• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
höstsonaten - ingmar bergman
dünyaca ünlü bir konser piyanisti olan charlotte, hayat arkadaşının ölümü üzerine yıllarca ihmal ettiği kızı eva’yı ziyarete gider. eva, gösterişli annesinin tersine, bir rahiple evlenmiş, mütevazı bir hayat sürmektedir.
charlotte daha önce bir kliniğe yerleştirdiği zihinsel özürlü kızı helena’yı eva’nın evinde görünce şaşırır. zaman içinde eva ve charlotte arasındaki gerilim tırmanacak, uykusuz bir gecede, anne kızın birbirlerine söylemek istediği her şey tek tek açığa çıkacaktır.
isveç sinemasının dünyaca ünlü yönetmeni ingmar bergman, insan ruhunun beklenti, umut, hayal kırıklığı ve sevgi gibi duygularını şiirsel bir akıcılık ve duyarlılıkla anlatıyor.
  1. 1978 yapımı, ağır ve huzursuz atmosfer, ağır diyaloglar ve silik-parlak arası rahatsız edici bir ışık altında yine bir bergman filmi karşınızda...
    evrensel yalnızlık ve ailenin çöküşü, suç, ceza ve affetme kavramları uzerinde derin derin düşündüren, nefretin de sevgi anlamına gelebileceğini gösteren film liv ullmann ve ingrid bergman'ın müthiş oyunculuğuyla psikolojik dramın başyapıtlarından.
    o kadar yalınki, oyunculuktan başka hiç bir şeye ihtiyaç duymadan insanı tokatlıyor.
  2. filmdeki müthiş diyaloglardan biri:
    "çocukluğumu çok az hatırlıyorum. anne ve babamın bana dokunduklarını hatırlamıyorum bile, ne şefkatli ne de ceza için. sevgiyle alakalı ne varsa tamamıyla habersizdim: şefkat, dokunma, mahremiyet, samimiyet. duygularımı göstermenin tek yolu müzikti. bazen geceleri uyanıkken gerçekten yaşayıp yaşamadığımı merak ederdim. bu herkes için böyle midir? yoksa bazı insanlar sevme konusunda daha mı yetenekli oluyorlar? ya da bazı insanlar yaşamak yerine sadece var mı oluyorlar? sonra korku beni ele geçirdi. korku ele geçirince kendi korkunç görüntümü gördüm. hiç olgunlaşamadım. yüzüm ve vücudum yaşlandı. anılar ve tecrübeler elde ettim; ama içimde, henüz doğmamıştım bile. kendiminki de dahil hiçbir yüzü hatırlayamıyorum. bazen annemin yüzünü hatırlamaya çalışıyorum ama nafile. büyük, koyu mavi gözleri olduğunu biliyorum, bir de burnunun büyük, dudaklarının dolgun olduğunu. bir türlü bu parçaları bir araya getirip yüzünü göremiyorum. aynı şekilde, senin, helena'nın ve leonardo'nun yüzlerini de göremiyorum. seni ve kardeşini doğurduğumu hatırlıyorum ama doğumlar hakkında bütün bildiğim çok can yaktıkları. ama ya acı? nasıl bir şeydi? hatırlamıyorum.
    bir keresinde leonardo demişti ki, nasıl ifade etsem: "gerçekliği algılamak bir yetenek işidir. çoğu insanda bu yetenek yoktur; ama belki böylesi daha iyidir."
    ne demek istediğimi anladın mı?"