• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.57)
Yazar ferit edgü
hakkari'de bir mevsim - ferit edgü
"o"yu (hakkari'de bir mevsim) sadece gerçekçi bir roman olarak saymak yetmez, gerçeğin inanılmaz bir düşe dönüştüğü, şaşırtıcı bir öyküdür bu. ferit edgü'nün gerçek bir yaşamı, bir roman yaşamına çevirmesindeki beceriye hayran oldum. çünkü 'o' gözlem gücünü anlatı ustalığından alıyor.
-melih cevdet anday-
  1. (bkz: açılmak istenen başlığın açılmış olması)

    yiyecek portakalları ve kardan adama takacak havuçları olmayan çocukların romanı.

    üniversite yıllarımda okumak için kitap istediğim yeni edebiyat hocamın verdiği bir kitaptır. akademisyenlikten başka bir meslek de varmış ve evet yapılabilirmiş hatta yapılmalıymış; öğretmenlikmiş, dedirtmişti.

    şöyle bir ararken ilgimi çeken yerlerine rastladım yeniden:

    "hadi çocuklar,dersimiz oyun. disari çikalim. hep birlikte bir kardan adam yapalim. burnuna koyacagimiz havuç yok, ama bir tezek parçasi koyariz. göz olarak koyacagimiz kara zeytinlerimiz yok, ne yapalim biz de gözlerini oyariz. eline verecegimiz süpürge yok, ama bir çifte veririz. dergilerdeki kardan adamlara benzemeyecek ama aldirmayin, bizim kardan adamimiz da böyle olur, deriz soranlara. soran olursa."

    1977'de yazılır. filmi de çekilmiştir. erden kıral çeker. ferit edgü'nün romanı tezer özlü ve onat kutlar'ın da çalışmasıyla senaryolaşır. 5 yıl sansüre uğrar. çıktığı yıl olan 1983'te ülkesinde gösterilemese de yurt dışında ödüller kazanır. 5 taneler hatta ve içlerinde berlin 33. film festivali'nden gümüş ayı da var. genco erkal, rana cabbar, erol demiröz, berrin koper, şerif sezer, macit koper ve erkan yücel oynar. kitabın kapak resmini abidin dino yapar. filminse müziklerini timur selçuk.

    kitabı okuduğum dönemde aklıma bir bavul iki dil filmi gelmişti dönemin genci olarak ona yetiştim tabi. o'nunsa filminin de çekildiğini bildiğim ve gerek konu gerek oyuncu kadrosundan ötürü merak ettiğim halde izlemeyi erteledim nedense. hazır link bulmuşken siz de filmi izlemek isterseniz, bu da burda bulunsun.

    filmde kaza sonucu geldiği* hakkari'de sürgünlüğünü*askerliğini* öğretmen olarak yapan genco erkal'ın yavrularına bütün öğrettiklerimi unutun dediği bölüm insanı düşündürüyor.

    "yavrularım, ben gidiyorum, zamanım doldu.. bir daha karşılaşır mıyız bilemem.. size burda kaldığım süre içinde birçok şey öğrettim, birçok şey öğrendiniz. ...
    bütün öğrettiklerimi unutun ..
    dünya dönüyor evet, belki de bu dağ başında dönmemesini bilmek daha doğrudur. size hayat bilgisi dersleri verdim ama siz gerçek hayatın bilgisini kendiniz burda bu dağ başındaki köyünüzde, sonra uzak kentlerdeki askerliğinizde, mahpusluklarınızda öğreneceksiniz.
    kitapların yazdığı doğru değildir. benim için doğru olan sizin için doğru değildir. benim için gerçek olan sizin için gerçek değildir. öğrettiklerimin çoğu böyleyse bağışlayın beni..
    çünkü ben başka bir yerden geliyorum, karların erimesiyle de gidiyorum işte.
    burda yaşayacak olan sizlersiniz, sizler karın üstünde yalın ayak yürüyüp ölmeyenlerdensiniz.
    ...
    insanlar yavrularım, üç aylık bebeyken bilinmeyen hastalıklardan ölmeden de yaşayabilirler.
    ...
    hiçbir şey alın yazısı değildir.
    bu kadar..
    benim söyleyeceğim bu kadar işte."
  2. okuyun. okutturun !
    anlatılan olaylar gerçek bir yaşamdan alınma. bir roman değil aslında bu. şiirsel bir üslupla yazılmış bir günlük. ama öyle bir günlük ki türkiye'nin acı gerçeğini tokat gibi yüzümüze vuruyor. insanı derinden etkiliyor. ne tasvir var ne betimleme. ne bir duygu sömürüsü var ne ağdalı bir dil. bu kitapta sadece gerçek var.sadece gerçek! türkiye'nin acı gerçeği. ferit edgü ile çok geç tanıştığım için pişmanım...
    aslında şu pasaj bile kitabı ve türkiye'yi özetler nitelikte..

    "tümünüz, sen yatağında uzanmış, uzak iklimlerin ve gelecek günlerin şiirlerini düzen ozanım; sen varlıkla yokluğun arasında mekik dokuyan diyalektiksiz konuşamayan filozofum;
    sen beni doğurduğuna pişman olmadığını söyleyen anam;
    sen, kendinden kaçma, kendinden kaçamazsın, bunu gördün
    işte, diyen
    kör sevgilim...
    izin verin de çıldırayım
    sizin dünyanız aklı başında insanların dünyası ise bırakın ben
    çıldırayım.
    biraz da dağ başlarında çıldırayım.
    çünkü burda, bu koşullarda, ancak çıldırarak sürdürülebilir yaşam!"

    -----------------------------------------

    "artık söyleyecek birkaç sözüm var tümünüze!
    eğer bir tek mektupla sesleniyorsam, bağışlayın beni.
    çünkü tümünüz birbirinize benziyorsunuz.
    uçurumlar, uzaklıklar, denizler, akarsular ayırıyor bizi birbirimizden."

    "başkalarının deneylerinden yararlanmasını bilen, ders almasını bilen okuyucu, sana sesleniyorum: öyle durumlar olur ki, adını, öz adını ansıman bile yeterlidir. bir çiçeğin adı bile yeterlidir.
    sevdiğin (yani bir başka insanoğlunun ya da kızının) adı çok yeterlidir.
    bu senin yaşama nedenin bile olabilir."

    "yaşamak, yaşamayı sürdürebilmek için kişiliğini bulmak zorundasın."

    "karanlığa gömülmüştük. ama karanlıkta sesler daha bir duyulmaya başlar.
    insanların, böceklerin, doğanın sesi. yeryüzünün tüm sesleri,.gerçek ve gerçekdışı sesler."

    "insanoğlu kendine yetmesini bilseydi, önemli bir sorunun çözümlemiş olurdu."

    "burda, gelen gelir, alan alır, vuran vurur, vurulan ölür. kim vurdu? diye sorarsın. kimse bilmez.herkes bilir.hiçbiri ağzını açıp söylemez.bırakırsın.çünkü vuranı bir başkası vurur. diyeceksin ki, peki hukuk nerde, kanun nerde? dağın hukuku, kanunu da bu, öğretmen."

    "sevgilisini boş yere bekleyen bir erkek için gece bitmek bilmez; gündüzleri çalışan işçi için bir gün kısa bir süre değildir; sert bir ananın kolları arasında yaşayan genç bir kız için bir yıl yüzyıl gibidir; isteklerimi, umutlarımı geciktiren her an bana dayanılmaz bir uzunlukta gelir."

    "artık söyleyecek birkaç sözüm var tümünüze!
    eğer bir tek mektupla sesleniyorsam, bağışlayın beni.
    çünkü tümünüz birbirinize benziyorsunuz.
    uçurumlar, uzaklıklar, denizler, akarsular ayırıyor bizi birbirimizden."