1. lise mezuniyet töreni, üniversite bitirme mülakatı, üniversite bitirme semineri, üniversite mezuniyeti, iş görüşmeleri ve akrabamıza kız istemeye gittiğimizde aynı takımı giydim. bir noktadan sonra beni görenler yüzümden değil de takım elbiseden tanıyor, hatta onla selamlaşıyorlardı. bitirme projen nasıl geçti falan diye ona bakarak muhabbet ediyorlardı.

    durumun farkına varan arkadaş çevrem ve ailem artık yeter, şu çocuk başka bir şey giysin diye seferberlik ilan edip kız istemeye gittiğimiz adamın nişanında toplama bilgisayar yaparcasına takım elbise yaptılar bana. ayakkabıyı arkadaş verdi, ceket ve pantlonu diğer arkadaş. kravat babamın, gömlek abimin. böyle düşününce siyah takım, mor gömlek, yeşil kravat, kahverengi kundura falan diye düşünmeyin he. çok iyi bir uyum oluşturdular sağolsunlar.

    bir topluluk olarak nişana gelen misafirleri karşılıyoruz. böyle durumlarda normalde ne olur ? gelen kadınlara iltifat edilir. ne kadar şık olmuşsunuz, zaten güzelsiniz elbise de çok yakışmış falan denir di mi ? ama ne oldu, kadınlara iltifat eden falan yok. bana gelenlere bakın;

    baba: kravatın da pek güzelmiş oğlum
    arkadaş: ayakkabılar da yakıyor hee
    diğer arkadaş: pantlonla cekete bak bee
    abi: asıl gömlek ateş ediyor ateş

    kız tarafı dumura döndü bana bakıyor. kadınlar kıskanç gözlerle bakıyorlar. hayatımda toplasan 5 iltifat almışımdır 4 tanesi o ana denk geldi. iltifat edenlerin hepsi de erkek amına koyim. ortam müsait olsa ne küfür ederdim ibnelere. hepsi göt.

    aldığım 5. iltifatta lise de bir kız "ne güzel top oynuyorsun" demişti. çıkalım mı o zaman demiştim yok demişti. ilgisi olan konular değilmiş demek.
    janli
  2. bi dönem yakınında sitelerin olduğu iki göz bi gecekonduda kalıyodum...durumlar fena :) sabahları sitenin dış korkuluklarına belirli aralıklarla torbalar konduğunu farkettim...içlerinde artık ekmekler var,çoğu küflendiği için oraya asılmış,çöpe atmaya gönülleri elvermemiş...fakat bi torbanın içindeki ekmekler gayet tazeydi..dilimlenmiş trabzon ekmeği...sanırım yaşlı bi çiftti o ekmek torbasını asanlar zira tüm dilimlenmiş ekmeklerin sadece dış kabukları vardı, içleri alınmıştı dilimlerin :)hemenhergün içleri alınmış o ekmek torbasını aldım asıldığı aynı çitin üzeründen ve o ekmekler yumurtaya bulanıp uzunca bi süre kahvaltımız olmuştu...hala merak ederim o torbayı oraya koyanları...hafif dozlu anılardan biri böyleydi işte :)
  3. kup
  4. bilmem hatırlar mısınız. bir aralar action-man modası vardı. ayakkabıydı, tişörttü hep bu adam vardı. arkadaşlarımda gördükçe kıskanıyordum yani istemsizce de olsa oluyordu bu. babama söyledim alalım lan nolur dedim. babam bi baktı bana bide ayakkabının fiyatına baktı ...
    en son ayakkabıcıdan çarşamba yumurta topuk ayakkabı alıp çıkmıştık.
  5. öss'ye hazırlandığımız zamanlar yurtta kalıyoruz ve hepimizin canı deli gibi tatlı istiyor, fakat kimsede para kalmamış tabi. neyse beş kuruş on kuruş topladık herkesten, yurdun altında künefeci var, verdim bizim bozuklukları adam yarım porsiyon künefe verdi o paraya. neyse efenim çıktık yukarı yaklaşık on kişi abandık yarım porsiyon künefeye ki bir çatal dahi etmiyor adam başına. hayatımın en güzel künefesini yedim o gün. iç burkulması o günleri hatırlamaktan kaynaklanır, bir daha gelmeyecek zamanlar o dostluklar gelmez bir daha..
    r2-d2
  6. henüz 12 yasindayeim arkadaslarla dolasirken birden idrarın bastırdığı sırada en yakın camiye hucüm ettim tab hicbirimizin cebinde bes kurus yoktu giris ücreti olarak 50 kurus alınan kısımda kimsenin olmamasi beni mutlu etti belli bi izaha başvurmadan direk dalabildim diye girdim ciktiktan sonra para alinan yerde yaşlı ak pak bi dese oturmus beni kesiyo tam o sırada da arkadaslar kapıdan beni bekliyo adamın bi yandan ısrar etmesi arkadalaslarin bi yandan gülmesi utanc kesesi olmustum . gecen sene de aştide tuvalete 1.75 vermemek icin aştiden armadaya yürümüştüm lanet olsun ücretli tuvaletler
  7. fakülteyi yaşadığım şehirde okudum. memur aileseydik. her gün otobüsle merkeze inip, oradan tekrar başka bir otobüsle okula gitmem gerekirdi. ailem yol paramı verirdi ama kıyamıyordum. otobüsten indikten sonra tam 45 dakika yürürdüm. böylelikle günlük 4 araca binmek yerine, 2 araca binerdim.
    şimdi aynı şehirde çalışıyorum. iş yerimde aynı güzergahta. her sabah işe giderken yürüdüğüm yola bakıyorum. bir kaç yıl önce yaz, kış, yağmur, çamur demeden. o yolda yürüyen kızın hayalini görüyorum ve buruk bir gülümseme yüzümde geziniyor.
  8. biz çok garibandık, kilot bile al(a)mazdı babam bana. eskimiş, atılacak hale gelmiş etek, bluz gibi giyeceklerinden bize rengarenk kilotlar dikerdi annem.
  9. sene 1988, hassa'dan, payas'a taşınmışız. ailenin en büyük çocuğuyum ve ilkokul 2. sınıfın ortasındayım...

    payas'taki bu cok katlı okul benim başladığım köy okuluna göre bi 50 yıl filan ilerde... yeni numaram 1080! bin seksen... bizim köyde onun yarısı kadar nüfus yok...

    ilk derse giriyorum, kadın bi öğretmen var, ve belli ki sene ortasinda peyda olan bu köylü çocuğunu pek sevmiyor. matematik defterini çıkar diyor, çıkarıyorum... hayat bilgisini çıkar diyor, bakıyorum böyle, benim hepi topu bi tane defterim var ki...

    ama kadın zalim, cevabını bile bile, hala türkçe defterin nerde, resim defterin nerde, cetvelin nerde, beslenme çantan nerde diye saydırıp duruyor... yok anasını satayım, beslenme çantası ne lan? benim ömrü hayatım boyunca böyle bi şeyim olmadı ki... yarına bunları tamamlamadan gelme diyor...

    ben de gitmiyorum zaten, akşama annemgil beni başka bi okula yazdırmaya karar veriyor, ve ben ertesi gün yaklaşık 1 saat yürüme mesafesindeki bi köy okuluna kaydoluyorum... yeni numaram 147, ve öğretmenim jale arık isimli bi melek... beslenme çantası filan sormuyor... nedense çok seviyor beni, sene sonunda biz gene başka yere taşınacakken ağlıyor hatta... vay anasını, aklıma gelince burnum sızladı yine...

    2012-01-30