1. üretmeyip eleştirmektir.
  2. düşünmeden konuşma veya bir kişiye görüşe körü körüne bağlılık gösterme
    ryu
  3. iç ve dış işlerinde hep birilerine bağımlıdirlar
    belit
  4. geri kalmış toplumlar hep aynı problemlerle uğraşırlar
    bu problemleri bir türlü çözemezler. problem başlarken dikkate almazlar ancak kangren olduğunda dikkat ederler ki artık bütün toplumu tehdit edecek hale gelmiştir sorun. probleme akılcı değil de duygusal yaklaşırlar. sorunları hemen çözmek isterler, mücadeleden yana değillerdir. sorunu çözemezler. izahını yapamazlar kendilerine, mizahını yaparlar. gülerler ağlanacak hallerine.
  5. anlayışsızlık ve farklı fikirlere tahammülsüzlük sanırım.
  6. *niteliksiz eğitim
    -fırsat eşitliğinin olmayışı
    -sorgulamaktan uzak dayatmalar öğretilmesi
    -eğitimin ideolojik olması
    *sosyal anlamda eşitsizlikler
    -şehirlerin yaşam standartları arasındaki uçurumlar
    -gelir adaletsizliği
    -kadınların olması gerektiği yerde olmayışı
    *yüksek suç oranları
    -ve bu suçlara gerekli cezaların verilmemesi
    *özgürlük kısıtlamaları
    -mesela özel sektördeki bir çalışanın yeterince tatil yapamaması
    -genç bireylerin seçimlerinde ailelerinin etkisinde kalması
    *önceliklerin saçma olması
    -dinin bilim ve sanattan önce gelmesi
    -tv izlemenin kitap okumaktan mühim durması
    *niteliksiz bireyler ve kurumlar
    -belki de eğitimin sonucu olarak düşünülebilir.
    -ebeveynlerin yetersiz olması
    -kurumların ilgili olmadıkları şeylere buluşmaları
    -insanların kurumlara bu nedenle duydukları güvensizlik

    bunlar aklıma ilk gelenler. basit bir tasnif yaptım ama yeterli değil gibi geldi. aklıma geldikçe ekleme yapacağım.
  7. birey olamama ve kisilik eksikligi.

    bu tarz bir toplumda yetisen, disari daha kapali bölgelerde büyüyen cogu insan birey olamiyor. kendi fikirleri olmuyor genelde.
    erken yaslardan itibaren baskalari onlarin adina karar verdigi icin baskiyla birlikte bu böyle, daha sonra da devam ediyor.
    haci, hoca , ögretmeni, annesi, babasi, abisi, ablasi veya arkadas grubu icindeki bir büyügü ne dediyse neye inaniyorsa dogrudur. aksi düsünülemez. onlara göre yasar, oy verir, kendinden büyük gördügü iki süslü laf edebilen bos manipülatif insanlarin gölgeside yasamaya mahkum olurlar. kendi fikirleri önemli degildir. aslinda kendi fikri de yoktur, kalmamistir. o yüzden nereye ceksen oraya gider. güdülmesi gerekir.
    baska biri gelip ya sen bireysin bi dur düsün derse sinirlenir. düsünemez cünkü.
    erdem, haysiyet ve ahlak anlayislari yoktur veya zayiftir. saygi duymasi gereken seyler de degildir bunlar zaten.
  8. okumamak
    çünkü okumak düşüncenin tetikleyicisidir. yeni düşünceler öğrenip içselleştirmenin en iyi yolu okumaktır.
    eğitim öğretim sistemi bile buna göre şekil almalıdır. mesela yabancı bir ülkede okula yazılırsanız elinize iki kağıt verilir. bir dönem okumanız gereken kitapların listesi öbürü ezberlemeniz gereken kelime listesi.
    bizde türk edebiyatı ve türk dili ve bu derslerin ilk öğretim içeriklerine bir göz atsanız; hemen bilgi sahibi olursunuz.
    hiç bir içerik okumayı, yazmayı, eleştirel düşünmeyi desteklemez. sadece ezbere bilmeniz gereken bir müfredat vardır.
    örneğin, lise bir öğrencisi edebiyat dersinde divan edebiyatı ile ilgili bir çok terim öğrenir. gazel nedir, ilk beyiti, son beyitinin adı nedir, kasidenin bölümleri nelerdir, çart curt .....
    ama o öğrenci bir tek divan şiiri okuyup içeriğini anlamaz buna gerek yoktur. sınavda bunlar çıkmayacaktır.
    hadi lise son sınıflara bakalım, cumhuriyet dönemi edebiyatımızın bir çok yazar ve şairini ve eserini ezberler. sadece isimlerini yahut özetlerini. çünkü sınav bunun üzerine kuruludur.
    ama bir aylak adam ya da sevgili arsız ölüm ya da yakın dönem şairlerinden birinin şiirini okumaz. müfredat böyle değildir.
    diğer derslerde de durum aynıdır. abd de üniversitede öğretilen integrali bizim çocuklar lisede öğrenir.
    eğitim sosyal hayata hitap edecek ve insani ilişkileri düzenleyecek yükseltecek şekilde belirlenmez. nerde geri kalmış ülkelerde!
  9. sadece inanmanın yeterli olduğunu düşünen toplum yapısı.
    dinler veya düşünce akımları tek başına geri kalmış ülke olmayı sağlamıyor en nihayetinde. önemli olan o olguyu ne olarak hayatında kullandığın. yol gösterici olarak mı kullanıyorsun, yoksa kafan rahat olsun diğer inananlarla aynı hayatı yaşayayım diye mi inanıyorsun ona. toplum olarak kafası rahat ve risk almadan yaşamaksa amaç zaten senin inandığının ne gereği var ki...