1. duyduğumuz ölüm haberleri artık sıradan cümleler oldu artık. hayatların yok oluşundan çok daha basit anlamlar ifade etmeye başladı kulaklarda.

    aynı atmosferi soluduğunuz, belki yolda yanyana geçtiğiniz, ama hiç tanımadığınız insanlarla yolunuz nihai sonda kesişiyor ve onların gitmesine tanıklık ediyorsunuz. yarım kalan hayallerinin, yaşama hakkı elinden alınmışlarla böyle başlıyor öykü.

    şu yaşta, şu boyda, beyaz erkek/kadın, diye başlayan raporlandırma sürüp gidiyor. hepsinin geride biraktığı bir öykü, aniden gelen hayata veda etmişlikleri, insanı şöyle adam akıllı bir sarsıyor. tutup duvardan duvara vuruyor. sonra, sonrası yok bir boşluk.
    onlardan kalanları kayıt altına alıp, cüzdan, çanta, takı, üzerlerinden çıkan kanlı kıyafetleri vs bir çantaya koyup yakınlarına verirken utanmak. ama öyle böyle değil rezilce bir utanmak. suçlu hissetmek. öyle adı konulmayan garip bir duygu.

    peki ya şehitler? 20 yaşlarında hayatın çok başında olan çocuklar? onların yaşıtları metropollerin gece hayatlarında alemlerine akarken trinitrotoluen kurbanı olanlar?

    evet 17.02.2016 tarihinde ankara ve diyarbakır şehitleri. hayattan koparılıp alındınız. eksik yaşamlarınızla sadece bir süre konuşulacaksınız.
    daha giyilmemiş kıyafetler
    binilmemiş bisikletler
    terkedilmiş okullar
    eksik kalmış aşklar
    kavuşulamamış sevgililer
    yarım bırakılmış işler
    okunamamış kitaplar
    yazılamamış öyküler
    ve yapmak istediğiniz herşey.
    öylece yarım kaldı.
    bir anne evladını, bir kadın erkeğini, bir çocuk babasını, bir erkek karısını, bir sürü insan hayatını, bir koca millet insanlığını kaybettiği son günlerde, sıradan cümlelerden oldu artık duyduğumuz ölüm haberleri. ölüm, bir hayatın yok oluşundan çok daha basit anlamlar ifade etmeye başladı kulaklarda.

    en korkunç olanı da şehit ve ölüm haberlerinin bize normal gelmeye başlaması oldu belki de. artık eskisinden daha az şaşırıyoruz bu haberlere, eskisinden daha az acı hissediyoruz içimizde. ölümü basitleştiriyoruz git gide. ölüm, bir hayatın yok oluşundan çok daha basit anlamlar ifade etmeye başladı kulaklarda. "kaç tane var" demeye alıştı dudaklarımız.

    ruhunu şeytana satmış sefil insan yığınları sizden nefret ediyorum. kötülükleriniz zebanilere selam çaktırır hale geldi. defolun bu ülkeden. terör örgütünü legal hale getiren, gözümüze sevimli göstermeye çalışan, oy uğruna bunlara göz yuman siyasiler, halen kimin eli kimin cebinde diye magazin kapıştıran sözüm ona televizyoncular, sosyal medyada şurda burada terör sevicisi dangalaklar, kanla beslenen pis oluşumlar, kirli oyunlar ve bunlara göz yumanlar. şerefsizsiniz ağır şerefsizsiniz.

    giderken size birşey yapamadım. sadece ve sadece uğurladım söz uçar yazı kalır denir ya. "ölümsüzsünüz" öyle işte.
  2. ölümlerin istatistiğe dönüştüğü şu günlerde ölmenin bir olay değil, günlük bir hal aldığı bu dönemde kendi ölümümü düşünüyorum, sonra ölen insanları.ne için yaşıyoruz bir gün ölmek için ama öldürülmek için mi dünyaya geliyoruz.orta doğunun kenarında doğunun ortasından daha orta doğudaymışız gibi geliyor.sanki normalmiş gibi, sanki patlamalar, saldırılar olmuyormuş gibi bir algı yaratılma çabası insanlığı sorgulatan türden.
  3. şehit haberleri üzerinden konuşmak istiyorum;
    artık normal kabul ediyoruz günde 4-5 şehite kadar, çoğumuz haberin başlığını görüp detaylarını açmıyoruz yalan mı..

    toplu halde daha fazla şehit haberi geldiğimizde o zaman yüreğimiz dağlanıyor sanki, o zaman facebook yorumlarında yer buluyor, o zaman acı paylaşılıyor..

    bunu suçlamak için söylemiyorum, algımıza fazlasıyla yerleştiğini söylemeye çalışıyorum.
    ölüm normal, öldürülmek normaldışı. artık bunun normalleşmesi ise çok acı.
  4. bu başlığı açarken içimden "son olur inşallah bir daha bu başlığa yazmam" demiştim. fazla utopik bir hayal kurmuşum. yine yitip giden onca hayatın arkasından bakakaldım.öylesine. bir suçlu, bir ezik, insan ötesi birşey gibi. tarifi yok.

    gidenlere eklendiniz. yine gittiniz. hep gidiyorsunuz. haber dahi vermeden, birdenbire gidiyorsunuz. "dünyada konukluğumuz bu kadar" diye zengin kalkışı yapıp gidiyorsunuz. sen 16 yaşındaki çocuk, 19 lu yaşlarda üniversiteliler, 20 yaşlarındaki insanlar, bıyıklı amcam, alışveriş cantası elinde teyzem, dna ları, tüyleri, kuyrukları, kanatları patlamanın etkisiyle sizin bedenlerinize yoldaşlık etmiş kedi, köpek, kuş oradaki herkes, her canlı. neden bu aniden gidiş? nereye bu yolculuk?
    burası başkent değil miydi? ankara yani. kabilde, bağdatta olsanız belki daha çok yaşama şansınız olurdu değil mi?

    sizden sonra neler oldu bilseniz. ne açıklamalar yapıldı. "olay yerine başarıyla ambulansları yolladık" dedi biri. "terörle yaşamayı öğrenmeliyiz" diye ekledi diğeri. haaaa birde çok pis şekilde kınadılar. kınamaları çok önemliydi. akabinde yayın yasağı getirildi. istikrar bozlumasındı. halk haber alamasındı, olsundu.
    sosyal medya hemen kısıtlandı ama facebook güvendeyim butonu uygulaması yaptı. (ne gıcık bir uygulama güvendemisin? heeee güvendeyim. lazım olunca yavaşlıyorsun haber almam kısıtlanıyor. ne işe yaradın şimdi?)

    meşhur bir film repliği vardır " açaydım kollarımı gitme diyeydim" acsaydık kollarımızı gitmeyin diyebilseydik. bunu demesi gerekenler istihbaratta uyuyorlar. elime bir megofon alıp"inek obası uyaaannnnn" diye bağırmak istiyorum en şener şen tarafımlan.

    evet öncekiler gibi gittiniz. yarım kalmışlıklarınızla öylece bu hayattan koparılıp gönderildiniz aslında. biz mi? biz şimdilik sıramızın gelmesini bekliyoruz. hangi otobüs durağında, hangi meydanda, hangi caddede ne şekilde nasıl olacağını bilmeden saadece bekliyoruz.
    ışıklar içinde uyuyun.