1. bir iddia.

    durumlar tam olarak örtüşüyor mu bilmiyorum ama termodinamiğin ikinci kanunu bu şekilde kanun olmuştur. yani bugüne kadar yapılmış hiçbir ısı makinasının atık ısı üretmeden çalışamamasından hareketle bundan sonra yapılacak olan ısı makinalarının da atık ısı üreteceği sonucuna varılmıştır.
  2. şüpheciliğe ve genellenemezliğe ait en yaygın örnektir.
  3. hic karakteri oturmuş insanlarla karşılaşmamak diğer tüm insanları karakteri otururken sandalyesi çekilmiş insan yapmaz gibi düşüncelerle çoğaltılabilir başlık.
  4. "limon gördüğümüzde ağzımızın ekşimesi, bütün limonları ekşi yapmaz" ile kontra atağa çıkıyorum.
  5. neden bir şeyin öyle ya da böyle olmasının bizim onu görüp görmememizle bu kadar ilişkilendirildiğini merak ediyorum.
  6. "bunu javert'e söylesene delikanlı" diyerek katıldığım önerme.
  7. tdk'ya göre yapıyormuş : "kargagillerden, kanatları geniş, tüyleri kara renkte, tarla ve bahçelere çok zarar veren kuş."*
    bozuk
  8. olaylara şüphecilikle yaklaşılması açısından doğru bir cümle. salt karga olarak bakarsanız burada çok fena terse yatırılabilecek geyikler dönebilir.
  9. william cowper der ki : "absence of proof is not proof of absence." (bir şeyin delilin bulunmaması, o şeyin "yok" olduğunun delili değildir.)

    cowper, bir bilim adamı ya da filozof değildir. ancak güzel bir noktaya parmak basmıştır.
    yalan
  10. esasında bir determinizm eleştirisi değildir. bir metodoloji (yöntembilim) eleştirisidir.

    evet, bugüne kadar hep beyaz kuğu görmüş olmamız, siyah kuğu olmadığı anlamına gelmez. evet, güneşin her gün doğudan doğuyor olması, yarın da aynı yerden doğacağı anlamına gelmez. peki bu örneklerden neden-sonuç ilişkisinin yanıltıcı olduğu sonucu mu çıkıyor? nasıl çıkıyormuş bu sonuç? siyah kuğular hiçbir neden olmadan mı varlar? güneş batı'dan doğmaya başlarsa, hiçbir nedeni olmadan mı olacak bu?

    bir yöntembilim eleştirisidir, çünkü örnekte bir tümevarım var. gördüğümüz tek tek beyaz kuğulardan (tikel örneklerden) bir genelleme yapılıyor ve tüm kuğuların beyaz olduğu sonucuna varılıyor. bu yöntemin tersi ise tümdengelim.

    20. yüzyılda özellikle bilim felsefesinde yöntembilim tartışması yaşandı. tümevarım'ın doğrulanabilirlik ilkesine bir çok kişi itiraz etti. bunlardan biri karl popper. popper başlıktaki örneği bir adım ileriye taşıyarak yanlışlanabilirlik ilkesini ortaya attı. popper'a göre bilimin yöntemi tümdengelim olmalı, ortaya atılan tümel bir örnek (hipotez) üzerinden bilimsel araştırmalar yapılmalıdır. eğer örnek (hipotez) yanlışlanmaya açık bir örnekse bilimseldir, değilse bilimsel değildir. mesela "tanrının var olup olmadığı" bilimsel bir hipotez konusu değildir, çünkü yanlışlanabilir bir örnek değildir.

    karl popper'ın eleştirel rasyonalizm'ine thomas kuhn ve paul feyerabend tarafından bir çok eleştiri yapıldı. ama bu durum, yanlışlanabilirlik ilkesinin bugün bilimsel araştırmalarda kullanılan bir yöntem olduğu gerçeğini değiştirmiyor elbette.
    ulgan