• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (3.50)
güneşi gördüm - mahsun kırmızıgül
mayınların arasında, doğuda bir sınır köyü...
25 yıldır iki tarafın arasında kalan çaresiz insanlar...
zorunlu göç uygulaması nedeniyle doğup büyüdükleri topraklardan, köklerinden ayrılmak zorunda kalan altun aileleri, köklerinden koparak bir bilinmeze doğru yola çıkarlar.
davut altun, ailesiyle birlikte kaçak yollardan da olsa en kısa zamanda norveç'e gitmeyi istemektedir. haydar altun ve ailesi içinse göç yolu istanbul'a doğrudur...
yolculuk başlamıştır...
bitmek bilmez fıtınalardan geçip gelmiş, yollarını kaybetmiş, çaresizce bir çıkış arayan insanların, kendi güneşinden koparılmış ve geleceğin bilinmezliğinde kaybolmuş çocukların, bir göçün hikayesidir...
her türlü ayrımcılığa ve ötekileştirmeye karşı duran, savaşın, kavganın, kendine benzemeyeni hor görmenin sorunun ta kendisi olduğunu söyleyen bu filmde anlatılan: hepimizin, memleketimizin, türkiye'nin hikayesidir...
  1. bolca ajitasyon ve toplumun hassasiyetlerinden prim yapma gayesi güden, kurguda her türlü fenalığı bir yerde toplayarak mantıksızlığa selam çakaraktan dram yaratmaya çalışan başarısız, kötü film.
  2. film, "çok şey biliyorum, zilyon tane veri var elimde ve sunmaya fena halde açım." mantığında çekilmiştir; hatta ilkokul ikiye gidip iphone6s kullanan çocuk cahilliği var filmde...
    yani ekipman, oyuncular, ortam iyi ama bunu işleyende iş yoktur...
  3. her yerinden sakillik akan film. çoğu, filmin çekilmesinden on yıl önce ayağa düşmüş sözlerin ve hikayelerin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. birkaç örnek vermek gerekirse, radyoda şarkı çalar, "dağlara gel dağlara"dır şarkının adı. sonraki istek parça ise "dağlar seni delik deşik ederim"dir. bu hikaye facebook'un olmadığı dönemde ağızdan ağıza yayılmıştı. ilginçtir, bu hikayeyi severek ve derin mesajlar verdiğini düşünerek anlatan dayılar amcalar vardı. bu dayılar amcalar ulus nedir, ulusal sorun geçmişte nasıl çözülmüştür gibi sorulara cevap vermezler, veremezler dahası merak da etmezlerdi. daha iyi anlaşılması için şöyle bir örnek vereyim. on yıl sonra çekeceğim filmde benim bir karakterime "türkiye üzerinde büyük oyunlar oynanıyor, büyük oyunu görmek gerekiyor" dedirtmem ve bu işi ciddi ciddi yapmam, yaptığım işe inanmam gerek. ama bu dönemleri yaşamış ve az çok gündemi takip etmiş bir insan doğal olarak bu mesajı "saçma klişe" olarak nitelendirecektir.

    ikinci saçma klişe aynı aileden çıkan tsk'lı asker ve pkk'lı terörist kardeşler hikayesidir. geçmişte buna dair haberler çıkmıştır. belki de gerçektir, yani böyle bir şey yaşanmıştır. burada saçma olan şey ulusal soruna değinilen bir filmde bunun kullanılmasıdır. iki ulusun kader birliğini, kardeşliğini mi anlatmak istiyorsun, o zaman gidip iki kardeşi bulup karşı taraflara yerleştirmezsin. sakillik buradadır.

    üç, çamaşır makinesine atılan kardeş hikayesi. büyük kardeş küçük kardeşi yıkayıp temizlemek istemiştir, kardeş ölmüştür. böyle birkaç habere de denk gelmiştim. ama haberden önce hikayesini dinledim. korku hikayesi gibi anlatılırdı "bir tanıdığımın başına gelmiş" şeklinde. şimdi hikaye çarpıcı evet. ağızdan ağıza dolaşmadan önce biri bunu çekseydi etkileyici de olacaktı. peki bunun klişeye dönüştükten sonra bu filmde verilme amacı nedir. cehalete mi dikkat çekiliyor? burdan nasıl bir ötekeleştirme çıkar?

    bir cahilin övgüsü de yergisi de abartılıdır.
    cahilleri hayatta tutan şey genellemelerdir.

    bir önceki filminde yaşlıların hikayesini anlatıyordu. o filmdeki göze çarpan sakillik ise genelde batılıların yaşlı ailelerini huzurevlerine "attığı"ydı. doğulular ise atalarına sahip çıkan insanlardı. işte en başından beri anlatmaya çalıştığım saçma klişeye bir örnek daha. ne doğulular mahsun kırmızıgül'ün anlattığı kadar fedakar ne batılılar onun anlattığı gibi müşkülpesent. ne doğulular onun anlattığı kadar cahil ve çaresiz ne batılılar onun anlattığı kadar umursamaz ve zengin. hiçbiri değil. kardeşliği anlatacaksan hikayen giriftleşmek zorunda.

    bu adam amerikalı hoca hikayesinde, new york'ta beş minare'de fettullah gülen'e selam çakmış mıdır, çakmıştır. müzakere sürecinde kürt sorunun işleyen bir film çekmiş midir, çekmiştir. filmleri beğenirsiniz beğenmezsiniz ama bu "yönetmen", "senarist", "yapımcı" kardeşimiz bu filmleri 2015 yılında çekebilir miydi? hayır. akıntıya karşı kürek çekebilir miydi, hayır. ne kadar saçma sakil olursa olsun akıntıya karşı kürek çekemeyenlerden sanatçı olur mu, hayır.
    pavk