1. söz uçar yazı kalır misali günlük defterleri yaşanılan her anın, yaşanmışlıkların, duygularının, yıllar içerisindeki gelişiminin en güzel tanıklarıdır. geçmişdeki bizdir aslında.

    14 yaşlarında günlük tutmaya başlamıştım. arkadaşların günlükleri vardı. bende gittim kendime üzeri süslü güzel bir günlük defteri aldım. benim özelimdi artık içine ne istersem, ne yaşarsam yazabileceğim, sığınabileceğim bir liman gibi düşünmüştüm. sonra günlüğümü tutmaya başladım. sevgili günlük diye başladığım sayafalar dolmaya başlamıştı. çok hoşuma gidiyordu. ileride bir gün büyük bir insan olduğumda geçirdiğim evreleri okumak, hatırlamak fikri beni heyecanlandırıyordu. unuttuğum anılarım olmasın istiyordum.

    o yaşların olmazsa olmazı karşı cinsten hoşlanmak. okula yeni biri gelmişti. karşı sınıftaydı kapı açık olunca falan karşılıklı öyle hööö diye bakışmaya başladık. tabii ben bu durumları en ince ayrıntısına kadar süslü günlük defterime yazmaya başladım. birgün baktım defterim yok!!! eyvahhhh!!! annem mi buldu diye korkudan neredeyse bayılacak hale geldim. kardeşim geldi elinde benim günlüğüm ( hayır yani şilteyle yatağın arasına sarıp sarmalayarak sakladığım o günlüğü nasıl buldu). yazdıklarımı okuyor, ben kızıyorum kavga kıyamet gidiyor. annem geldi ne oldu diye söyleyemiyorum. o da söylemedi.

    beni tehdit etmeye başladı. 15 gün boyunca bütün ödevlerini bana yaptırdı, haftalıklarıma acımasızca el koydu, ranzanın üst katına o yerleşti. beni sinir etmek için gece günlüğü yüksek sesle okurdu. ( bunları yaparken 12 yaşındaydı bebenin önde gidip bayrak tutanı).

    kabus gibi 15 gün yaşattı bana. çoraplarımı çıkar deyince orda film koptu bende. yüzüne bir tane vurdum. canı acıdı defterle birlikte koşarak salona babamın yanına gitti. abimlere ve babama anlattı. hiç unutmam "ağlayarak babaaaaa bonanın sevgilisi varmış. inanmazsan baaak buraya yazmış" dedi ve defteri babama verdi. babam okumadı. sen ablanın özel eşyalarını karıştırmaya utanmıyor musun? deyip onu fırçaladı. sonra beni çağırdı "okul deyince akla ders gelir, disiplin gelir. okumaya gittiğini unutma. şimdi yıkıl odana" dedi. tabi anneme ve abilerime o satırların hesabını verdim.

    velhasılı günlük tutma deneyimim orada son buldu. sonra hiç günlük tutmadım.
  2. yazıyorum. en çok en mutsuz olduğum zamanlarda. birine küfretmek isterken, canımdan bezmişken, isyan ederken.

    "söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil"deki ruh haliyle dolmuşken günlüğe yazıyorum. cümlelerimin ifadesiz yüzlerden kelime kelime, hece hece kırılıp dökülmesine dayanamadığım için en çok da.

    hayal kurarken bile sınırlar koyuyoruz ya hani günlük yazarken de tedirgin olmak, kendini sansürlemek, hep birisi acaba gizlice okur mu diye endişe duymak bu güzel ve rahatlatıcı eyleme gölge düşürüyor ne yazık ki.
  3. ben şu günlük olayını ikiye ayırdım. bir tanesi gün içinde yaptıklarım, direkt olarak gözlemci bakış açısıyla, diğeri ise arada sırada kafama estiğimde yazdığım, daha duygusal yazılar, kendi içimdekiler. ikincisinde bazı düşüncelerimi yazarken kendim bile korkuyorum, düşünürken o kadar tehlikeli gelmese de somuta dönüştüğünde ürkütücü oluyor bazı kelimeler, cümleler. ikisi de tabi ki defterlerde saklılar, onlar da ulu orta yerde aslında ama okuyan yok, teşekkür ederim beraber kaldıklarıma ^^
  4. süper bir şey.

    benim günlük tutma olayı o kadar abartılı ki bazen şizofren olduğumdan şüpheleniyorum.

    hayali bir arkadaşım var. onunla sürekli dertleşiyorum. bana yol gösteriyor, küfür ediyor, yalnız bırakmıyor, saçmalıyor, üzüyor vs.

    belki de şizofrenim, kim bilir.

    ***

    buraya örnek bir tane koyabilirim, fakat çok fazla küfür ve argo kelime var. bilemedim şimdi. bir de işin ucunda rezil olmak da var:)
  5. bir bu, bir anı defteri bir de gezi defteri. oturup yazacak, kendimle paylaşacak sakinlik ve ruh haline erişmeyi bekliyorum.
    abi
  6. hiçbir zaman yapmadığım ama içinde ne yazıldığını çok merak ettiğim bir eylem.
  7. bir günah çıkarmadır benim için. sadece kızdığımda, üzüldüğümde, birine kötü bir şey yaptığımda yazarım ben. sırf bu nedenle günlük olarak anılıp anılmaması gerektiğinden bile emin değilim. şunu gördüm bugün okuduğumda günlüğümü, ben gerçekten intikam almaktan haz duyan birisiyim. babama olan kızgınlığımı babama soğuk davranırken annemle sürekli gülüp eğlenerek gidermeye çalışıyorum. bugün fark ettim bunu.

    babama neden kızgınım onu da bilmiyorum. hayatım boyunca bunu babamdan bir kere olsun aferin, sen yaparsın gibi olumlu cümleler duymamama; babamın kızdığı eylemlerimin toplum tarafından alkışlanınca işte benim oğlum diye çıkışmasına sinir oluyorum sandım. ama bu kadar basit olmamalı. bunları önemseyecek bir insan değilim ben.

    günlüğümde gördüğüm acı, keder, sinir, hayal kırıklığı bu kadar basit şeylere bağlı olamaz. ben bu değilim. ne olduğum o defterde, ancak bunu okumaya da korkuyorum. nereden baksanız 10 yıllık keder var o defterin içinde. bir hesaplaşma, bir karşı çıkış, bir isyan var, ben varım. tıpkı bir ressam gibi, manzarayı değil, kafamdakini aktarmışım o günlüğe, deftere, kara kaplıya -ne derseniz artık-.

    inancın ve inançsızlığın arasındaki çizgideki gidip gelişimi yazmışım, yolda gördüğüm kanlar içindeki kafasız adamı yazmışım, ne gördüysem kötü olan yazmışım. sırf bu nedenle okuyamadığımdır, alevler içinde yerini alması gerekirken evimin en özel mahzeninde sakladığımdır günlük.
  8. bir çok kez heves edip başladığım ama asla alışkanlık haline getiremedigim şey. iradeli olup bunu yıllarca devam ettiren insanlar için (bkz: en asil duyguların insanı)
  9. tutmayanların ekseriyetle düştüğü hata "her gün yazıldığı" düşüncesidir sanıyorum. o şekilde bir çok durumda eziyet ve manasız bir işe dönüşüyor haliyle.

    sanıyorum 15 yıldır tutuyorum. hem kendimle baş başa kalmak istediğim durumlarda, hem bir şeyi ölçüp biçerken epey yardımı dokunuyor. bunun yanında geçmişe dönüp okuyunca insan kendini daha iyi tanıyor. bir diğer faydası da size yazmaya teşvik etmesi. edebiyat icracılarının hemen hepsi günlük tutar ve tavsiye ederler.
  10. ortaokul yıllarımda tutayım dedim. her gün yazmak zorunda hissederdim. seçim sonuçlarından annemin o gün patates soymasına kadar... 1-2 hafta sürdü galiba. ondan sonra hiç tutmadım. keşke iyi kötü devam etseydim. güleceğim binlerce sayfam olurdu.