1. hataylı mozaik ustası-sanatçısı mehmet daşkapan'ın mozaikler arasındaki farkı görmesi üzerine antakya toplumcu halk gazetesinin yaptığı haber tüm yurtta yankı buldu. mozaikler arasındaki belirgin farkı, restore rezaletini siz de burdan görebilirsiniz.

    restore değil de yürütüp götürme eskilerin yerine yenileri beceriksizce koyma gibi görünmüyor mu ? kopup giden mozaik parçaları nerede? medeniyetler beşiğinde halkı tıngır mıngır uyutuyorlar mı ?? rezalet !
  2. restorasyon, hele böyle tarihi işlerde restoratörlerle birlikte arkeologların yapması, sanat tarihçilerinin de denetiminde olması lazım olan bir iş lakin imamdan bozma adamlara yaptırırsan sonuç bu olur. ışid müzedeki eserleri balyozlarla parçalayıp lağvettiğinde çok üzülmüştüm aynı zihniyetin türkiye şubesi işte bunlar. tek açıklaması var yapılan işin: "tecavüz" başka hiçbir şey değil. yazık ya!

    habere bakın: arkeoloji ve sanat tarihi mezunları işsiz kalıyor, mozaikler karikatüre dönüyor

    !---- spoiler ----!

    dünya’nın ikinci büyük mozaik sergileme alanı olan hatay arkeoloji müzesi’ndeki mozaiklerin restorayon esnasında tahrip edildiğinin ortaya çıkmasının ardından, gözler türkiye'nin kültürel mirasını koruması gereken arkeologlar ve sanat tarihçilerine çevrildi.

    zete'den hülya karabağlı'ya konu hakkında açıklama yapan kültür sanat emekçileri sendikası genel başkanı hızır inan, 12 bin 280 arkeolojik sit alanı, 266 kentsel sit alanı, 32 kentsel arkeolojik sit alanı, 159 adet tarihi sit alanı, 438’i diğer sit alanları olmak üzere toplam 13 bin 175 sit alanı ve 97 bin 142 korunması gerekli taşınmaz kültür varlığının bulunduğu türkiye'de kültür ve turizm bakanlığı bünyesinde 194, özel sektör tarafından açılan 197 müze olduğunu, ancak buna karşılık, kültür ve turizm bakanlığı bünyesinde; arkeolog, müze araştırmacısı, sanat tarihçisi, hititolog, antropolog dahil 1003 personelin çalıştığını açıkladı.

    yılda 4 bin kişi mezun oluyor, 20 kişi iş buluyor

    arkeolog ve sanat tarihçilerinin kendi alanlarında çalışma ortamı bulamadıklarını söylüyen inan, türkiye’deki 100’e yakın ‘arkeoloji ve sanat tarihi’ bölümüne yılda yaklaşık 5000 öğrenci alınıp, yaklaşık 4000 mezun verildiğini ancak iş bulan mezunların sayısının yılda 10 ila 20 kişi olduğunu açıkladı. kültür ve turizm bakanlığı ise son 10 yılda 227 arkeolog, 100 müze araştırmacısı ve 57 sanat tarihçisi istihdam etti.

    kültür sanat emekçileri, müzeciler, arkeologlar, sanat tarihçiler, restoratörler ve görsel sanatçılar derneği genel başkanı hızır inan’ın açıklaması şöyle: “kültür ve turizm bakanlığı’nın ihtiyaç olduğunu belirttiği arkeoloji ve sanat tarihi bölümü / sanat tarihi anabilim dalı mezunu 234 adet sözleşmeli teknik hizmetler sınıfındaki müze araştırmacısının zaman kaybedilmeden, hakkaniyet ölçüsü çerçevesinde atanmasının sağlanmasını tekrar vurgulayarak tarihî eserlerimizin uzman ellere teslim edilmesini talep etmekteyiz.

    97 bin taşınmaz kültür varlığı, 400 müze, bin çalışan

    kadim bir coğrafyanın parçası olan ülkemiz, insanlık tarihinin on binlerce yıllık kültür mirasını bugünlere taşımıştır. bu kültür mirası ecdadımızdan bizlere aktarılmışsa, bizler de gelecek kuşakların emaneti olan, tüm insanlığın bu ortak değerlerini aynı duyarlılık ve sorumluluk bilinci ile geleceğe aktarmak zorundayız.

    ülkemiz genelinde; 12. 280 arkeolojik sit alanı, 266 kentsel sit alanı, 32 kentsel arkeolojik sit alanı, 159 adet tarihi sit alanı, 438 ‘i diğer olmak üzere toplam 13. 175 sit alanı ve 97. 142 korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı bulunmaktadır. bakanlık bünyesinde faaliyet gösteren 194 adet müze ve özel sektör tarafından açılan 197 müze bulunmaktadır.

    uzman/teknik eleman olarak kültür ve turizm bakanlığında arkeolog, müze araştırmacısı, sanat tarihçisi, hititolog, antropolog toplamda 1003 kişi ile bu işler yürütülmektedir. iş yoğunluğunun artmasına rağmen bu kadar az sayıda personelle bu işlerin yapılması mümkün görülmemektedir.

    bakanlık, son 10 yılda 227 arkeolog, 100 müze araştırmacısı ve 57 sanat tarihçisi istihdam etti

    kültür varlıklarını korumak ve gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarmak görevi yasa ile kültür ve turizm bakanlığı’na verilmiştir. kültür varlıklarına sahip çıkmada diğer disiplinlerin yanı sıra arkeolog ve sanat tarihçilerine de önemli görevler düşmektedir. ülkemizin, taşınır ve taşınmaz kültür varlıkları bakımından dünyada çok önemli bir yeri olduğu bilinmektedir. ancak, kültür varlıklarının ortaya çıkarılması, korunması ve gelecek nesillere aktarılmasında aktif görev alacak olan arkeolog ve sanat tarihçiler istihdam konusunda ciddi sorunlar yaşamaktadır.

    kültür ve turizm bakanlığı, son 10 yılda 227 arkeolog, 100 müze araştırmacısı ve 57 sanat tarihçisi istihdam etmiştir. ülkemizin dört bir yanı diğer kadim medeniyetlerin yanı sıra türk-islâm eserleri ile nakışlanmış haldeyken, konunun uzmanları olan arkeolog ve sanat tarihçiler kendi alanlarında çalışma ortamı bulamamaktadır. ülkemizde 100’ e yakın arkeoloji ve sanat tarihi bölümlerine yaklaşık 5000 öğrenci alınmakta, yılda yaklaşık 4000 mezun vermektedir. oysa kendi mesleğinde iş bulanların sayısı yılda 10-20 kişi arasında değişmektedir! müzelerde yeterince istihdam edilmeyen ve öğretmenlik hakkı neredeyse elinden tamamen alınmış sanat tarihçiler için bu durum ciddi bir sorundur.

    kültür varlıklarımızın korunması için toplumsal bilincin oluşturulmasında sanat tarihi eğitiminin zorunlu olması gerekir. ne yazık ki, ortaöğretim kurumlarında okutulan “sanat tarihi dersi” zorunlu olmaktan çıkartılmış, seçmeli ders haline getirilmiştir. eski eserler bakımından dünyanın belki de en zengin ülkesi olan ülkemizde, toplam 800.000 öğretmen içerisinde yalnızca 130 adet sanat tarihi öğretmeni mevcuttur! 2008-2012 yılları arasında millî eğitim bakanlığı bünyesinde 1407 tarih öğretmeni atanırken, aynı yıllar içinde sanat tarihi mezunları ise 10 öğretmen kadrosu alabilmiştir. 2014 yılında sadece 2 sanat tarihi öğretmeni atanmıştır. ne yazık ki her yıl düzenli olarak atamanın yapılmadığını da ayrıca belirtmek isteriz.

    'sanat tarihi derslerine resim öğretmenleri giriyor'

    sanat tarihi dersinin içeriği konusunda yeterli bilgisi olmayan okul yöneticileri, dersin seçilmesi için öğrencileri yönlendirmemektedirler. zorunlu-seçmeli çeşitli din dersleri, seçmeli tarih, seçmeli fizik ve benzeri zorunlu derslerin tekrarı niteliğindeki derslere öncelik tanınmaktadır. oysa orta öğretim kurumları haftalık ders saatleri çizelgesine göre 9. sınıf itibari ile 12. sınıfa kadar her öğrenci seçmeli ders olarak sanat tarihini (2 kredi) seçip okuma imkânına sahiptir. bir okulda norm kadro oluşturulabilmesi için o dersin en az 14 saat olarak okutulması gerekiyor. bazı okullarda 14 saatin altında 2-12 saat arası seçmeli olarak okutulan sanat tarihi derslerine meb talim terbiye kurulu’nun 80 sayılı kararına göre resim öğretmenleri girdiği için bizlere ihtiyaç olmadığı belirtilmektedir. ne yazık ki sanat tarihçilerinin kendi branşları dışında başka bir derse (resim ve benzeri) girme hakları bulunmamaktadır.

    sanat tarihi dersini seçmeli yaptığımız günümüzde, kanada’da ikamet vizesi isteyen yabancılar ülkenin sanat tarihiyle ilgili bir sınava girmektedirler. ülkemizde eğitim veren yabancı okulların tümünde sanat tarihi dersi ana derslerden biridir ve zorunludur. yine, ne yazık ki yalnızca güzel sanatlar ve spor liselerinde sanat tarihi dersi zorunlu dersler arasında yer almaktadır. dünyanın saygın meslekleri arasında kabul edilen mesleğimizin türkiye’de itibar görmemesini anlamakta zorluk çekmekteyiz.

    kültür ve turizm bakanlığı’nda çalışan arkeolog ve sanat tarihçiler çeşitli unvanlar altında çalışmakta, özlük hakları açısından farklı maaşlar almaktadırlar.

    müze araştırmacısı kadrosunda çalışan sanat tarihçilerinin ve arkeolog kadrosundaki arkeologların ek göstergelerinin 3600’e çıkarılması konusunda gerekli çalışmanın bakanlık tarafından yapılması bu konudaki haksızlıkları giderecektir.

    sanat tarihçilerinin mesleki tanımı yok

    sanat tarihçilerinin devlet personel başkanlığı’nda meslekî tanımı yoktur. bizler, “müze araştırmacısı” olarak kabul edilmekteyiz. dünyanın birçok ülkesinde saygın bir meslek olarak kabul edilen sanat tarihçiliği, çalıştığı kurumun adına bakılmadan,

    müze araştırmacısı değil sanat tarihçisi olarak tanımlanmalıdırlar. meslek ve iş gruplarının tanımlandığı devlet personel başkanlığı listesinde bulunmayan “sanat tarihçisi” unvanının, gerekli yazışma ve protokollerle çözülerek ilgili listede yer almasının sağlanmasını istiyoruz. kadro ihdas taleplerinin de bu şekilde yapılması durumunda “sanat tarihçisi” kimliği evrensel ölçekte olduğu gibi, ülkemizde de hak ettiği değeri kazanacaktır.

    kültür ve turizm bakanlığı ve millî eğitim bakanlığı ile adalet bakanlığı, çevre ve şehircilik bakanlığı, dışişleri bakanlığı, enerji ve tabii kaynaklar bakanlığı, gıda, tarım ve hayvancılık bakanlığı, gümrük ve ticaret bakanlığı, içişleri bakanlığı, millî savunma bakanlığı, orman ve su işleri bakanlığı, bilim, sanayi ve teknoloji bakanlığı, ulaştırma,denizcilik ve haberleşme bakanlığı ve bunlara bağlı kamu kuruluşlarının (bölge idare mahkemeleri, belediyeler, dsi, karayolları, denizyolları, tcdd vb.) genel müdürlüklerinden bölge müdürlüklerine kadar her biriminde sanat tarihçi ve arkeolog çalıştırma ve bulundurma zorunluluğunun getirilmesine yönelik işlemlerin vakit geçirilmeden başlatılması gerekmektedir. adı geçen bakanlıkların yanı sıra belediyelere bağlı koruma, uygulama ve denetim büroları (kudeb) ile vakıflar genel müdürlüğü ve bölge müdürlüklerinde de arkeolog ve sanat tarihçilerinin yeterince görev alması gerekmektedir. bu alanlardaki görevlendirmeler, sıradan bir atama olmaktan öte taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarının korunması için zorunlu bir durumdur.

    'müzelere girişlerde özelleştirme uygulamalarına son verilmeli'

    müzelere girişlerde özelleştirme uygulamalarına son verilmeli, arkeolog, sanat tarihçisi ve benzeri bölüm mezunları ile öğrencileri ülkemizdeki müzelere ücretsiz girebilme imkanına kavuşturulmalıdır.

    yetkililerle yaptığımız şifahi görüşmelerde haziran merkezi ataması için söz verilen 62 arkeolog alımının olamayacağı, sayının bizleri tatmin etmeyecek kadar düşük olacağı tarafımıza bildirildi. oysa; bu konudaki yetkililer tarafından verilen sözler ivedilikle gerçekleştirmelidir. hem merkezi atama hem de sözleşmeli atamalar bir an önce, 7 haziran 2015 seçimlerinden önce yapılmalıdır.

    kültürel miras sektörü çalışanlarından restoratörler; esere nasıl zarar vermem ilkesi ile yetiştirilmektedirler. restoratör- konservatörlerin istihdam olanaklarının arttırılması, çalışma sahalarındaki sağlıksız koşulların iyileştirilmesi, sürekli kimyasal ilaçlara maruz kalınmasından kaynaklı sağlık sektöründekilere getirildiği gibi yıpranma payının getirilmesi bu mesleğe gönül vererek ve iyi bir eğitim alarak çalışacak ve camiamıza katılacak olan yeni meslektaşlarımıza meslek etiklerinin bu işin eğitimcileri tarafından çok iyi anlatılması gerekmektedir.”

    !---- spoiler ----!
    hubot
  3. küfretmeyeceğim, küfretmeyeceğim...
  4. aslında üzücü bir durum. yalnızca bu skandal değil, genel anlamda arkeolojiye ve antik kültürlere olan bakış açımız üzücü. hele ki onlarla dolup taşan topraklar üzerinde yaşıyorken.

    roma imparatorluğu, antik yunan devletleri ile birlikte batı dünyasına ve genel anlamda dünya kültürüne en büyük katkıyı sağlamış imparatorluk. yaptığı mimari yapılar, tapınaklar, levhalar, anıtlar, yollar... ne ararsanız. özellikle pax romana adlı 200 yıldan fazla süren roma barışı süresinde kendi toprakları içerisinde resmen inanılmaz bir kalkınma sağladılar. enfes eserler bıraktılar.

    roma imparatorluğu büyük toprakların yönetimini tek bir adama(imparatora) vermenin kötü sonuçlarını defalarca yaşadıktan sonra ülkeyi doğu ve batı roma olmak üzere ikiye böldü. doğu roma'nın başkenti günümüz istanbul( o zamanki adı constantinople), batı roma'nınki ise roma olarak kaldı. daha sonra 476 tarihinde batı roma imparatorluğu barbar kavimler tarafından istila edilince roma kültürü, roma'nın medeniyet ışığı söndü. doğu roma 1453 yılına kadar yoluna devam etti ama kardeşini kaybettikten sonra o da zamanla sıradan bir krallığa dönüştü, en sonunda pes etti.

    bunları neden anlattım? batı roma 476'da barbarlar tarafından istila edildi. birçok esere zarar verildi, anıtlar, binalar yıkıldı. özellikle roma kenti yağmalandı. roma'yı resmen karanlığa soktu. ancak doğu roma bu istilalardan pek etkilenmedi. imparatorluk yapısı, doğu'nun genel anlamda ekonomik ve askeri açıdan daha "stabil" ve düzgün olması sayesinde bu istila akınlarını atlatabildi. ne ekonomik olarak çöktü, ne askeri açıdan. haliyle roma imparatorluğu'nun eserlerini de kendi topraklarında korumuş oldu. tabii zamanla türklerin ve arapların arabistan, kuzey afrika ve en son anadolu'daki seferleriyle birlikte hem topraklarını hem eserlerini kaybetti.

    ancak roma eserleri, batı roma'nın aksine doğu roma'da daha iyi korundu genel anlamda. ve günümüze geliyoruz. şu an ülkenin altı medeniyet kaynıyor, kültür kaynıyor. ancak ne yazık ki marmaray kazılarına "çanak çömlek" diyen, arkeolojik kazıların yapıldığı alanları imara açan, üniversitelerde arkeoloji bilimini desteklemek bir yana, bu bölümü seçenlere "keriz muamelesi" yapan bir zihniyete sahibiz. ve bu zihniyeti asla "arap,türk,kürt,müslüman,sünni,alevi" şeklinde genellemedim, genellemem. ancak böyle bir kötü huyumuz var.

    esasında olması gereken, kültür bakanlığının göstermelik icraatleri yerine üniversitelerimizin arkeoloji, antik yunan, latin, gibi bölümlerinin desteklenmesi ve prestijlerinin arttırılmasıdır. dünya'da arkeoloji dedi mi akla gelen ilk şeylerden biri olmalı bizim üniversitelerimiz. bunu sadece roma-bizans kültürü için söylemiyorum. hititler, lidyalılar, persler, hatta büyük iskender hep bu topraklardan geçmiş, buralarda iz bırakmış. ancak olan ne? insanlar arkeoloji okumaya amerika'ya gidiyorlar, roma'yla ilgili bulgular ingiltere'de rastlanıyor. bu, romalıların britanya bölgesine anadolu'dan daha fazla yatırım yaptığını mı gösterir(ki öyle değil) yoksa ingiltere'deki arkeolojik kazı kültürünün bizimkinden çok daha fazla geliştiğini mi?

    sonuçta bu konularda daha fazla yorum yapmam doğru olmaz zira ülkemizdeki arkeoloji çalışmaları, arkeoloji disipliniyle ilgili akademik bilgim yok. okuduğum, araştırdığım kadarıyla yazabiliyorum. ancak şurası bir gerçek ki eğer biz ingilizlerin o titizliğini, disiplinini yakalayabilirsek bu konuda, ve antik roma, yunan medeniyetlerini açığa çıkarma konusunda biraz daha etkili olabilirsek, roma'yla ilgili karanlık kalan şeylerin bu topraklardan çıkacağına hiç kuşkum yok. tabii o topraklar tekrar tekrar şuursuzca imara açılır, "çanak çömlek" olarak görülmeye devam ederse, ne yazık ki antik tarih konusunda kendi kitabımızı yazmak yerine anca yabancı dilde ders kitaplarında asia minor'ı küçük asya olarak çevirmeye devam ederiz.