1. gezgin olmanın hazzını yaşamış youserlardır. halen gezmekte olan, bunu yaşamının değişmez bir parçası olarak kabul eden, hayatının en azından bir kısmını bu şekilde yaşamış youserlardır.

    gezmenin ve daha önce gitmediği bir yeri keşfetmenin inceliklerini deneyimleyen, acı, tatlı, sıkıntılı, keyifli, huzur dolu birçok anıyı biriktirmiş kişilerdir. interrail, otostop yahut yürüyerek birçok insanın yapamadığı, imrendiği bir yaşamın içinde yürümüşlerdir. parasız nasıl geziyorsun sorusuna yola çık yol açık demişlerdir. her ne kadar çevreden gelen işsiz güçsüz gençler olarak görünseler de yaşamın kendisini yakaladıklarına inanırım. bu insanların daha sosyal, daha sağ duyulu, inanılmaz töleranslı, optimist kişiler olduğunu düşünüyorum.

    birçok kültürün içerisinden geçtikleri için arı olanın peşinde sürüklendiklerini düşünürüm. zaman zaman kilometrelerce yolu durmaksızın yürüyüp, hiçbir arabanın durmadığı yol kenarlarında saatler harcayıp, yağmur, kar, sıcak demeyip durmadan yollarına devam etmelerini sağlayan bir güce sahipler. sanırım kendi perspektiflerinden bir çizgi çizip zihinlerine bunları kaydediyoruz.

    gezgin bir youser olarak youreads.net'teki gezginlerin deneyimlerini, anılarını, sorularını, tavsiyelerini, gezgin günlüklerini paylaşacakları bir buluşma noktasına ihtiyaç duyabileceğini düşünüyorum. gezgin olmak isteyen ancak buna cesaret edemeyen güzel insanlara cesaret kazandırabileceğimiz bir nokta bulabiliriz belki.
  2. benim bu youserlardan birisi. akşam akşam 10 km yol yürüdüm, varlığından haberdar olmadığım sokaklar keşfettim pokemon go sayesinde.
  3. "bu benim" yazacak youser'ları takibe almak için sinsi gibi beklediğim başlık. ama bakın lütfen rica edeceğim sadece gezmeyin, gezi yazılarınızı bizimle de paylaşın. ben okumak için sabırsızlanıyorum zira.
  4. benim bu diyemiyorum çünkü o kadar çok insan gördüm ki bu tanıma dolu dolu sığan, kendime gezgin demekten utanırım. yolculukları seviyorum diyelim, yeni hikayelerle karşılaşmayı. bu arada haftaya gaziantep'e gidiyor olacağım, varsa güzel hikayeler ya da lahmacun ısmarlamak isteyen eheheh kırmızıyı yaksın lütfen.
  5. gezgin anılarından biri,

    anıları kağıda yazmak ne kadar zormuş. yani hatırlayıp kolayını bulmak varken bide onları yazıya dökmek. şahane. başlıbaşına bir iş bu. ancak n’aparsın? gezmek bir inançsa bunun ibadetlerini yerine getirmek gerek. henüz otostop tecrübem olmadı. pardon biraz hızlı karar verdim. üniversitenin içinde yaptıklarımız sayılıyor mu? hadi onları saymayalım. öyleyse bir otoyola çıkıp kocaman bir kartona berlin yazmak birazcık çekinilecek bir olay. gelgelelim cepte para yok. hadi hadi, cepte paran yok numarasını kendine yutturamıyorsun. hibe var hesapta. korkuyorsun belli ki bir anda beş kuruşsuz kalmaya. ulan bir de erkenden dönmek zorunda kalırsan yersin turşuyu. çok zorlama. sen paranı idareli harca evladım. nasılsa aşağı yukarı harcayacağın mebla değişmeyecek. öyleyse şuraya varabilirim. yani kendimi kandırmak gibi olmasın ama gideceğim üç beş güzel kentin hakkını vereyim. akıllı telefonun yok. hatta ülke dışında çıktığından beri telefon kullanmıyorsun. nasıl olacak? pusulaaaa! evet pusulaya ihtiyacımız var. gezginlerin tek pusulasını edinmem gerekecek. harita. gezi rotasını falan boşver sen. çık yola. yol açık. korkuların açık. endişe hat safhada. napcaktım ki? evet bişiyler yaptım. güzel.
    polskibus denen harika ötesi otobüsle ilk yolculuğumu yapıyorum. iki katlı bir otobüs polskibus. (hatırla çocuğum unutma diye söylüyorum ayrıntılarını. kendine haksızlık edeceksin ilerde. düşün ki bunca güzel manzarayı bir daha göremeyeceksin!) (ya da vazgeçtim hacı düşünme. ulan düşüncesi bile kanser ediyor beni.) üst kattayım. şans mı bilmiyorum ama en öndeyim. türkiyedeki gibi koltuk numarası falan vermiyorlar. ha yolculuk mu? kuzeye. en önde sol tarafta koridor kenarında oturdum. sırt çantamı önüdeki boşlukla koridor arasında bir yere tutuşturdum.(çok titriyor bok gibi yazıyorum) pencere kenarında bir hatun. siyah saçları. kısa. makyajını abartmamış. müzik dinliyor güzelim. polonyalı kızların güzelliğinin ırksal olarak hybrid olduğunu düşünmeye başladım. hehehe ulan ırkçılık mı yapcan? tamam ya söylüyorum işte. rus ve alman karışımı güzellik bu. ayakkabısını çıkarmış, ayakları kokuyor. neyse ya bir şey söylemeyecem. ulan yıllarca hatay nur turizmde bu kokunun hasını çekmişim vız gelir tırs gider.

    ..

    ..

    .

    dayanamadım seslendim. varşovalıymış canımıniçi. biraz soğuk yaptı önce ama sanırım ingilizcesi kötü diye. yoksa bildiğin arap çekiciliği var bende! haha ulan ne morukluk yapıyon yine. neyse uzatmadan şuan neredeyiz diye sordum varşova dedi. hahaha neyse ki bozuntuya vermeden ingilizcesinin kötü olduğunu söyleyiverdi. gülmeseydim keşke be. neyse çok çirkinim ondan oldu heralde. kulaklığımı taktım şu sarsıntılarla yazmaya çalışıyorum anılarımı. ne bileyim işte belki unuttuğum bir an açar okurum. bir de kendime yazdığım şeylerin iticiliği var. çok korkuyorum olum aslında. valla lan. bak geçmişinden sana not. eğer çok değişmişsen ve bunun sonucunda bu yazdıklarının birer saçmalık olduğunu düşünüyorsan bu günlüğü hemen kapatıp sakladığın yere geri koy. demek ki benden eser kalmamış. saklamaya devam et yaşlanınca elbet ağlayacaksın bu günlerine. aha kız bişi sordu. hahaa işaret parmağımla one second yaptım yazmaya devam ediyorum. önemli bir iş yaptığımı düşünsün hehe.

    pek mühim bir şey değilmiş. çantasını ayaklarımın oraya koyup “okey okey! okey?” tekrar ediyor. sorun yok be valla sorun değil. kusura bakma gelecekteki ben daha fazla yazamıyorum çok titriyor. molada gözlemlerimden devam edeceğim.
    aylardan kasım. dışarısı 8 derece. moladayız. ismini söyleyemediğim bir yer burası. yazamıyorum da o yüzden. çok önemli değil. hava soğuk ama heyecanlıyım. varşovadan yola çıkıp gdansk’e gidiyorum. dün gece yurtta arkadaşlarla içiyorduk. biraz fazla içtim sanırım. sabah gdansk’e gitcem dedim. gece 1 falandı. polskibus bileti aldım. hostelde yer ayırttım. hostel güzeldir umarım. ismi cycleon hostel. ucuzdu. alırken sadece old town’a yakın olup olmadığına baktım. sabah 5 civarı uyanıp otobüse gittik. ha bu arada yalnız değilim. erasmuslu insanlar da var. gerçi onlardan ayrı yerde kalıcam ama beraber gidiyoruz. onlar arka koltukta.

    ..

    .

    .

    .

    hostele yerleştikten sonra gdansk’in tarihi yapılarını gezmeye başladık. kiliselere bayıldım abi. bütün şehri tepesinden seyrediyorsun. bu arada gdansk liman kendi walesa dedikleri bir adam yaşamış bu şehirde. adam polonyalıların atatürk’üymüş. ben inandım. anlatılanlara göre limandaki işçileri örgütlemiş. ve haklarını savunmuş. 2 grev kararından zor döndürmüşler. hapis mapis ohhoo çok derin mevzular. walesa önemli adammış yani. ha evet sonunda başarmış walesa.

    kilisenin bitmek bilmez merdivenlerini aşındırdıktan sonra nihayet ayaklarımız yere bastı derken hoppala. koskoca baltık denizine gelmişiz bir tekneye de binmeyelim mi? binecem tabi. hem de alâsına binecem. korsan gemisi var lan. çok güldüm önce abi bulamadınız mı başka konsept. tamam o havaya sokmaya çalışıyorsun da önünde bildiğin masa var be. her şeyi uydurdun da bir rom bidonu mu bulamadın tahtadan. tey allam ya. çok takılmadan kancalı adamdan bilet alıp doluştuk. neyse ki hem ingilizce hem lehçe anlatıyorlar. lehçe anlatmasalar çok üzülürdüm. pışşıkıaşıkısşaşaşka bu harika harflerin arka arkaya gelerek anlamlanması beni benden alıyor. “resmen şarkı ayol!” aha böyle bir ses duydum. şu lanet türkler. lan tamam ben sesli konuşuyorum da sen neden cevap veriyorsun. ulan bitmediniz her yerdesiniz be. haha! moral bozmak yok. selamlaşma ve uzaklaşma seramonisi. nerelisinlere girmeden sıvışşşş.

    nihayet karaya ayak bastık bilader. hatırla o uzun kumsalı. dikenli ve buz gibi anasını satayım. ve unutma çırılçıplak ayaklarınla erasmusluları kandırıp soyunup dalıcam ben dediğini. bir kişiyi yedin. akşama gaz partisi var çivi gibi soğuk su. bu suya girdiğimi hayal edemiyorum. soğuktan ölürsün lan. bi ismi vardı bide onun ama şimdi çorapla ayaklarımı kurularken hatırlayamıyorum. allahtan çift çorap giymişsin hacı. haha! nasıl üşüdüysen artık! haha! ne güzel memleket yahu burası. güneşin altında oturmuşsun. çınar ve sen. nazım’ın şiirine bağlamadan kaç kaç kaç.

    nihayet gece oldu ve bara oturdun. şimdi hostelden yazıyorum ama kafam on numara oldu. arkadaşlarla oyun oynadık. yuvarlak masada sayıları sayıyoruz yanlış yapan fondip votka. ulan ne yanlış yaptım be. bildiğin yanlış yapmaktan keyif aldın.
    dün bu kadar içmene rağmen erken kalkmayı başardın. hosteldeki rezaletten sonra hala nasıl gezmeyi düşündüğünü bilemiyorum. ama başardın. bravo. biraz daha ayrıntı vereyim. acayip midem bulanıyor.

    neden önemli biliyor musun? gezginsin! sonunda canın ne isterse onu yapıyorsun! hesapsız kitapsızsın! her anlamda. dün bardan çıkıp hosteli zor buldun ya. her gördüğün bankta oturup ayılmayı bekledin. hosteli bulunca yarım saat yerinden kalkamadın. sonra tuvalette dakikalarca böğürdün ya! evet abi sen canın istediği için yaptın! özgürsün! sen seçtin. ve aynı gezgin ruhunla ( bunun doğru olup olmadığını seninle tartışmıyorum güzel kardeşim! beni hiç alakadar etmiyor! ama sen öyle istedin! hiç pişman değildin!) sabahın 7sinde uyanıp sopot’a gidiyorsun.
  6. gezgin olmak hep hayalim. fakat yapacak cesaretim yok. gidebileceğim son noktaya kadar gitmek istiyorum. tüm hayatları görmek, yaşamak, yiyeceği, gülümsemeyi, acıyı, sevgiyi paylaşmak, sıcaklığı hissetmek, sadece yürümek, uzaklarda olmak, kendimi bulmak ve nefes almak istiyorum. insanlardan kaçmak kolay. ama o 50 yıldır tanıyormuşum diyebileceğim insanları tanımayı istiyorum. doğanın tek evim olmasını istiyorum. nasıl başlayabilirim ? tüm bu düzenden nasıl kurtulabilirim? insanları nasıl geride bırakabilirim? bilmiyorum.
    tek istediğim tümümünü görmek.
  7. henüz olmayan ama olmak için yaşam planını o şekilde çizen biri olarak umarım bir gün dolu dolu yazacağım ya da belki de tamamen teknolojiden uzaklaşıp o gezgin olma eylemini hücrelerime kadar hissedeceğim.

    kendi yolumu aşağı yukarı çizdim. her ne kadar planlardan ve tasarılardan nefret etsem de buna ulaşmam için belli krokiye sahip olmam gerekiyordu. 3/4'ünü tamamlamak üzere olduğum okulumu bitirip 2-3 sene de çalışarak para biriktirimi yaptığımda sanıyorum önümde engel kalmayacak. hayalini kurduğum en güzel şey özgürlük. bağımsız olma. yurttan, kendimden, toplumdan, öğretilerden...
    bazen ciddi anlamda sıkışıp boğulduğumu hissediyorum. sanki denize dalmışım da yüzeyine çıkmama izin vermiyorlarmış gibi. boğuluyorum ama yaşıyorum. kendimi nerede kaybettiğimi bulmak yerine başka bir nefes ile yeniden filizlenirim belki. cesaret edebileceğim en güzel şey bu! sınırlara sıkışan insanlar düşüncelerini de o sınırlar dahilinde ve belki bir fanus içinde kapalı tutmak durumunda kalıyor. sığmıyor ütopya. açılmak gerek, keşfe önce benlikten başlayıp sonrasında düşünceleri ferahlatmak gerek. doğan güneş bizi çağırıyor, peşine takılıp gitmek, belki de olanca gücümle kaçmak istiyorum. ihtiyacım olan çok şey yok, bir harita, bir bisiklet, biraz da yaşamak için gereken materyaller. mesela su! hepsi bu.
  8. benim bu, hayatımda gezmekten öteye bir anlam yok. mesela şu an evdeyim ancak içimdeki gezgin ruh beni birazdan alıp okula götürebilir. hem de bunu tam bir anlamıyla özgür olarak yapacağım. oradan yemek yemeye, kahve içmeye, spor yapmaya... artık ayaklarım nereye götürürse. tabi ki gecenin sonunda, tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır.
  9. gezgin olabilmek için paraya ihtiyacınız yok en azından çok paraya. üniversitedeyken otostop ile anadolu turuna çıkmıştık 1 arkadaşım ile beraber kastamonu başlangıç olmakla birlikte ardından bartın amasra safranbolu trabzon trabzon'dan dönüş direk istanbul ve istanbul dan sakarya izmit bolu karabük ve kastamonu. max. harcadığımız tutar 500tl 2 ay öğrenim kredisinin yarısını kenara atarak bulduğumuz para sadece. inanılmaz eğlence oluyor tatilllerinizi bu şekilde değerlendirin