• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.67)
Yazar Bilge Karasu
göçmüş kediler bahçesi - bilge karasu
"oyun üzerine ne biliyorsam ondan öğrenmiştim. ustam karşımda duruyordu. ama oyunun oynanması üzerine bilgi vermemişti. satranca çok benzeyen bu oyunda taşların, yani bizlerin adı, satrançtaki gibiydi, kurallar hemen hemen aynıydı. bir iki noktada satrançtan ayrılınıyordu. o noktalırı da başkan anlatmıştı bu sabah. ne ki, satranç oynamasını bilip bimediğimi kimse sormamıştı. morların bilmesi gereksizdi zaten. bir zamanlar biraz oynamış olduğum yiçin, oyunu bilmiyorum diyerek işin içinden sıyrılmağa da kalkışmamıştım. oynamak istemiştim, başından beri, onu gördüğümden, oyuna katılıp katılmayacağımı soruşundan beri...
  1. gece'deki imgeleme, karanlık ve sağanak korkunun baskınlığına, göçmüş kediler bahçesi biraz daha boynu bükük biraz daha masalsı bir iz bırakıyor.

    bilge karasu'nun güçlü türkçesinin eşsiz bir gösteriye büründüğü bu öykü kitabı ağızda tat bırakan, sorgulamalar içeren öyküler konduruyor damağımıza.

    biten yine bir kitap oluyor kalan da kaldığıyla iz bırakıyor.

    hatalı başlık açtım, düzeltildi tşk. moderasyon.
  2. öykü kitabı olarak tanımlanabilir ama masal kitabıdır. hem de masal masal içinde anlatılır. bitince aklınızda kalan tadı tarif edemezsiniz.
    hele ali poyrazoğlu'nun masalı, yüzlerce sayfa anlatılan insanı iki sayfada anlatıp bitirir.

    !---- spoiler ----!

    ağustos 1969 içinde, ali poyrazoğlu şunu anlattı: adamın biri bir deniz balığı tutmuş günün birinde, o kadar sevmiş ki yanında hep kalsın istemiş. her gün suyunu tazelermiş, denizden kova kova çekip taşıyarak. bir süre sonra usanmış deniz suyu taşımaktan, musluk suyunu denemiş. balık biraz tedirgin olmuş ama alışmış sonunda tatlı suya. gel zaman git zaman adamın içine merak olmuş, tatlı suya alışan balık havaya da alışır mı diye... (bana sorarsanız, balık ya alıkmış ya da adamı gereğinden çok seviyormuş ki bu da bir çeşit alıklık olabiliyor sırasında. dönelim gene ali poyrazoğlu'nun masalına). balık önce boğulayazmış, debelenmiş, sonunda havaya da alışmış. günlerden bir gün adamın denize gideceği tutmuş. balığı da yanında. koymuş onu çakıllığın gölgeli bir köşesine, kendi de denize girmiş. çocuklar geçiyormuş oradan o ara. balığı görmüşler. nasılsa, acımışlar, bu balık karaya vurmuş, yazık, denize atalım, demişler. adam deliler gibi yüzüp yetişesiye balık boğuluvermiş denizde.

    !---- spoiler ----!