gregor johann mendel

Kimdir?

gregor johann mendel (d. 20 temmuz 1822[1] – ö. 6 ocak 1884) kalıtım biliminin babası olarak anılan avusturyalı [2]bilim adamı, mendel kanunlarının mucidi ve rahip.

kalıtım biliminin öncüsü botanikçi, bitkiler üzerine yaptığı çalışmalarda, bir türün özelliklerinin kalıtım yoluyla sonraki kuşaklara aktarıldığını bulmuştur. mendel'in öne sürdüğü ilkeler, 20. yüzyılın başlarında yapılan deneylerle doğrulandıktan sonra, kalıtım kuramının bütün canlılar için geçerliliği saptanarak, biyolojinin temel ilkelerinden biri haline gelmiştir.
  1. gregor özel hayatında ağzıbozuk, küfürbaz diğer hayatında da klasik günah çıkaran tipten bir rahipmiş. kendisinin rahiplik yaptıktan sonra canı çok sıkılmış olmalı ki hayatını devam ettirmek için kendini avusturya'da bir balıkçı kasabasına atmış. daha sonra farklı birşeyler yapmak için çiftçiliğe ticarete atılmaya karar vermiş. sonra düşünmeye başlamış ne eksem diye derken bir bakmış komşusu tohumcu aleksandır ordan geçiyormuş. bağırmış demiş ki "aleksandır emmi aleksandır emmi gel bir 5 çayımı iç gel" demiş. bunun üzerine aleksandır "lan saat daha 3 olmadı ne 5 çayından bahsediyorsun sen benle t.şak mı geçiyorsun" demiş tabi aleksandır çok dakik adam bir olay erken veya geç olursa delleniyor öyle biri. neyse gregor da "yav emmi 3'ün 5'in lafını mı yapıyorsun hem gel konuşacağımız şeyler var olmazsa çok güzel eriklerim var hepsi benden yani papaz eriği ehehe" demiş. aleksandır tabi erik hastası bir adam ailesi bir tarafa erik bir tarafa onun için sonra tabi bunu duyunca cebinden tuzluğu çıkardığı gibi soluğu bizim gregorun yanında almış. şimdi diyceksiniz tuzluk ne alaka bu aleksandır aynı zamanda hipotansiyon hastası düştüğü zaman yiyor kafasına göre sonra bu oturmuş erikleri tuzlayıp götürürken geregor da "ulan hayvan herif nasıl da yiyor camış gibi arada nefes al boğulacan başıma kalacan amk dur şuna bir an önce konuyu açayım da bulmuşken kaçırmayalım" diye düşünmüş. sonra konuşmaya başlamış "yav" demiş " aleksandır emmi şimdi benim papazlıktan kalan bir birikimim var burda soğan patates üretip satmayı düşünüyorum, sen buraların eskisisin de hele bir burda ne yapsak iyidir sence?" diye sormuş. bunu duyan aleksandırın gözleri faltaşı gibi açılmış. var ya bu aleksandır ne şark kurnazı, ne yaman biridir bir bilseniz neyse kendisi zaten tohumcu bunun elinde pazarda satamadığı bir kaç çeşit bezelye varmış. o da "ulan ne de olsa hemşehri hemşehriyi gurbette öpermiş dur şuna bunları itekleyeyim " diye dişünmüş ve demiş ki "lan yeğenim sen manyakmısın ne patatesi ne soğanı bezelye dururken bunlar beslenir mi kafan mı güzel ne içtin" demiş. bizim saf gregor da "yav ne alakası var emmi ya patatesi kızartsak soğanı kuru fasülyenin yanında kırsak fena mı olur" aleksandır sinirlenmiş "lan" demiş. "salak biz de kuru fasülye yemeği mi var domuzun yanında soğan mı kıracan patatesi desen hamburgerin yanında veriyorlar az kafanı çalıştır hem 3-4 ayda yetişiyorlar sürümden kazanırsın demiş" daha sonra bu fikir gregorun kafasına uymuş ve anlaşmışlar ve elde avuçta ne varsa gregor mendel hepsini bu kenafir gözlü aleksandıra vermiş.

    aylar geçmiş aleksandır aldığı parayla direk yunan adalarına kaçtıktan sonra hatunların göbek deliğinden üzüm yerken avusturyada hasat zamanı gelmiş gregor hasadını yapmış satmaya gitmiş. gitmiş gitmesine ama ne malını alan var ne de soran. neyse sezon bitmiş az buçuk birşey kazanmış fakat onla da daha doğru düzgün temel ihtiyaçlarını bile karşılayamamış. sonra sorup sormuştur ki o bölgede bamya gibi bezelye'nin uğursuzluk getirdiğine inanıyorlarmış. gregor da "bamyayı anladık da hadi yetmez kısa kalır falan da bezelye niye uğursuz olsun " diye kara kara düşünürken çaresiz evin yolunu tutmuş. bir yandan aleksandıra da sövüyormuş bir yandan da kendisini nasıl ayaküstü bafilediğini düşünüyor kendine yediremiyormuş ama sövse de sövmese de nafile aleksandır şarap içip ceviz kırıyor adamın umurun da mı sanki.

    eve geldikten sonra gregor mendel neyse demiş olan oldu bari şu elimdeki bezelyeleri ekeyim de aç kalmayayım. tekrar ekmeye koyulmuş. bir süre böyle devam edince hep aynı şeyleri yemekten artık adama gına gelmiş. en son " papaz her gün pilav yer mi lan pilav olsa neyss amk o da yok" diye isyan etmiş ve ne yapsam ne yapsam diye düşünmeye koyulmuş. "bari hiç olmazsa bunları tek tek atmak yerine karıştırıp atayım da belki domates biber falan çıkar " ümidiyle karşık serpmiş. yani gregor'un böyle düşünmesi normal çünkü bezelye yemekten beyni durmuş adamın. sonra hasat zamanı geldiğinde domates biber bulamamış ama bir bakmış ki yeşil taneli düz yapraklı bezelyenin sarı taneli çocuğu gibi değişik değişik bezelyeler bulmuş. sonra boş bakkal misali bezelyeleri tartmış, biçmiş işsiz zaten bunu sistematiğe dökmüş. sonra bunları halka anlatmış. halk da bunu dinlemiş hak vermişler ama dinledikten sonra dağılıyorlarmış başka ne olacaktı. hatta halktan büyük resmi gördüğünü iddia eden bazı kişiler " yer mi ulan bu numaraları avusturya çocuğu git bezelyeni başka yerde sat " diye tepki koymuş. artık illallah eden gregor "lanet olsun size de sahilci kasabanıza da zaten avusturyada sahil mi var ki kasabası olsun amk, s.....m yapacağınız işi ben gidiyorum" deyip evini sattıktan sonra viyana kapısına kadar gitmiş uzaktan bir bakmış osmanlılar 3.kez viyanayı kuşatmışlar şehre girişler kapalı başka bir şehir olan bürünn'e giitmiş. buraya yerleştikten sonra bakmış savaş zamanı tabi millet de aç vermiş bezelyeyi vermiş bezelyeyi 1-2 yılda köşeyi dönmüş sonra demiş ki " ulan her şeyi aldım bari bir amacım olsun şu çalışmalarımı bir tanıtayım belki ünlü olurum da kralın kızı manolya'yı helalim olarak alırım " sonra çalışmalarını parayı bastırıp gazete dergi aracılığıyla herkese tanıtmış. deneyler yapılmış onaylanmış. gregor ününü duyan manolya ise o sıra komşu prenslerle istanbul beyoğlunda takıldığı için umursamamış. gregor mendel de "bir manolya hayalimiz vardı o da piç prenslerle takılmaya gitmiş şansımı s...." diye iç geçirmiş. daha sonra mendel bu kadar uzun bir maceradan sonra her ne kadar manolyanın kalbini kazanamasa da genetiğin kurucusu ünvanını kazanmış bu da bir başarıdır.