1. bana gelmediği sürece pek ilgimi çekmeyen mesaj.
  2. kimin umrunda ki.
    günümün aydın geçmesini dilemek yetmiyor üzgünüm. bizzat aydınlatılabilir. zor değil bi insanı mutlu etmek.
    tribi kime atıyorum acaba
    parov
  3. sevdiğiniz kişiden geliyorsa güne mutlulukla başlamanın sebebidir.
  4. saat alarmı gibi şartlanmış olmayıp gülümsetenleri, kahve gibi canlandırıcı etkiye sahiptir, tükenmeden alınız :)
  5. lanet bir şeydir. 5 yıllık sevgilimle ayrıldıktan bir gün sonra el alışkanlığı mıdır nedir, bilemediğim bir durumdan dolayı, uyanır uyanmaz günaydın mesajı atmıştım kendisine. godot biz ayrıldık? demişti.
  6. uzun zaman sonra bir youser tarafından bugün aldığımdır. teşekkür ettiğimdir.
    burak
  7. bu sabah lapis'ten geldi günaydın mesajımız. online olanları bilmenin bir yolu mu var, yoksa kim var kim yok gönderdi mi bilemedim.
  8. atmayın arkadaşım öyle şeyler.. alıştırıyorsunuz ondan sonra herkes beklentiye giriyor.
    makro düşünün biraz..

    misal; ilişkinin başındasın, midende kelebekler dolaşıyor, sevgi pıtırcığı arkadaşım. oohh mis gibi sabah sabah atıyorsun mesajı "günaydın balığım, akşam uyuyamadım.. ............"
    (noktalı yerlere yazdığım mesajı sildim.. zira her iltifatı etrafa yayarsanız fazla kullanılmaya başlar, eskir... bir de afişe olma ihtimali filan.. aman diyim.. kıps kıps...)

    aradan bir kaç hafta geçer (hafta mı.. iddia ediyorum 4.günde yazacak değişik bir şey bulamaz büyük bir çoğunluk); "günaydın portakallı kurabiyem...." burada biter mesaj.. ama yine de idare eder işte..

    altı ay geçer; "günaydın.." ... hepsi bu kadar.. ufaktan sıkıntılar başlıyor, hazır olun..,

    bir yıl geçer; akşam bira içmeye gittiniz sevgilinizle.. biranın da etkisiyle "biz monotonlaştık mı? bu sabah günaydın mesajı atmadın da ...".... işte büyük bir sorun.. tüm akşamınızı bunu açıklamakla geçirmek durumundasınız.. "hayır yani atmak zorunda değilsin tabii ki.. gün sen mesaj atmasan da doğuyor sonuçta, bu olmadan da kalkabiliyorum ben.." diye devam eden sorunlar yumağı çözülemez arkadaşlar. boşa uğraşmayın, sessizce biranızı içip garson kızın kalçasına, varsa dekoltesine (alllaamm umarım vardır) filan çaktırmadan bakın...

    birbuçuk yıl sonra; "ezgi'nin sevgilisini gördün mü yaaaa... sabah erkenden kapıya gelip taze kurabiyeler bırakmış, sonra gitmiş.." (bu yaşandı inanın bana, allah o ezgi'nin sevgilisini inşallah monotonluğun diplerine sürükler.. şerefsiz bir de yanlışlıkla bizim kapıyı çaldı kurabiyeler için.... sonra tut tutabilirsen o sevgiliyi...)

    üçüncü yıl; "çayı koydum simit alsana..."
    "yaa kızımı ne simiti allasen, ekmek kızartalım işte kim gidecek şimdi..."

    her şey o günaydın mesajıyla başlıyor.. her şey... yapmayın etmeyin nolur....

    *minicik bir eklenti yaptım sadece..
  9. bazı güzel ve tatlı şeyleri mecburiyete ve zorunluluğa çevirince gerçekten de böyle oluyor. ama insanın bünyesi uygun hemen alışıyor hemen beklentiye giriyor. o yüzden bu tarz güzel şeyleri sıradanlaştırmamak gerektiğini ara ara hatırlatın kendinize. düzene çevirmeyin :)