• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (0.00)
güzel tehlike - michel foucault
güzel tehlike, fransız filozof ve sosyolog michel foucault’nun (1926-1984) dilimize 2013’ün son aylarında kazandırılan, birkaç ay içinde de ikinci baskıyı yapan kitabı. metis yayınları’nın yakın dönem filozoflarının söyleşilerini bir araya getiren diyaloglar dizisinden çıkan bu eser, foucault’nun 1968 tarihli bir dizi söyleşisinden yalnızca ilkinin transkripsiyonundan oluşuyor. şimdilik üç kitabın yer aldığı diyaloglar dizisinin diğer iki kitabı ise adorno ile horkheimer’ın 1956’da kaydedilen ve teori ve pratik üzerine başlıklı konuşması ve badiou ile roudinesco’nun lacan düşüncesinin psikanaliz ve felsefe açısından önemi üstüne diyaloglarından oluşan dün bugün jacques lacan. eleştirmen claude bonnefoy’nın (1929-1979) foucault’yla gerçekleştirdiği bu söyleşi aynı zamanda filozofun yaşarken yayınına izin vermediği mahrem ve zengin bir metindir. bu söyleşi foucault için ilginç bir tecrübe olur. kendi ifadesiyle “bir tür deney” yaparlar bonnefoy’la. konuşulan konuların yanı sıra foucault’nun bunları ele alırken sergilediği açık sözlülük de dikkate şayandır. (kitap bilgisi http://www.arkakapak.com/genel/filozofun-yaziyla-bagi-yahut-guzel-tehlike/ den alınmıştır.)
  1. "yazma zevkini keşfedebilmem için yurtdışına çıkmam gerekti. isveç’e gitmiştim ve iki seçenek vardı önümde: ya isveççe konuşacaktım ki çok az biliyordum, ya da ingilizce ki onu da konuşmakta çok zorlanıyordum. bu dilleri iyi bilmemem haftalarca, aylarca, hatta yıllarca asıl söylemek istediğimi söylemekten alıkoydu beni. söylemek istediklerimin ağzımdan çıkar çıkmaz gözümün önünde kılık değiştirdiğini, basitleştiğini, adeta küçük, komik kuklalara dönüştüğünü görüyordum.
    kendi dilimi kullanma imkânsızlığı içinde bulunurken, dilimin bir yoğunluğu, bir kıvamı olduğunu, soluduğumuz hava gibi olmadığını, duyumsanamaz bir saydamlık falan olmadığını, aksine kendi yasaları, kendi kestirme yolları, dehlizleri, çizgileri, yokuşları, yamaçları, girinti çıkıntıları, kısacası bir fizyonomisi olduğunu, bir peyzaj oluşturduğunu ve bu peyzajda kelimelerle cümleler etrafında dolaşılabileceğini, özetle önceden göremediğim bakış açıları olduğunu fark ettim. bana yabancı olan bir dili konuşmak zorunda olduğum isveç’te, o birden dikkatimi çeken fizyonomisiyle kendi dilimin, yabancı ülke veya gurbet dediğimiz yer’siz yerde kalırken mesken tutabileceğim en gizli ama en emin yer olduğunu anladım. sonuçta tek gerçek vatan, insanın ayağını basabileceği tek toprak, başını sokabileceği, sığınabileceği tek ev çocukluğundan itibaren öğrendiği dildir."