1. hippi kelimesini tdk'ye sorduğunuz zaman : "toplumsal düzene, tüketime ve şiddete karşı çıkan, derbederce yaşayan, örgütlenmemiş gençler topluluğu" olarak cevap verecektir size.

    toplumsal düzene, tüketime ve savaşa karşı çıktıkları doğrudur!!
    ama "sistemin istediği gibi yönetemediği bu toplulukların özü bu kadar basit değildir!!" diyerekten konuya giriş yapayım.
    ardını merak eden aşağıdaki yazıya bir göz atsın derim.


    beat generetion
    'dan* etkilenen müzisyenler ve müzik grupları ile birlikte, amerika ve ingiltere de başlamış olan; 1960'ların gençlik hareketidir hippiler.

    "hippi yaşam tarzı, aslında bugünkü mutlak retçiliğin temellerini atan bir oluşumdur. dünyanın, üzerindeki tüm bitki, hayvan ve insanlara ait olduğunu kabul eden apolitik bir görüştür. kendilerine asla sınır koymayan, var olan tüm yetkilileri reddeden, komün hayatını savunan özgürlükçü bir harekettir. 1960'lı yıllarda dönemin komünist ve faşist yapılanmalarına karşı çıkan, özgürlüğün bireyin kendi içinde olduğunu savunan ancak uygulamaları ile anarşist düşünce tarzından ayrılan, düşünce biçiminin gerçek yaşama dönüştüğü bir yaşam tarzıdır." diye açıklar vikipedi.

    toplayıcılık ve bahçecilikle uğraşmışlar, kimileri felsefelerinin kaynağı olarak gördükleri yollarda ömrü geçirdilerse de, kimileri komün hayata geçip bir arada yaşamaya başlamışlardır. hatta o dönemlerde kurulmuş olup günümüze kadar gelmiş olanları vardır bu toplulukların.

    1971 yılında steven gaskin tarafından kurulan çiftlik; 320 idealist hippi ile birlikte tennessee'de terk edilmiş bir çiftlikte komün hayata başlamış ve 200 kişilik toplulukla hala varlıklarını sürdürmekteler.*

    özünde;
    dünya üzerinde yaşayan her şeye saygı ve sevgi duyan...
    büyük çoğunluğu vejetaryen veya vegan olan...
    aitlik ve sahiplik düşüncelerinden tamamen arınan...
    gezip, görüp, tecrübe edip, öğrenen...
    uyuşturucu bitkiler, ilaçlar ve psikedelik müziklerle birlikte görünenin ötesindeki kendilerine ulaşma yolculuğu peşinde düşen gençlikti bahsettiğimiz.

    giyimle işleri yok. hani derbeder diyorlar ya..
    gülüyorum bunu duyduğumda.
    zira örtünmek istiyorsan giyinirsin!!!!!
    ne giydiğinin, ne marka olduğunun, ne kadar çok ve ya az olduğunun bir önemi yoktur!!!
    bu derbederlik değil, giyime önem vermemektir.

    kadınları ve erkekleri belli kalıpların içine sokan her duruma karşı çıkıştır yaşantıları.
    giyim kuşamdan, cinselliğe, toplum içindeki sınıflaşmadan, savaşlara kadar insanları aslında kaosa sürükleyecek her şeyin karşısında durmuşlar ve yaşamanın tadını çıkartmış bu çocuklar vakti zamanında.. hayatın iliğini emip, kemiği boğazına kaçırmadan..
    ve bazıları halen devam etmekte..

    tabii tüm bunları hesap edince; ne dünyayı yöneten kapitalist sistem, ne de muhafazakar kesimler sevmiştir bu çocukları...
    zira iki sisteminde uyguladığı baskılara boyun eğmemiş, hayatlarını onların çürüyen, kokuşan yasalarına göre düzenlememişlerdir.

    yaşam tarzları ve giyimleriyle bir döneme damgasını vurmuş, bilinen tabuları yıkmış, hayatın özüne ulaşma çabasındaki insanlar topluluğu özünde.


    şimdilerde sadece giyimlerinin modası esiyor sokaklarda özentilikten, o da en pahalı markalarla nasıl olacaksa öyle?
  2. barışçıl ve özgürlükçü, doğayla bütünleşmiş, tüm canlıların yaşam hakkına saygılı, sanatsever ve biraz da kafası güzel bir felsefeyle, 60'lı ve 70'li yıllara damgasını vurmuş, mottosu "not war, make love / savaşma seviş" olan antimilitarist ve apolitik oluşumun destekçileri.

    ama bugün bitli kafayla gezmenin hippilik sayıldığı ve "birkenstock" terlik giymeden camiaya ve bungalovlara kabul edilmenin mümkün olmadığı bir gariplik içindeyiz. hippiler paraya ne kadar karşıysa günümüz hippileri(!) de bir o kadar tiki maşallah.

    not: gerçek hippileri, bu felsefeyle yaşayanları tenzih ediyorum elbette, onlar candır.