı filmlerde inatla mantık hatası ararsın, bazılarında ise iyi niyetin üstündedir, olası bilimsel yanlışlara takılmazsın. gattaca ikinci türden bir film.

    ayrıca 97 model uma thurman ve son derece ingiliz aksanlı jude law içerir, aman dikkat.
  2. anlatılan ile anlaşılan hiçbir zaman aynı değildir. ben kısaca filmden anladıklarımı anlatmak istiyorum.

    ağır mı ağır !---- spoiler ----! içerir...

    filmde karanlık bir atmosfer hakim ve bu karanlık atmosfer tanrı iradesinin değil bilim iradesinin ürünü, kusursuz ve muhteşem yeteneklere sahip insanlar yaratan bilim, aynı zamanda yarattığı insanların mutsuz olmasını engelleyememekte. mutsuzluğun nedeni ise tutkuların tükenmişliği, tutkularının olmayışının bir kanıtı belkide... ileri bir çağda yaşayan insanların otomobillerinin modern estetikten yoksun oluşu. otomobillerin teknolojik donanımı ziyadesiyle ihtiyacı karşılamasına rağmen estetikten uzak...

    filmin başkarakteri vincent ise tanrı iradesinin bir ürünüdür diyebiliriz. bir nevi aşk ve tutkuyla meydana gelen bir oğuldur. kardeşiyse bilimi temsil etmekte ve birçok konuda tanrı iradesinden üstün konumda olduğunu gözler önüne sermektedir. yanılmıyorsam üç veya dört kez gördüğümüz deniz sahnesi kaosu temsil etmektedir. ve bu sahnelerin üçünde, bilim tanrı iradesine mağlup olmaktadır. çünkü bilim, yeni nesil insanın elinden şiddeti, aşkı, öfkeyi, tutkuyu söküp almaktadır. bilimin ürünü insanoğlu kaosa alışık değildir... bundan dolayıdır ki teknolojik gelişmelere rağmen suç mahallinde güvenlik kamerası bulunmaz.

    tekerlekli sandalyeleri incelediğimizde, ilkel olduklarını görürüz. çünkü sakat kalma, hastalanma riski çok azdır. bunun dışında final sahnesi düşündürücüdür. bilim, tanrı iradesini saf dışı etme inisiyatifini eline geçirdiği halde tanrı iradesinin galibiyetini engellemez...

    başarılı bulduğum bir film, bir de andrew niccol'un ilk filmidir.

    !---- spoiler ----!
  3. divxforever çeviri grubu (dftg) sayesinde tanıştığım, altyazılarında minik de olsa katkım olan 1997 yapımı başarılı bir film.


    bilimsel olduğu kadar duygusal da bir film.
    !---- spoiler ----!
    çok uzak gelecekte sipariş usülü, neredeyse kusursuz bebeklerin dünyaya geldiği bir dünyada normal doğum ile dünyaya gelenlerin gördüğü muamele ile sipariş insanların kusursuzluğunun anlatıldığı, insanların hayata karşı nasıl bir adalet içinde bırakıldığı gibi derin mevzular...


    !---- spoiler ----!
    izlerken insan ister istemez düşünüyor; bugünün dünyası da pek farklı değil sanki.
  4. muhakkak izlenmesi gereken filmlerden biri listemde üst sıraları zorlar.bilimsel ve insanı düşünmeye sevk eden tavsiye film
    arkhe
  5. andrew niccol filmlerinden keyif almak için sıralamanın in time, simone, gattaca ve sonunda da lord of war olması gerek sanırım. sıralamayı bozunca, ki ben bozdum, gattaca ve lord of war diğerlerini yavanlaştırıyor. bu iki filmin çıtası çok yüksek.

    bilimin kapitalizmin tekelinde hizmet verdiği, mükemmel kavramının içini nasıl doldurduğumuz ya da boşalttığımız üzerine, oldukça iyi bir film. bir çok yerde izlemeden önce okuduğum yorumların aksine, bilimin (genetik bilimi de dahil buna) kimin tekelinde olduğunun ortaya çıkan sonucu direkt etkilediğini düşünenlerdenim. hastalıklardan arındırılmış, sağlıklı bireyler 'ısmarlamak' değil zaten filmde de sorun olarak ortaya konulan; aksine bunu bir istatistik haline getirip sistemin daha verimli kölelerinin oluşturulması süreci...o yüzden bilim kurgu olan film anlattıkları ile ağır bir dram ve bugünle çok fazla paralellik barındırıyor. dancer in the dark örneğin; kör olmakta olduğu fark edilmesin diye doktoru atlatmaya çalışan kadınla burada vincent'in yapmak zorunda kaldıkları çok farklı değil. çünkü sistem kendisi için daha fazlasını sömürebilmek için veriyor insana; ekmeğini de, suyunu da, bilimsel gelişmeyi de...

    wallerstein'ın bildiğimiz dünyanın sonu kitabından hareketle makale yazdırmıştı bir hocamız zamanında; onu hatırlattı izlerken. soru basit: teknolojik ilerleme gelişme midir?
    mesut
  6. uma thurman ne kadar güzelmiş öyle ya tepkisi verdirebilir. geleceğe dair etkileyici öngörüsü ile dikkat çekici, azimle sıçan taşı deler temalı başarılı film.
  7. önümüzdeki 20 yılda crispr teknolojisi sebebiyle en nokta atışı gelecek tahminini yapan filmlerden birine dönüşecek.

    not: kahvede gazeteden başını kaldırıp memlekete söven adam olmak istemiyorum ama crispr için wiki linki bile veremiyoruz. ey gözünü sevdiğimin memleketi.

    !---- spoiler ----!

    savaşarak kalbi bir tık daha attıracak insanlar lazım bize

    !---- spoiler ----!
    abrek
  8. izlediğim en iyi bilim kurgulardan biri aynı zamanda gerçeğe en yakın olanı. ikisinin aynı anda olması ironi gibi bir şey.