1. istanbul devlet tiyatrosunun iki perdelik yeni oyunu.
    oyun ikinci dünya savaşı sırasında ingiltere'de bir tiyatroda geçiyor. bu tiyatro ve oyuncuları ülkedeki hava saldırıları ve nazi tehdidine karşı oyunlarını oynama, sanatını icra etme peşinde.
    oyunda giydirici norman karakterini oynayan celal kadri kınoglu oyunun başından sonuna kadar karakterin hakkını vermiş olup enerjisinden hiç taviz vermedi.
    oyun hakkında tek olumsuz eleştirim sigara içilmesi.
    güzel oyun gidin izleyin.

    (bkz: the dresser - peter yates)
  2. cuma akşamına bilet alıp 2.45 dk sürdüğünü öğrenince gitmediğim oyun.
    oyun çok iyiymiş ancak 20.00 a bilet alanların oyun süresini göz önünde bulundurarak gitmesinde yarar var
  3. neredeyse 3 saat olmasına rağmen hiç sıkılmadığım, oldukça etkileyici bulduğum oyun. teknik yandan bakacak olursak sahne kullanımı oldukça başarılıydı, sadece ışık kullanımı yer yer gözümü yordu. hikaye 2. dünya savaşı sırasında turnede olan bir tiyatro ekibinin giyinme odasında geçiyor ve oyun içinde oyun olarak ilerliyor, ekibin oynadığı oyun ise shakespeare'den "kral lear". celal kadri kınoğlu giydirici rolünde neredeyse oyunu tek başına sırtlıyor, yine önemli ve derin bir karakter olan sör içinse hakan çimenser'i biraz daha baskın ve güçlü görmek isterdim.

    !---- spoiler ----!

    oyun içinde oyun konsepti ve bu geçişler yer yer seyircinin kafasını karıştırsa da norman'ın seyircilere açıklama yapışı ve beyefendinin bir türlü sahneye çıkamayışı oldukça ketifli sahnelerdi.
    tabii oyun duygusal olarak zirvesini finalinde yaptı ve norman'ın son çıldırışı yıllar boyu aklımdan çıkmayacak performanslar arasında yerini aldı. norman'dan sonra beni en çok etkileyen ise madge oldu sanırım, yanyana ama uzaktan yaşanmış 20 yıllık aşkını kaybedişi bende derin bir hüzün bıraktı. zaten sonunda hep yaşanamamış, yarım kalmış hikayeler ve hisler üzüyor beni.
    ve son olarak; "benim bir arkadaşım vardı..."

    !---- spoiler ----!