1. postmodern dünyanın 'kutsal' kitabından;

    ' geleceğin kırıntıları arasındaymış gibi dolaşıyorum, insanların arasında: benim gördüğüm geleceğin kırıntıları. benim tüm şairliğim ve tüm çabam,kırıntıları, bilmeceleri ve korkunç rastlantıları tek bir şiirde yazıp, bir araya getirmektir.
    insan aynı zamanda şair, bilmeceleri çözen ve rastlantılardan kurtaran olmasaydı, nasıl katlanırdım insan olmaya!
    geçmiştekileri kurtarmak ve tüm böyleydi'leri ' ben böyle istedim!'e dönüştürmek.
    buna kurtuluş derim ben ancak!
    'istem'; budur adı kurtarıcının ve haz verenin:
    bunu öğrettim size, dostlarım!
    şimdi şunu da öğrenin: istemin kendisi de henüz bir tutsaktır.
    istemek kurtarır: peki, kurtarıcıyı da zincire vuranın adı nedir?
    'böyleydi': budur istemin diş gıcırtısı ve en ıssız kederi. güçsüzdür o, yapılmış olanın
    karşısında öfkeli bir seyircisidir tüm bir geçmişin.
    istem geriye dönmek isteyemez; zamanın ve zamanın hırsının üstesinden gelememesi,
    budur istemin en çaresiz derdi.
    istemek kurtarır:istem neler planlar, derdinden ve zindancının alayından kurtulsun diye?
    ah,bir çılgına döner her tutsak! çılgınca kurtarır kendini tutsak edilmiş istem de.
    zamanın geriye akmayışına öfkelenir içten içe;
    'böyleydi', budur yuvarlayamayacağı taşın adı.
    bu yüzden öfke ve hoşnutsuzluk taşlarını yuvarlar ve kendisi gibi öfke ve hoşnutsuzluk
    duymayanlardan intikam alır.
    böylece,istem, o kurtarıcı,acı çektiren birine döner:
    ve acı çekebilen herşeyden geriye dönemeyişinin intikamını alır.
    budur,bir tek budur işte intikam: istemin duyduğu nefrettir.
    zamana ve onun 'böyleydi'sine karşı.
    sahiden,büyük bir çılgınlık var istemimizde;
    ve bir lanet oldu tüm insanlar için bu çılgınlığın tini öğrenmesi! '

    böyle buyurdu zerdüşt
  2. pek bir havalı başlık. nietzsche'nin kült kitabı olabilir ama alıntı olarak yazılsa da olur.
    sezgi
  3. '' ey kardeşlerim, levhalar vardır yorgunluk ürünü;
    levhalar vardır tembelliğin ürünü, çürüyen tembelliğin:
    konuşmaları aynı olsa da farklı dinlenmek isterler.
    bakın şu sararıp solana!
    bir karış mesafe kalmış hedefine varmasına,ama yorgunluktan inatla yatmış burada toza toprağa: bu cesur kişi!
    yorgunluktan esniyor yola, yeryüzüne, hedefine ve kendi kendisine: bir adım bile atmak
    istemiyor daha fazla, bu cesur kişi!
    şimdi güneş parlıyor tepesinde ve köpekler yalıyor terini: ama inatla yatıyor ve sararıp solmayı tercih ediyor: hedefine bir karış kala sararıp solmak!
    sahiden, saçlarından çekip götürmek zorunda kalacaksınız kendi cennetine, bu kahramanı!
    iyisi mi,bırakın yatsın uzandığı yerde,yanına gelinceye dek avutucu uyku, serin, mırıldanan
    yağmuruyla:
    bırakın yatsın, kendiliğinden uyanana dek tüm yorgunluğunu ve yorgunluğun ona öğrettiklerini kendiliğinden yalanlayana dek!
    ancak, kardeşlerim, köpekleri kovun etrafından, bu tembel sinsileri ve sürüyle yaklaşan tüm bu haşereleri:
    tüm bu sürü halinde yaklaşan 'kültürlü' haşereleri,
    her kahramanın alın terinden kendilerine bir ziyafet çekenleri! ''

    böyle buyurdu zerdüşt
  4. '' bir tanrıyı düşünebilir miyiz?
    oysa hakikat isteminiz sizin için, her şeyin insanın düşünebildiği, insanın görebildiği, insanın duyumsayabildiği şeylere dönüşmesi anlamına gelmeli.
    kendi duyularınızı düşünmelisiniz sonuna dek!
    ve dünya dediğiniz şeyi önce siz yaratmalısınız:
    bizzat sizin aklınız, sizin imgeniz, sizin isteminiz, sizin sevginizde şekil bulmalı o!
    ve sahiden, sizin mutluluğunuz için olacak bu, siz idrak edenler!
    ve bu umut olmasaydı, nasıl katlanacaktınız yaşama, siz idrak edenler?
    ne kavranılamaz olanın içinde bir yuva bulabilirdiniz kendinize, ne de aklın almadığının içinde.
    size yüreğimi tümüyle açmamı isterseniz, dostlarım:
    eğer tanrılar olsaydı nasıl dayanırdım ben bir tanrı olmayışıma! ''

    böyle buyurdu zerdüşt
  5. '' ey kardeşlerim,zalim miyim ben?
    ama derim ki: düşmekte olanı itmeli bir de!
    bugüne ait olan her şey düşüyor, çürüyor:
    kim tutmak ister onu!
    ama ben,
    ben itmek istiyorum bir de!
    taşları derin vadilere yuvarlamanın şehvetini bilir misiniz?
    günümüzün insanları: bakın, nasıl yuvarlanıyorlar benim derinliklerime!
    daha iyi oyuncuların bir ön oyunuyum ben, ey kardeşlerim!
    bir örneğiyim!
    benim örneğime göre davranın!
    eğer uçmayı öğretmiyorsanız daha hızlı düşmeyi öğretin! ''

    böyle buyurdu zerdüşt
  6. '' nedir yaşayabildiğiniz en büyük şey? büyük aşağılamanın saatidir. mutluluğunuzdan bile tiksindiğiniz saat, aynı şekilde aklınızdan ve erdeminizden.
    “ ne önemi var ki benim mutluluğumun? yoksulluktan, pislikten ve sefil bir huzurdan ibarettir o. oysa benim mutluluğum,varoluşun kendisini haklı çıkarmalı!” dediğiniz vakit.
    “ne önemi var ki benim aklımın? bir aslanın yiyeceğini araması gibi arıyor mu ki bilgiyi?
    yoksulluktan,pislikten,sefil bir huzurdan başka bir şey değildir o!” dediğiniz vakit.
    “ne önemi var ki benim erdemimin? henüz öfkelendirmedi beni. ne kadar usandım kendi iyimden ve kötümden.yoksulluktan,pislikten,sefil bir huzurdan başka bir şey değildir bütün bunlar!” dediğiniz vakit.
    “ne önemi var ki benim adaletimin? bakıyorum da,ne közüm ben,ne de kömür.oysa köz ve kömürdür adil olan!” dediğiniz vakit.
    “ne önemi var ki benim merhametimin! merhamet,insanları sevenin gerileceği çarmıh değil midir? oysa benim merhametim çarmıha germe değildir!” dediğiniz vakit.
    hiç böyle konuştunuz mu? hiç böyle haykırdınız mı?
    ah,bir kez duysaydım böyle haykırdığınızı! ''

    böyle buyurdu zerdüşt
  7. ' mutlulukta da ağır hayvanlar vardır, doğuştan hantal olanlar olduğu gibi.
    amuda kalkmaya çalışan bir fil gibi tuhaf bir halde didinirler.
    ama mutluluktan deli olmak mutsuzluktan deli olmaktan daha iyidir,
    hantal dans etmek aksak yürümekten daha iyidir.
    bu yüzden öğrenin şu bilgelik sözümü:
    en kötü şeyin bile iki iyi ters yüzü vardır,
    en kötü şeyin bile dans edecek iyi bacakları vardır:
    bu yüzden, daha yüce insanlar;
    doğru bacaklar üzerinde durmayı öğrenin! '

    böyle buyurdu zerdüşt
  8. '' dingindir denizimin dibi: şakacı canavarlar gizlediğini kim bilebilir ki?
    sarsılmazdır derinliklerim :ama parıldar yüzen bilmecelerle ve kahkahalarla.
    yüce bir kişiyi gördüm bugün,heybetli birini, tini tövbeliyi:
    ah, nasıl da güldü ruhum onun çirkinliğine.
    göğsünü kabartarak ve soluğunu tutar gibi susarak duruyordu orada yüce kişi:
    donanmıştı kendi avladığı çirkin hakikatlerle ve lime limeydi giysileri;
    dikenler de batmıştı üstüne başına, henüz bir gül göremedim ama.
    henüz öğrenmemişti gülmeyi ve güzelliği zirâ. ''

    böyle buyurdu zerdüşt
  9. ' pis şeylerden mi söz ediyorum?
    en berbatı bu değil benim için.
    hakikat pis olduğu zaman değil,sığ olduğu zaman girmek istemez idrak eden kişi hakikatin
    suyuna. '

    böyle buyurdu zerdüşt