• youreads puanı (9.00)
  1. söz: nazım hikmet
    müzik: fazıl say
    yönetmen: canberk benli

    -uyanış-
    uyandın.
    nerdesin? evinde.
    alışamadın hâlâ uyanır uyanmaz evinde olmaya.
    on üç yıl hapiste kalmanın
    sersemliklerinden biri de bu.
    yanında yatan kim?
    yalnızlık değil, karın.
    uyuyor melekler gibi mışıl mışıl,
    yaraştı hatuna gebelik.
    saat kaç? sekiz. demek akşama kadar emniyettesiniz.
    çünkü teamüldendir, polis ev basmaz güpe gündüz.

    - akşam gezintisi-
    hapisten çıkmışın,
    çıkar çıkmaz da
    gebe koymuşun karını,
    takmışın koluna
    geziyorsun akşamüstü mahallede.
    karnı burnunda hatunun.
    nazlı nazlı taşıyor mukaddes yükünü.
    sen saygılı ve kibirlisin.

    hava serin.
    üşümüş bebek elleri gibi bir serinlik.
    avuçlarına alıp onu ısıtasın gelir.
    mahallenin kedileri kasabın kapısında,
    ve üst katta kıvırcık karısı,
    yerleştirmiş pencerenin pervazına memelerini
    akşamı seyrediyor.
    alaca aydınlık tertemiz gökyüzü,
    duruyor ortada çoban yıldızı,
    bir bardak su gibi pırıl pırıl.
    bu yıl uzunca sürdü pastırma yazı
    dut ağaçları sarardıysa da,
    incirler hâlâ yeşil.
    mürettip refik’ le sütçü yorgi’nin ortanca kızı
    çıkmışlar akşam piyasasına,
    parmakları birbirine dolanmış,.
    bakkal karabet’in ışıkları yanmış.
    affetmedi bu ermeni vatandaş,
    kürt dağlarında babasının kesilmesini
    fakat seviyor seni,
    çünkü sen de affetmedin
    bu karayı sürenleri türk halkının alnına.
    mahallenin veremlileri,
    yataklara düşenler,
    bakıyor camların arkasından.
    çamaşırcı huriye’nin işsiz oğlu,
    omuzlarında keder, kahveye gidiyor.
    ajans haberlerini veriyor
    radyosu rahmi beylerin,
    uzak asya’da bir memleket,
    sarı ay yüzlü insanlar,
    beyaz bir ejderha ile dövüşmekteler.
    oraya gönderildi seninkilerden,
    dört bin beş yüz tane memet,
    kardeşlerini katletmeğe.
    kızarıyor yüzün öfkeden ve utançtan,
    ve umumiyetle filan değil .
    sırf sana ait
    ve eli kolu bağlı bir hüzün.
    karını arkadan itip yere yuvarlamışlar da,
    düşürmüş gibi çocuğunu.
    yahut yine hapisteymişin de,
    karakolda gene dövdürülüyormuş gibi,
    köylü jandarmalara köylüler.
    ansızın bastırdı gece,
    bitti akşam gezintisi.
    bir polis jipi saptı sizin sokağa,
    karın fısıldadı:
    -bizim eve mi?

    -gecenin saat biri-
    masanın örtüsü mavi basma,
    üstünde yalansız, güler yüzlü,
    cesur kitaplarımız durur.
    esirlikten dönmüşüm anacığım,
    kendi memleketimde düşman kalesinden.
    gecenin saat biri,
    lambayı söndürmedik.
    yanımda karım yatar,
    karım beş aylık gebeliğinde,
    etim etine değende,
    elimi karnına koyanda,
    bebek kıpır kıpır, kıpırdar.
    dalda yaprak,
    suda balık,
    rahimde insan yavrusu,
    yavrum.
    yavrumun pembe yünden zıbını,
    anası ördü.
    bedeni benim karışımla bir karış,
    kolları şu kadarcık.
    yavrum.
    kız olursa,
    tepeden tırnağa anasına benzesin istiyorum,
    oğlan olursa boyu posu bana.
    kız olursa elâ elâ baksın,
    oğlan olursa maviş maviş.
    yavrum.
    kız olsun, oğlan olsun,
    kaç yaşında olursa olsun,
    yavrum düşmesin istiyorum hapislere,
    güzelden, haklıdan, barıştan yana diye.
    fakat malum,
    kızım yahut oğlum,
    gecikirse suların ışıması dövüşeceksin.
    ve hattâ...
    yani haylice müşkül zanaatmış bizde,
    bugün babalık zaanatı da.
    gecenin saat biri,
    lambayı söndürmedik.
    belki yarım saat sonra,
    belki sabaha karşı.
    yine basılabilir evim,
    beni alıp götürürler,
    kitaplarımızla beraber.
    yanımda birinci şubeninkiler
    dönüp bakarım,
    durur kapıda karım
    eşiğin üzerinde.
    uçar entarisi sabah rüzgarında.
    yükü ağır karnında,
    bebek kıpır kıpır kıpırdar.

    -doğum-
    anası bir oğlancık doğurdu bana;
    kaşsız, sarı bir oğlan,
    masmavi kundağında yatan
    bir nur topu, üç kilo ağırlığında.
    benim oğlan
    dünyaya geldiği zaman,
    çocuklar doğdu korede,
    sarı ay çiçeğine benziyorlardı.
    makartır kesti onları,
    gittiler ana sütüne bile doymadan
    benim oğlan
    dünyaya geldiği zaman,
    çocuklar doğdu yunan zindanlarında,
    babaları kurşuna dizilmiş.
    bu dünyada ilk görülecek şey diye
    demir parmaklığı gördüler.
    benim oğlan
    dünyaya geldiği zaman
    çocuklar doğdu anadoluda,
    mavi gözlü, kara gözlü, elâ gözlü bebeklerdi.
    bitlendiler doğar doğmaz
    kim bilir kaçı sağ kalır mucize kabilinden.
    benim oğlan
    benim yaşıma bastığı zaman,
    ben bu dünyada olmıyacağım,
    ama harikulâde bir beşik olacak dünya,
    siyah,
    beyaz,
    sarı
    bütün çocukları
    sallıyan
    mavi atlas döşekli bir beşik!...