1. çocukluktan beri en sevdiğim sosyal faaliyet. giderken yolda muhabbeti, takımların ayarlanması, daha gayretli olanın bir şekilde kazanması, yer yer çıkan kavgalar, maç sonunda oturup baklava yemek, çay içmek muhabbet etmek, pozisyon tartışmak, dönüş yolunda yoldaşların bölünmesi evlere ulaşmak, duş almak, derince uyumak. hepsinin her yanı ayrı bir keyif, buram buram hayat kokan bir faaliyet.

    sevmediğim şeylerse,
    -kalecinin habire degajla uzun top oynaması
    -defans oyuncusunun sürekli yerini bırakıp, ileri oyuncusundan gol pası beklemesi. (onu kendisinin yapması gerekiyor)
    -ortasaha oyuncusunun sürekli bireysel takılıp, top, zaman kaybı yaşatması ve pas alabilmek için koşup duran diğer oyuncuların enerjisini harcaması. olur olmaz her yerden pas istemesi.
    -forvet oyuncusunun press yapmaması, boşa kaçmaya üşenmesi, gol atamaması, sürekli top kaybı yaşatması.

    ekleme: youreads'ten de iki takım çıkar mı acaba?
    abi
  2. (bkz: allah'ını seven defansa gelsin) mantığına dayalı spor aktivitesi.

    aylardır oynamıyorum ama iki takım kurulsa da oynasam diye tetikte bekliyorum. kuzenlere söyledim ama hala geri dönüş olmadı.
  3. erkeklerin olmazsa olmazıdır, zayıflama aracıdır. görüşmediğiniz arkadaşlarınız sizi çağırır, görüşme fırsatı elde edersiniz.
  4. takım çalışmasının görülebildiği en küçük birlikteliklerden biri.

    ülkemizde halı saha maçları tanımında olduğu gibi takım çalışmasının "görülebildiği" bir mecra olamamıştır kanımca. halbuki; populatif olarak görev dağılımını, işbirliğini, grup dinamiğini sağlayabilecek şartlar halı saha ortamında mevcuttur.

    gelin görün ki; ülkemiz insanının görev, kural, standart, sorumluluk gibi temel duygulardan yoksun olması, en küçük birlik olan ailede bile sıkıntıların ayyuka çıkabilmesi hasebiyle halı saha maçlarında da sorumluluk ve görev bilinçlerinden ziyade "ego" kavramının öne çıkması gözlemlenecektir.

    futbolun güzelliğinin ve estetiğinin "kollektif" olmasında gizli olduğunu kabul edersek bizim insanımızın kollektif olmaktan anladığı ancak "komünizm" ile bağdaştırılacak ve sığlaşacaktır.

    futbol oyununu özellikle dar alanlarda-halı saha gibi-icra ederken bu anlamda bir araya gelecek olan ekip elemanlarındaki en büyük özellik; görev ve sorumluluk bilinci olmalıdır. bu sayede bireysel olarak belli bir yetenek ya da beceri kriteri koymaya gerek kalmayacak ve kollektif olarak icra edilen pozitif spor hem göze hoş gelecek hem de skora yansıyacaktır.

    "buraya kadar bir şey anlamadık, özet geç" diyecek olursanız; yıllarca halı sahalarda top koşturmuş biri olarak derim ki; takım elemanları futboldan ne kadar uzak olurlarsa o kadar güzel top oynanıyor. böyle bir takım kurulursa ben koşarak gelirim her türlü!
  5. sabit takımınız hatta takımlarınız varsa çok keyifli olur.

    sadece konya'da mı 1.5 saat oynanıyor bu maçlar?
  6. kaleci olmayı sevdiğimden dolayı her maça ilk olarak benim adım yazılır. ama omzum çıktıktan sonra eskisi kadar kalede başarılı duramıyorum artık ama yinede çağırır arkadaşlar.
  7. en çok keyif aldığım aktivitelerden biri.nice zafer elde ettik takımızla.yukardaki arkadaşın dediği gibi kağıt üstünde bakılınca kötü bir takımdık fakat nice zamanında altyapılarda oynamış oyuncuları olan takımları yendik.önemli olan takım olmaktı herkes biliyordu ne yapıp yapılmayacağını.herkes görev bilinciyle hareket ediyordu. aslında hayatın geri kalanında da başarılı olmak için kişinin kendini bilmesi gerekmiyor mu ?
  8. 1 saatlik süreyle her şeyden arınma etkinliği. maç esnasında sadece futbol oluyor beyinde. pas, araya kaçma, ikili mücadele, depar, şut, tek top derken akıl ile fiziğin harmanlandığı bu spor dalından keyif almamak mümkün değil.
    yalnız; kaleci yoksa tüm takımın sırayla kaleye geçtiği maçlar inanılmaz can sıkıcı bir hal alabiliyor. onun dışında farklı bir fairplay rüzgarı eser takımlar arasında. en tuhafıma gideni ise faul pozisyonuna itiraz eden takımın kalesine doğru boş bir şut çekmek. *
    maç sonu cümlesi ise en bombası; ayağınıza sağlık beyler!