1. ya satın aldığınız kıyafetin etiketi tüm hikayeyi size dürüstçe anlatsaydı? bangladeş’te, kamboçya’da veya sierra leone’de, işçilerin hangi şartlarda çalışarak o giysiyi ortaya çıkardığını etiketine bakarak öğrenseydiniz?

    kanada adil ticaret ağı (the canadian fair trade network) insanın kafasında şimşek gibi çakan bir çalışmaya imza atmış. rethink ajansının katkılarıyla hazırlanan bir dizi afişte, kıyafetlerin içler acısı yapım hikayesini anlatan etiketler görüyoruz.

    http://cftn.ca/campaigns/label-doesnt-tell-whole-story
  2. mesela:
    “%100 pamuklu. 9 yaşındaki behnly tarafından kamboçya’da üretildi. behnly her sabah 5:00’te kalkıp çalıştığı konfeksiyon fabrikasına doğru yola çıkıyor. işe vardığında da işten ayrıldığında hava karanlık olacak. üzerine incecik şeyler giyiyor; çünkü çalıştığı ortamda sıcaklık 30 dereceyi buluyor. odadaki toz ağzına ve burnuna doluyor. onu yavaş yavaş boğan bir günün sonunda 1 dolardan az para kazanacak. bir maske ise şirkete 10 cente mal olurdu. etiket hikayenin tamamını anlatmaz.”
  3. farkındalılık yaratmak için güzel, ancak insanlar alıp giymeye devam ettiği sürece ne yazdığının hiç bir öneminin olmadığı etiketler.
  4. uluslararası şirketlerin varlığının ne kadar büyük bir tehlike oluşturduğunu artık daha fazla örnekle biliyoruz. 2012 yılında net karı 2.2 milyar $ olan nike, tanıtım için harcadığı paranın %1 ini dahi işçilerinin sağlığı ve iş güvenliği için harcamıyor. güvenliksiz ve aşırı çalışma göz önüne alındığında uluslararası şirkette işçi olarak çalışanlar için geçinilebilir bir ücret akla bile gelmeyen bir hayal olarak kalıyor. bizim 150-200 tl verip alabildiğimiz ayakkabılar, giysiler için birileri ölüyor, çocuklar eğitimi bırakıp çalışmak zorunda kalıyor, deri işçileri zehirli maddelere maruz kalıp cilt kanseri oluyor. sanırım hiçbir şey bu vahşi hikayenin tamamını anlatamaz.
  5. iki gün üst üste aynı şeyi giymeye utananan insanlar burada mı diye merak ettiren etiketlerdir.
  6. o iğrenç taşlanmış kotları giymeye devam ediyoruz mesela. ve biliyoruz ki patronlar üç kuruşun hesabını yapıp ama insan ölümlerinin (nasılsa yoksullar her koşulda çalışırlar çünkü) hesabını yapmayıp gerekli önlemleri almayacaklar asla. ve gencecik insanlar "moda" adına silikozis denen illete tutulup hayatlarını kaybedecekler birer birer. aman kapitalizm yaşasın da ölümler teferruat öyle değil mi?