1. hayatta karşılaştığımız tuhaf, can acıtıcı detaylar. genelde çocukken almak isteyip babanın annenın para sıkıntısı çektiği için çaktırmamaya çalıştığı detaylar olabilir tabi hayat bunlardan ibaret değil
  2. finaller bitmiştir,bute kalmayacagini dusunen yurt arkadasi memleketine donmustur.bute kaldigini duyunca "ben simdi annemden nasil 30 lira isteyip de bilet aliyim" demesi
  3. acayip bir şekilde aniden hastalanmak. biri sanki bağırsaklarını oyun olsun diye mıncıklayıp, seni ikiye katlıyor. nefes bile alamadığın acayip bir acıyla aniden yüzleşiyor olman yetmiyor gibi sanki sürekli hastalık nazı yapıyormuşsun gibi davranılması, asık bir yüzle eve lütfeten bir tavırla yollanman.
    hiç kimsenin umrunda olmayışının verdiği acıyla karın ağrısının yarışması.
    ve ne gariptir ki, umursamaz tavırların baskın gelişi ve ağrıya değil haline ağlaman.
    ve ertesi gün hiç bir şey olmamış gibi hayatına devam etmen...
    ne demişler acı acıyı su sancıyı bastırırmış...
    bence suyun bastıramadığı çok sancı var hayatta.
    ve hayatında bazı dertler gelir geçer bazı dertler deler geçer dedikleri gibi kalbini delip geçen bir çok şey yaşamışken, gecenin köründe bunu hatırlaman...
    beynimiz ve akıl kıvrımlarımız bize her daim acayip oyunlar oynuyor...
  4. annem öldükten 3 ay sonra ağlayabilmem.
  5. yaklaşık 30 - 35 sene önce babamın teyzesinin üç çocuğu yarım günlük bir iş için fındıklığa giderler. akşama köye döndüklerinde de teyzeme işin bittiğini söylerler. ertesi sabah gün doğmaya yakın teyzem evin bahçesinde bir takım sesler duyar ve bakmak için dışarı çıkınca çocuklarını traktörü sessizce bahçeden çıkarmaya çalışırken yakalar.' hayırdır bu saatte nereye' diye sorunca da 'fındıklığa' cevabını alır. teyzem 'siz o işi dün bitirmiştiniz ya' deyince yaşları 20 - 25 arasında olan çocuklar mahcup bir şekilde 'anne dün tam köyden çıkarken, köye bir oyuncakçı geldi. biz de dayanamadık birer tane oyuncak aldık. oyuna dalmışız' derler.
    teyzem şaşkınlık ve kızgınlık içerisinde 'bu yaşta ne oyuncağı? delirdiniz mi' der ve çocuklar da sebebini açıklar:
    'ama anne hiç oyuncağımız olmadı ki'
  6. babam iki işte çalışarak bizi okuttu.odun ardiyesinde odun kırardı.bir gün evde ders çalışırken içeri girmiş onu fark etmedim.baktım beni izliyor ama o kadar yorgun ki nerdeyse düşüp bayılmak üzere, 20 yıl oldu bana o bakışını hala unutmadım.
  7. işe ilk girdiğim yıl 30'lu yaşlarda iki gündür kayıp olarak aranan bir kadın vakası gelmişti. kimlik teşhisi için morg odasına eşini getirdiler. adam ağır ağbi tiplerindendi. karısını teşhis etti görünce ağlamaya başladı. arkadaş teselli ediyor falan. karısının yüzüne eğildi "ben seni çok sevdim ama hiç söyleyemedim bırakma beni seni seviyorum" gibilerden cümleler kurdu. tutamadım kendimi

    "zaten böylesiniz hayattayken söylemezsiniz ölünce sevginiz depreşir. sizi duymaz bayağı bir geç kaldınız" dedim.

    şaşkınca yüzüme baktı. tabi şefim de dik dik yüzüme baktı. patavatsızlık ettiğimi anladım. çok üzülmüştüm. kadın evden çıkmış gitmiş boş bir inşaatta kendini asmış. ağır abi af buyurun odun kocası da sonra gelmiş "karıcım hööö seni seviyorum" diriyken deseydin ölüsüne ne söylüyorsun? diyecektim tuttum artık kendimi.

    sonra otopside kadının yüzüne baktım. yaşarken duymadığı, belki de hep duymak istediği iki kelimeyi ölünce duymuştu.
  8. bir çocuğun döktüğü göz yaşına ortak oldum bugün. baba hapiste, anne başkasıyla evlenmiş, üvey baba tarafından istenmemiş, anneanneye bırakılmış, anneanne tarafından da başından atılmaya çalışılan bir çocuk... ben babamı hiç hatırlamıyorum, yüzü nasıldı öğretmenim bilmiyorum diye ağladı gözlerime bakıp. dünyam öyle küçüldü ki bir anda, nefessiz kaldım. hangi çocuk mutsuz olmayı hak eder? hangi anne baba bu çocuğun döktüğü yaşın vebalini ödeyebilir? sarıldım ona, kelimelerim bitikti, yitikti karşısında. ben buradayım dedim ama yeter mi be sözlük? mutsuzum, çok mutsuzum. omuzlarımdan beni yerin dibine iten bir ağırlık var üzerimde. bir şeyler yapmalıyım diyorum. bir şeyler...
  9. arkadaşımla bir yerden dönüyorduk. çöpleri karıştıran bir adam gördük. saçı sakalı birbirine girmiş ama genç biri. haşlanıp yarısı yenip çöpe atılmış mısır'ları yenebilir mi diye yokluyor.
    azıcık ilerledik ve yanımızdan geçen bir ada'ma çöpleri karıştıran adamı göstererek arkadaşımla bir araya getirdiğimiz küçük bir miktar parayı vermesini rica ettik.
    ada'm çöpleri karıştıran ada'mın yanına gitti biraz konuştu ve geri döndü verdiğimiz paralar elindeydi.
    ada'm ben dilenci değilim, demiş. o günü yaşadığımdan beri ada'mın deli olmadığına dair içimde garip bir his uyanıyor. ve bu anının beni niye bu kadar üzdüğünü de çözemiyorum.

    yine aynı arkadaşımla pazara gitmiştik. çok önemsiz bir iki şey aldık. neydi şimdi hatırlamıyorum. arkadaşım iki liralık şey için yüz lira vermiş. üzerini almadan dönmüşüz. tam fark ettik ve o esnafı bulamayız diye konuşuyoruz. arkamızdan biri seslendi. paranızın üstünü unuttunuz, dedi ve 98 tl arkadaşımın avucuna bıraktı, teşekkür bile edemeden uzaklaştı.
    bunu hep kötü zaman'larımda hatırlamak isterim. belki de dünya hala bu güzel insanlar için dönüyordur, diye geçiririm içimden!
    ve kendime senin entel dantel acıların ne ki, onca acı onca yoksulluk varken, derim.