1. miletliler madde metafiziğine, pythagorasçılar sayı metafiziğine kafa yorarken herakleitos okullardan bağımsız olarak evrendeki değişime kafa yormuştur. en önemli tezi her şeyin akış içinde olduğudur. her şeyin bir olduğunu ve kendi içinde farklılık, karşıtlık ve değişim içinde devam ettiğini düşünmüştür.(aynı ırmakta iki kere yıkanılmaz) varlığın karşıt güçlerin savaşması sonucunda oluştuğuna kanaat getirmiştir. dolayısıyla pyhtagorasçıların evrendeki ahenk ve düzen fikrine karşı çıkar, karşıtlar olmasaydı iyinin iyi olduğunu iddia edemeyiz fikrini ortaya atar. ilk madde olarak ateşi alır, ateş maddi bir varlık olduğu kadar bir süreçtir. ateş yoğunlaşırsa su olabilir su donarsa toprak olabilir demiştir.
    abi
  2. ilk kez kullandığı "logos" kavramının schopenhauer'ın "isteme"si ve heidegger'in "varlık"ına ilham verdiğini düşündüğüm filozof.

    oldukça şiirsel bir dille yazdığı fragmanlarının birincisinin samih rıfat tarafından yapılan çevirisi şöyle:

    "bu logos ki vardır her zaman insanlar uslarıyla yabancıdır ona, duymadan önce de, bir kez duyduktan sonra da. her şey bu logos'a göre olup biter oysa, ama onlar ne yaptıklarını bilmez görünürler, benim her birini doğasına göre ayırarak ve nasıl olduğunu göstererek ortaya koyduğum türden sözler ya da eylemlerde. başka insanlar uyanıkken ne yaptıklarını bilmezler, tıpkı uykuda yaptıklarını unuttukları gibi."
    (bkz: fragmanlar - herakleitos)
  3. ''herakleitos, ruhun daha uykuda canlı ve evrensel ateşin kaynaklarından koparak anlık olarak nemliliğe dönüşmeye yöneldiğini düşlüyordu. o zaman, herakleitos'a göre ölüm suyun kendisidir. "ölümdür ruhlar için suya dönüşmek" gaston bachelard.
  4. lenin'e göre herakleitos'un sürekli hareket anlayışı, diyalektiği açıkça ortaya koymaktadır. hegel bu sürekli hareketliliği daha güçlü bir şekilde gün yüzüne çıkaracaktır.
  5. laik idealist felsefesenin ilk temsilcisi olarak kabul edilen antik çağ filozofu. yaşadığı polis olan ionia'daki orta sınıf hareketlerine tepki olarak aristokratik sınıfı savunmuştur. orta sınıfın inançları olan kült ve mitosları aristokratik düşünüşten ayırmıştır. köleliği ve sınıfsal ayırımı doğa yasası gibi görmüştür. yaşadığı şehir orta sınıfın yönetimine girince de görevlerini kardeşine devrederek bu tepkisini göstermiştir.

    toplumsal hayattan çekilmesiyle kendini felsefeye vermiştir. dönemin felsefesinin temel konusu olan ''evrenin aslı nedir?'' sorusuna logos cevabını verir. logos ile maddi bir ilkeyi değil, evreni yöneten aklı kasteder. logostan payını alan tüm insanlarda akıl ortaktır dese de evrensel eşitlikten çok uzaktır. mizantrop değildir ama halkı aşağılar. hayvan metaforuyla anlatır halkı ve ders vermeye çalışmaz aslında. hayatına dair bu bilgileri en ünlü doksografi örneğini yazan diogenes laertios'tan öğreniriz. sokrates öncesi düşünürlerin hiçbirinin yapıtına bütün olarak ulaşamadığımızdan herakleitos'un fragmanlarının da sadece yüz otuz parçasına ulaşılmıştır. bu fragmanlarla hegel'den bergson'a pek çok düşünür uğraşmıştır. imalarla yüklü anlatımı dolayısıyla verilen karanlık herakleitos lakabına uygun olarak kimse tam emin olamaz yazılarından. aristoteles de retorika'da yazar bu anlaşılmazlığını. fragmanlar çeşitli sınıflandırmalara uymayacak şekilde özdeyişler olduğu için düşünce bütünlüğü yoktur. mısır düşüncesinden yerel inançlara, halktan melankolik yalnızlığa pek çok şeyi anlatır. lukianos gözü yaşlı felsefeci olarak alay etse de mecazlarla yüklü biçeminin derinliğine ulaşamamıştır.


    "ölümde öyle şeyler vardır ki insanlar için, ne beklerler ne de düşünebilirler."
    sezgi
  6. herakleitos’un, kesintili bilgilerle de olsa yaşamöyküsünde en çok dikkat çeken taraf, egemen sınıfa karşı takındığı tutum olmuştur.

    dönemindeki işgalci pers güçleriyle işbirliği yaparak zenginleşen tüccar sınıfına ve yunan’ın geleneksel demokrasi anlayışına sert bir şekilde muhalefet etmiş, böylelikle egemen sınıfın politik oyunlarına kesinlikle alet olmak istememiştir.
  7. Sokrates, gerek yunan felsefesinin altın çocuğu oluşuyla, gerek ahlak felsefesinin kurucusu oluşuyla, felsefe tarihinde bir milattır. Bu milattan sonrasına, sistematik ve modern felsefi akımların özellikle popüler kültür sahasında sağlam yerler edinmiş olması sebebiyle daha aşinayız. Örneğin, descartes'ın "düşünüyorum öyleyse varım"ını, nietzsche'nin öve öve bitiremediği "üst insan"ını, sartre'ın o bitmek bilmeyen "bulantı"sını hemen hepimiz en azından bir defa duymuşuzdur. Ama thales'in doğa filozofarının şahı olduğu ve her şeyin sudan oluştuğunu düşündüğü, anaksimandros'un apeiron ve kaos konseptlerini kullanan ilk filozof olduğu, anaksimenes'in felsefeye bilimi sunan ilk bilimsel deneyci olduğu, evreni oluşturan dört öge fikrinin temellerini aristoteles'ten evvel empedokles'in attığı, ve elbette, bu yazının baş karakteri olacak herakleitos'un karşıtların birliği düşüncesi pek bilinmez. Dolayısıyla bu seferlik sokrates sonrası "overrated"liğini bırakıp, sokrates öncesi "underrated"liğe odaklanalım dedim. Kimi ya da hangi düşünceyi seçeceğime karar vermeye çalışırken, atina okulu freskinde bir kenara kıvrılmış herakleitos gözüme çarptı.


    "karşıtların birliği", aslında içeriğini sırf adının bile açıklayabileceği kadar basit bir düşünce; ve aynı zamanda herakleitos felsefesinin ilk ayağı. Yokuş yukarı, yokuş aşağıdır: yani bunlar, karşıt yönlere giden iki yol değildir, bir ve aynı yoldur. Şarap şişesinin yarısının boş olduğunu söyleyen birine, şişenin yarısının dolu olduğunu söylerseniz, onunla karşıt değil mutabık olursunuz. Evrendeki her şey karşıtların birliğine varır, en azından bu eğilimdedir. Dolayısıyla çelişkiden kaçınamayız. Evet, karşıtlar birdir, ama karşıtların bir olması, esasında çelişkidir. Zira şeyleri bir yapamayacak olan nitelikleri "karşıtlıkları"yken biz, bunların "bir" olduğunu ve tüm zıtlıkları o birliğin içinde yaşadıklarını bilir durumdayız. Gerçekte bunlar, bir araya gelerek dünyayı meydana getiren şeylerdir. Dolayısıyla çelişkiyi kaldırırsanız, gerçekliği de yok edersiniz. Bu da gerçekliğin naturası gereği statik olmadığı, akış halinde olduğu anlamına gelir. Bu da herakleitos felsefesinin ikinci ayağı olan "her şey akar" düşüncesidir. Her şey akıyorsa, hiçbir şey var değildir, zira varlık, bizim ona bakışımızın dışında da sabit olarak var olma durumunu sürdürür; ama bu felsefede her şey akıyor, hiçbir şey sabit değil. Herakleitos buradan "varlık yoktur, oluş vardır" sonucuna ulaşır.


    Bu noktada ise öteki yunan filozoflarıyla fikir ayrılıkları oluşmuştu, çünkü onlar evrendeki değişimi ve akışı reddetmemelerine rağmen, tüm bu akışın altında değişmez ve sabit bir şey arıyorlardı. Ancak buna ne gerek vardı, ya da, bunun olmasına imkan var mıydı? Her şeyin değiştiğini söylemek, değişimin her şey olduğunu söylemekti çünkü. Dolayısıyla değişmez bir varlığa yer kalmıyordu. Eğer ki evrende tek bir şeyin bile değişmez olduğu kabul edilirse, her şeye atfedilen değişim nasıl açıklanacaktı? Herakleitos, değişimden oluşan bir sistem içerisinde değişmeyen şeylerin var olabileceği düşüncesine karşı çıktı.


    Bu karşı çıkış da "aynı nehirde iki kez yıkanılmaz"ı getirdi. Her şeyin değiştiği bir evrende bu makuldür; çünkü ikinci seferde ne o nehir aynı nehirdir, ne de siz aynı sizsinizdir. Bu yazıyı yazan ben ile, bu yazı bittikten sonra -umarım- uykuya dalacak olan ben aynı olmayacağız. Her şey, bazen bizim fark bile etmediğimiz bir geçiş halinde. Herakleitos bunu ateşe benzetir. Zira ateş bir maddeden ziyade, bir süreçtir. Her şey, sadece bir süreçtir.


    İşte tam da buna inanç gösterme ve kabullenme aşamasında herakleitos, bir nevi insan doğasını yenmektedir. Aslında söyledikleri, insani bakış açısı için bozguna uğratıcı şeylerdir. Çünkü insanoğlu, inanacağı durağan bir şeylerin, geçici olmayan, kalıcılığına yaslanabileceği ve buna güvenebileceği şeylerin arayışındadır. Değişmez güvencelere ihtiyaç duyar. Günlük hayatta sergilediğimiz çoğu davranış, buna örnek teşkil edebilecek niteliktedir. Dua ederken, her zaman orada olan ve bağışlayıcılığına sığındığımız değişmez bir tanrının varlığına inanırız. Dostluk kurmak keza; olası kopmalara, hatalara ve çuvallamalara rağmen özünün değişmez kaldığına inanmak istediğimiz bir çeşit insani bağdır. Araba almak bile öyledir. Güneşli hava yağmurlu havaya dönüşür, yürüme isteği üşengeçliğe değişirse, bütün değişmezliğiyle garajda duran bir araba sizi bekliyordur. Sürekli değişen dünyanın içinde sabit kalacağına inandığımız objelerin ve ilişkilerin çevrelediği güvenli bir sahada, tehlikeden ve riskten uzak yaşamlar sürdürmeye meyilliyizdir. Ama herakleitos, tek bir "her şey değişir" hamlesiyle, tüm domino taşlarını deviriyor. Çünkü diyor ki, "sırf evren değil, sen de değişiyorsun, seninle birlikte bildiklerin, inandıkların ve güvendiklerin de." bunu gerçekten, sırf teoride değil pratikte de kabullenmenin bir insan için ne kadar zor olacağını düşünün. Zoru bir kenara bırakalım, insan doğasına aykırı bir şey bu. Ve herakleitos, bu felsefesiyle insan doğasını aşmıştı. Sürekli değişimin evrenin yasası olduğunu ve bundan kaçılmayacağını kabullenmesi, aslında bir nevi trajik bir cesaret hamlesidir.



    Ekleme: karşıtlık aslında "tam olarak" karşıtlık. Zira karșıtlık, kavramların miktarında ya da oranında (1/2-1/2 yahut 2/3-1/3) değil, kavramların bizzat kendisinde ("boşluk" ve "doluluk") yüklüdür. Şarap şişesi örneğinde, şişe 50'ye 50 değil, 99'a 1 oranında bir dolulukta olsa bile, şişenin sistemi içerisinde hem boşluk hem de doluluk oluşu, bu sistemde hala, tıpkı ilk durumdaki gibi tam bir karşıtlık olduğunu gösterir.


    Değişim-dönüşüm konsept çiftinde ise dikkat edilmesi gereken birkaç nokta var. Günlük hayatta bu ikisini aynı anlamlı gibi kullandığımız, ayırt edemediğimiz de oluyor ama aslında nüanslara sahipler. Değişim, bir şeyin, öncesinden farklı değerler alması ve bu eski ve yeni değerler arasındaki ayrımdır. Öte yandan dönüşüm, geri dönüşsüz bir değişim, kalıcı bir tahavvüldür. Kalıcılık da herakleitos'un "her şey akar" felsefesinde yeri olmayan yegane konsepttir. Elbette bir kez dönüşüm geçiren bir şey, yeniden bir başka dönüşüm geçirebilir, kalıcılığını hep o konum ve şekilde koruyacak diye bir kaide de yoktur. Fakat herakleitos'un fragmanlarda bahsettiği "takas, değiş tokuş, akma, farklılașma" olaylarını "değişim" kavramı, "dönüşüm" kavramından daha geniş kapsamlı olarak tanımlıyor. Dikkat ederseniz felsefe kitaplarında herakleitos ile ilgili olan kısımlarda hep "değişim" kavramı geçer; o da bu yüzdendir. Her dönüşüm muhakkak bir değişim ya da değişimler dizisi neticesinde gerçekleşir ama her değişim, dönüşüm olmak zorunda değildir. 2 yaşındaki bir bebek, 92 yaşındaki yaşlı bir adama birden dönüşmez; onu 92 yaşında bir beden yapan, aradaki 90 yılda geçirdiği değişimlerdir. Dolayısıyla dönüşümün temeli değişimdir. Bu bağlamdaki en kapsamlı küme olduğu için "değişim" kullanılıyor. Yoksa elbette dönüşümler de geçiriyoruz.
  8. herakles bana önce evet tabi dedirtti ama sonra düşündürdü. karşıtların birliği mi yoksa tamamlayanların birliği mi? değişim mi yoksa çürüme mi?

    karşıtlık tam karşıtlık olmayabiliyor yine de birlikte var olabiliyorlar denilebilir mi? örneğin bardağın 2/3 ü dolu ile 1/3 ü boş aynı mantıkta aynı şeydir. ters tamamlayanlar sonsuza kadar birbirini tamamlayarak oluşu gerçekleştirir. bunu kenara not alalım.

    diğer husus ise değişim, "değişim" bence çok köhne bir laf. yani üstünkörü, birisi bana değiştim dese o ne demek derim. geliştin mi, büyüdün mü, öğrendin mi, çürüdün mü? bunu evren için düşünmek de aynı bana göre, değişim basit kalır olayı oluşu anlatmaz. bir normal dağılım eğrisi başlar yükselir alçalır ve biter. hayat böyle ifade edilmelidir. a noktasında b noktasına giden bir düz çizgi de değişimi ifade etmektedir. fakat hepimiz biliyoruz ki canlıda böyle bir değişim yoktur belki cansızın (maddenin) döngüsü budur.

    o yüzden değişmek değil belki dönüşmek kullanılabilir. 2 yaşında bir çocuk günün birinde 92 yaşına geldiğinde aa değişmişsin demeyiz. dönüşmüştür o.

    dönüşmek bile yeterli bir kelime değil çünkü yönü vardır bunun. çürümek bir dönüşüm, doğmak da bir dönüşüm. gelişmek de bir dönüşüm, daralmak da.

    o zaman bir toparlamak gerekirse; yaşam, ters tamamlanmalarla dönüşerek akan ola-geliş-gidişlerdir.
    abi