1. bi dönem yakınında sitelerin olduğu iki göz bi gecekonduda kalıyodum...durumlar fena :) sabahları sitenin dış korkuluklarına belirli aralıklarla torbalar konduğunu farkettim...içlerinde artık ekmekler var,çoğu küflendiği için oraya asılmış,çöpe atmaya gönülleri elvermemiş...fakat bi torbanın içindeki ekmekler gayet tazeydi..dilimlenmiş trabzon ekmeği...sanırım yaşlı bi çiftti o ekmek torbasını asanlar zira tüm dilimlenmiş ekmeklerin sadece dış kabukları vardı, içleri alınmıştı dilimlerin :)hemenhergün içleri alınmış o ekmek torbasını aldım asıldığı aynı çitin üzeründen ve o ekmekler yumurtaya bulanıp uzunca bi süre kahvaltımız olmuştu...hala merak ederim o torbayı oraya koyanları...hafif dozlu anılardan biri böyleydi işte :)
  2. kup
  3. bilmem hatırlar mısınız. bir aralar action-man modası vardı. ayakkabıydı, tişörttü hep bu adam vardı. arkadaşlarımda gördükçe kıskanıyordum yani istemsizce de olsa oluyordu bu. babama söyledim alalım lan nolur dedim. babam bi baktı bana bide ayakkabının fiyatına baktı ...
    en son ayakkabıcıdan çarşamba yumurta topuk ayakkabı alıp çıkmıştık.
  4. öss'ye hazırlandığımız zamanlar yurtta kalıyoruz ve hepimizin canı deli gibi tatlı istiyor, fakat kimsede para kalmamış tabi. neyse beş kuruş on kuruş topladık herkesten, yurdun altında künefeci var, verdim bizim bozuklukları adam yarım porsiyon künefe verdi o paraya. neyse efenim çıktık yukarı yaklaşık on kişi abandık yarım porsiyon künefeye ki bir çatal dahi etmiyor adam başına. hayatımın en güzel künefesini yedim o gün. iç burkulması o günleri hatırlamaktan kaynaklanır, bir daha gelmeyecek zamanlar o dostluklar gelmez bir daha..
    r2-d2
  5. henüz 12 yasindayeim arkadaslarla dolasirken birden idrarın bastırdığı sırada en yakın camiye hucüm ettim tab hicbirimizin cebinde bes kurus yoktu giris ücreti olarak 50 kurus alınan kısımda kimsenin olmamasi beni mutlu etti belli bi izaha başvurmadan direk dalabildim diye girdim ciktiktan sonra para alinan yerde yaşlı ak pak bi dese oturmus beni kesiyo tam o sırada da arkadaslar kapıdan beni bekliyo adamın bi yandan ısrar etmesi arkadalaslarin bi yandan gülmesi utanc kesesi olmustum . gecen sene de aştide tuvalete 1.75 vermemek icin aştiden armadaya yürümüştüm lanet olsun ücretli tuvaletler
  6. fakülteyi yaşadığım şehirde okudum. memur aileseydik. her gün otobüsle merkeze inip, oradan tekrar başka bir otobüsle okula gitmem gerekirdi. ailem yol paramı verirdi ama kıyamıyordum. otobüsten indikten sonra tam 45 dakika yürürdüm. böylelikle günlük 4 araca binmek yerine, 2 araca binerdim.
    şimdi aynı şehirde çalışıyorum. iş yerimde aynı güzergahta. her sabah işe giderken yürüdüğüm yola bakıyorum. bir kaç yıl önce yaz, kış, yağmur, çamur demeden. o yolda yürüyen kızın hayalini görüyorum ve buruk bir gülümseme yüzümde geziniyor.
  7. biz çok garibandık, kilot bile al(a)mazdı babam bana. eskimiş, atılacak hale gelmiş etek, bluz gibi giyeceklerinden bize rengarenk kilotlar dikerdi annem.
  8. sene 1988, hassa'dan, payas'a taşınmışız. ailenin en büyük çocuğuyum ve ilkokul 2. sınıfın ortasındayım...

    payas'taki bu cok katlı okul benim başladığım köy okuluna göre bi 50 yıl filan ilerde... yeni numaram 1080! bin seksen... bizim köyde onun yarısı kadar nüfus yok...

    ilk derse giriyorum, kadın bi öğretmen var, ve belli ki sene ortasinda peyda olan bu köylü çocuğunu pek sevmiyor. matematik defterini çıkar diyor, çıkarıyorum... hayat bilgisini çıkar diyor, bakıyorum böyle, benim hepi topu bi tane defterim var ki...

    ama kadın zalim, cevabını bile bile, hala türkçe defterin nerde, resim defterin nerde, cetvelin nerde, beslenme çantan nerde diye saydırıp duruyor... yok anasını satayım, beslenme çantası ne lan? benim ömrü hayatım boyunca böyle bi şeyim olmadı ki... yarına bunları tamamlamadan gelme diyor...

    ben de gitmiyorum zaten, akşama annemgil beni başka bi okula yazdırmaya karar veriyor, ve ben ertesi gün yaklaşık 1 saat yürüme mesafesindeki bi köy okuluna kaydoluyorum... yeni numaram 147, ve öğretmenim jale arık isimli bi melek... beslenme çantası filan sormuyor... nedense çok seviyor beni, sene sonunda biz gene başka yere taşınacakken ağlıyor hatta... vay anasını, aklıma gelince burnum sızladı yine...

    2012-01-30
  9. 10-12 sene oncesinden bir ani...
    kış...işsizim... aslında part time bir işim var ama kiramı ödese karnımı doyurmuyor, karnım doysa üst baş açık kalıyor, o türden. ama ölesiye de gururluyum... çünkü başka bir şehirde yaşayan anam babamın her gün "bırak gel şu istanbul'u, gel yanımızda kal, iş de buluruz sana" sözlerine kulaklarımı tıkamış burnumun dikine dikine hani tam anlamıyla fakir ama gururlu yürüyorum gündüz gece.. yürüyorum zira part time işim sokakta olmamı gerektiriyor. ben de yürüyorum işte.. yağmur.. hem nasıl yağıyor mübarek.. yağsın aslında ben yağmuru severim de.. çizme su alıyor. ama nasıl su almak.. aslında çizme su almıyor su içinde yüzüyor ayaklarım. çizmenin görselliği var ama işlevi kalmamış. beşkitaş'ta mağazalar bakıyorum çizme ya da bot için.. ama o kadar param yok.. başlıyorum ağlamaya.. ama nasıl ağlamak. çocuk gibi hıçkıra bağıra.. babam arıyor tam o anda.. hissetmiş herhalde can babam canım babam. ee telefonu aglayarak açınca ben. noldu vs derken. karşılıklı ağlama ağlasma.. para yolluyor hemen. paranın hesaba geçmesini bir magaza ayaklarım çıplak, ıslak çoraplarım çizmelerimin üstünde bekliyorum. utanarak. hala ağlıyorum ama üzüntüden mi mutluluktan mı belli değil... bir çizme alıyorum kendime.. hayatımda satın aldığım en değerli nesnedir o çizme... paranın satın alabileceği herşeyden daha değerlidir benim için.. hatırladıkça iç burkar mı hem de nasıl burkar.. ama içim garibanlık kısmından ziyade babamı ağlatmama burkulur