1. mizacı sert biriyim. genelde öyle söylerler. bu işin bencesi de öyle. asık surat minvalinde bir şey de değil. daha çok ifadesiz bir çehre. ama bu, hayata tren muamelesi yapmak da değil boş bakmak gibi de değil.
    daha çok atay'ın gecekondusunda ikamet etmek gibi. dostoyevski'nin yeraltında günce tutmak gibi. london'ın okyanusa açılmış yük gemisinde hayatı ve kişileri soyutlamak gibi.
    mahkeme duvarı suratlı diye lanse edecek olursam bu halimi. 7/24 de böyle yaşayan biri değilim. ama benim alternatifim vardı. ve ben de seçim yaptım. çünkü hayatı sürekli arkasından ittireceksek, her seferinde bir şeyler almak için bir şeyler vereceksek o zaman yoruculuğun, yıpranmanın yanında gülen bir sıfata da sahip olabilirsiniz. belki? benim rasyonel perspektifim komedya yerine dramın hüküm sürdüğü. o yüzden şen şakrak bir mizaç yerine şu anki haleti ruhiyem daha tercih edilir geliyor bana.
    ''afrikadaki insanlar aç bu yüzden ben de yemek yemiyorum.'' samimiyetsizliğinde ve eylemsizliğinde de değil durum.

    gülmek kahkaha atmak biraz daha farklı. anlık olan eylemlerin getirileri diye düşünüyorum.
    yaratılabilen ama hayatını idame ettiremediğimiz olgular. mesela kime gülüyorsun. engin günaydın? tolga çevik? seth rogen? james franco?* biletini satın al. ve bol kahkahalı birkaç saat geçir. gülmeyeceğim diye gitsen bile gülersin. esnemek gibi. birileri gülüyorsa bu sana da bulaşır. en fazla da yüz kaslarının refleks haline dönüşen çalışma prensibi der geçersin.
    o an hayatını renkli kılar. güzelleştirir. ama yaşam süresi kısadır.

    evet şimdi tüm bu saçmalamamı bağlayacağım yere bağlamaya geldi sıra.
    siz gecekonduda da olsanız, yeraltında da yaşanız, okyanusun serin sularına da bıraksanız kendinizi, mağaranızda yaşayıp her şeyi görmezden de gelseniz birisi, bir şey sizin elinizden tutup yanıldığınızı gösterebiliyor.
    bu sizin hayatınızda ete kemiğe bürünmek gibi oluyor. olumsuz bir durumda her seferinde güneşi batırmak yerine artık güneşin parıltısına umarsızca kendinizi bırakabiliyorsunuz. bazen de zamanın kendi payına düşeni yerine getirmesini bekleyebiliyorsunuz.
    ''kuş ölür sen uçuşunu hatırla.'' furuğ
    ''beklemesini bilenler herhalde bu dünyada bulunan (bulunması gereken) insanüstü bir kuvvetin gözünden kaçmazdı. kendilerine yazık edenler, zamanın her şeyi nasıl halledeceğini bilmeyenlerdi.'' oğuz atay
    niyeyse bu iki alıntı konuyla çok bağıntılı gibi geldi, paylaşmak istedim.

    bazen bu bir gitar olabiliyor*, bazen bir hayvan olabiliyor*, bazen de bir insan olabiliyor*.

    sen bana gülümsemeyi öğrettin. gri bulutlar dağıldığında gökyüzünün mavi kaldığını gösterdin.
    evet en doğru yol bildiğiniz yoldur. ama bazen de bilmediğiniz bir yol size kalıcı bir gülümseme sunabilir.
  2. gülümsememi genelde alaycı ya da ukala buluyo insanlar. hiç çok güzel gülüyosun diyeni duymadım, yine bıyık altı gülüyosun ne geldi yine aklına tarzı tepkiler daha çok geliyor.
    kahakaha olayı zaten benlik değil boğazlanıyomuş gibi bir ses ve tipimin kaymasıyla töbe bismillah bişey oluyorum. neyseki sık kahkaha noktasına gelmem de çok fazla insan şahit olmaz buna
    wtf