1. senaryodaki bazı eksikliklerden kaynaklanıyor.
  2. mantıksal açıdan birçok anlamsızlık barındırır hayat. mesela dünyanın bir tarafının açlıkla bir tarafının obeziteyle mücadele etmesi gibi. ama saçma da demeyelim. zira saçma olan o değil, saçmalayan bizleriz.
  3. hayatın ironik olmasından ileri gelir. mantığını kavrayınca otomatikman yok olan düşünce.
    mnb
  4. hayat mı saçma.. hayatın içinde yollarımızın kesiştiği insanlar mı onu saçma yapmak için olanca kuvvetleriyle uğraşıyorlar..?

    bugün arkadaşımın intihar haberini aldım, evin dibindeki camiden selası okundu. öğretim görevlisi bilmem kimin kızı ... vefat etmiştir. inanamadım. ya intihar etmiştir ya da döve döve öldürdüler kızı dedim.. arkadaşıma koştum. pazar günü intihar etmiş.. hayatın çok saçma olması başlığıyla öyle bir alakası var. onun şu kısacık hayatı, bir insanın, çocukluğunu, gençliğini, hayallerini, fikirlerini, eğitimini, sevgilisini, hayatını... bir aile nasıl yaşatmaz, onu öğretti bize. öğretim görevlisi olup da kızının bir şey öğrenmesini engelleyip onu evlere kapatan, kendi zümrelerinden birinin oğluyla evlensin ve ideal biri olsun diye yediği yemeğe karışan, çocukluğunda uğradığı tacizleri anlattığında ailenin diğer fertlerine inanan, olayı kapatan... bir aile, bir insanın çocukluğunu.. gençliğini nasıl harcarlar.. bir insanın hayatının "saçma" olması için nasıl uğraşırlar onu öğrendik..

    arkadaş grubumuzla ne zaman toplansak hep ailesinin yaptıklarını kısmen de olsa öğrenirdik, okuması için maddi ve manevi her türlü destekte bulundu çoğu arkadaşımız. ailesinin yapmadığını yaparak ailesi olan arkadaşlarımız oldu. ailesinin yaptıklarını dinleyip gidip ailemize tekrar sarıldık..

    oysa zeki bi kızdı, önce ankara'yı sonra puanı düşmesine rağmen marmara'yı sözelin en üst bölümlerinden birinden kazanacak kadar. öğretim görevlisi olup da diğer insanların çocuklarını okutan ama kendi kızının okumasını engelleyen babasına rağmen. bizler okulu bitireli yollar olmuşken o baştan yeni başlamıştı. ilkokuldayken ben bu kadar okuycam beni okutmıycaklar dediğinde anlamazdım, anlayamazdım. nasıl anlayabilirdim ki?

    aktivist bi kızdı, hayata karşı bi görüşü, bi duruşu, kafasını kurcalayan soruları vardı.
    çıkabilirdi bu cendereden, karşısında güzel yollar vardı aslında. o, yolları tek tek kapattı. kendi çıkış yolu demek ki kafasında intihardı. vitamin eksikliğinden hastanede yattım dedikelrinin de intihar sebebiyle olduğunu da çok sonradan öğrenmiştim zaten.

    hayat mı saçma? içindeyken tanıştığımız insanlar mı onu saçma yapmak için büyük bir çabayla uğraşıyorlar?

    kendi gösteriş meraklılıkları yüzünden, kendi kibirleri, kendi "elalem ne der"cilikleri yüzünden..
    kendi doğurduklarına, kendi çocuklarına, canlarından kopan, konuşan, düşünen, uğraşan birine.. ölümünden, ölümüne sebep olunduktan sonra bile mi arkasından caka satılır insanlara.. inandıkları allah, dillerinden düşürmedikleri allah.. bunlar ne biçim insanlardı.. bunlar ne biçim müslüman.. ne biçin anne, ne biçim baba, ne biçim aile !!!

    ilkokuldan sonra yolumuzu kesiştiren internet olmuştu, sonrasında birbirimizin hayatına değdik birkaç yıl. herkes değişmişti, değişmekteydi, değişecekti.. neler yaşamıştı.. neler yaşayacaktı herkes.. hayat, örümcek ağı gibi birbiriyle o kadar bağlantılı ki..

    insanların hayatına yalnızca değebiliyorsun, dokunamıyorsun. kapı olabiliyorsun, yol olabiliyorsun ama bunun bütünü olamıyorsun. insansın..

    umarım.. orada mutlu olabilirsin. umarım, orada bu insanlarla karşılaşmazsın. umarım allah rahmetini gösterir sana. orada, bir orası varsa diyorum bazen, mutlu ol.. hoşçakal..
  5. "neye göre, kime göre?" sorusunu aklıma getiren başlık.
  6. hayatın saçma olup olmadığı diğer canlıların umurunda değilken bir tek insan hayatın illaki anlamlı olması gerektiğine kafa yoruyor(bkz: varoluşçuluk)
  7. life is strange diye bir point click adventure oyunun son bölümünü oynadım bugün pc gelir gelmez.oyun kısaca bir tür kelebek etkisini ele alıyor. üniversiteli genç bir kızı yönetiyoruz oyunda.ve bu kız bir gün derste bir kabus görüyor.kabusunda yaşadığı kasabayı tornado vuruyor ve kız tornado yaklaşırken üzerine düşen deniz feneriyle uyanıyor.sonrasındaysa zamanı ileri geri sarabildiğini fark ediyor. ve bu şekilde olayları değiştirmeye çalışıyor.fakat bir şeyleri veya birilerinin yaşamını kurtardıkça bu başka bir şeyleri kötü yönde tetikliyor.

    ve bu özelliği kullandıkça geçmişe gidip zamanı geri döndükçe alternatif dünyalar karmaşası içersinde buluyor kendisini.en sonunda spoiler vermeden anlatmak gerekirse işler iyice karışıyor.eline verilen bu güç, kendisine zarar vermeye başlıyor. olması gerekenle olanı, olmuş olanla olacak olanlar arası her bir müdahele paradoksal bir alternatif geçmiş gelecek ve şuanlar doğuruyor.

    yaşamda yaptığımız eylemlerin sonuçlarını görüp ileri geri alamıyoruz. ben içimdeki sesi dinlerim bazen duygularımı dinlerim bazen mantığımı.ama hiç biri bana tek başına doğru gelmiyor.üçünü birden harmanlamak hayatın garipliklerine karşı daha doğru gibi. hayatta anlam verdiğimiz şeyler bizim zihnimizde yarattığımız düşünceler.bir şeylerin somutluğunu veya soyutluğunu onların öz anlamlarından bağımsız olarak ele alamayız bu bencillik olur.empati burda devreye girer ve bu üçünü harmanlamızı sağlar. hiç birşey olması gerektiği gibi olmaz.sadece olur gelişir.kader var mı yoksa hatalarımızın bedelini mi ödüyoruz bilmiyorum. tek bildiğim mücadele etmek gerektiği dibine kadar hemde.

    yaşam mücadelelerimizle çok az yerinden oynatmayı başarabildiğimiz bir tür dişli çarklar silsilesi.biz de mücadele ederek hali hazırda dönen çarkları yavaşlatıp hızlandırmaya bir paydaş oluyoruz.bu kendi yaşamımız başkalarının yaşamı için de böyle bir şey.
    dışardan kendime bakmayı öğrenebildiğim andan bu yana yaklaşımlarımın da olgunlaştığını görüyorum. başka türlü bu hayatı yaşayamayız yoksa.kendi öz anlamımızı, başklalarının anlamlarını olayların ve yaşadığımız çevrenin hepsinin bir bütün olduğunu anlayabilmek önem taşıyor. ve bütün bunlara dışardan, tepeden bir üçüncü göz olarak bakabilmek ben merkezci yaklaşımlarımızdan sıyrılmamızı sağlıyor.