1. şuan ki türkiye cumhuriyeti genel kurmay başkanı. ama şuan makamından çok uzaklarda. sümeyye hanımın düğününde şahitlik yapmakla meşgul. ha birde belki kurtlarını dökecek azcık. ama beyefendimiz dünkü 8 asker kaybından veya bugünkü kobra helikopter düşürülmesinden bi haber(!) makamının ciddiyetinden uzaktalar. şahit olmak şehitlerle anılmaktan bir tık üstteymiş kendisine göre. hayır ülkenin şu durumuna mı yanayım, 'ne var hep ciddi mi olmak zorunda mı' cümlelerine mi yanayım, kendisi şuan yollar kapalı diye mahallesinin yollarının kenarından götüm götüm ilerleyipte ' eee koskoca cumhurbaşkanının kızı evleniyo sonuçta' cümlesine mi yada gündemden bi haber tebrik sırasına tutuşmuş diğer yarıya mı. ulan şu duruma bak be
    ryu
  2. bugün abd genel kurmay baskani'na bombalanan tbmm'yi gezdirip bilgi verdi. acaba ne anlattı adama?

    "benim başında olduğum ordunun mensupları kendi meclisini bombaladı, insanlarına ateş etti. halk da masum erleri kemerlerle dövüp, boğazını kesti. şimdi de halk, her askeri sevkiyata engel oluyor. ayrıca askeri okullarımızı kapatıp orduyu çeşitli bakanlıklara dağıttık."

    acaba böyle şeyler mi söyledi?
  3. birisi arayıp haber versin gencecik askerlerimizi yakıyorlar canımızı söktüler. uyuyordur mışıl mışıl şimdi kalksın da komutan olduğu kuruma sahip çıksın.

    kendisine şu hikayeyi bırakıyorum umudum yok ama bir mucize olur da belki okur;

    günlerce süren savunmaları sonucu yanya’yı teslim ederken reşad bey ağır yaralıydı. 33 yaşındaydı. istanbullu’ydu.
    iyileşince hemen cepheye koştu.
    17. alay komutanlığı görevindeyken muş'un rus işgalinden kurtarılmasında önemli rol oynadı. bu cesur atılımıyla kolordu komutanı mustafa kemal paşa'nın takdirini aldı ve taltif edildi.
    ardından 53. tümen komutanlığı'na getirilerek suriye cephesinde görevlendirildi. buradaki muhaberelerde ön cephede savaşırken 1918'de ingilizlere esir düştü.
    reşad bey ağır geçen esaret günlerinden kurtulur kurtulmaz 1919'da millî mücadeleye katıldı.
    hayatı savaşarak geçmişti. harp okulu’dan çıkalı 27 yıl olmuştu ve ancak iki kez gidebilmişti evine, doğduğu istanbul’una…
    bu kez boyunduruk altındaki ülkesinin bağımsızlığı için savaşmaya gidiyordu.
    mustafa kemal tarafından hemen 11. kafkas tümeni komutanlığı’na getirildi.
    kurtuluş savaşı’nda inönü ve sakarya muharebelerine iştirak etti. olağanüstü başarı göstererek 57. tümen komutanlığı görevine atandı.
    bu görev yeri büyük taarruz’un ve dolayısıyla ülkenin kaderini etkileyecek en kritik mevkii idi…

    büyük gizlilik içinde yürütülen son hazırlıklar bitmiş, 26 ağustos, yani büyük taarruz günü gelmişti. şimdi beklenen taarruz saati idi.
    miralay reşad bey’in 57. tümeni’ne, çiyiltepe, kızıltaş, kızlaryaylası adlı birbirinden sarp ve yüksek üç tepe düşmüştü. bu tepeleri alacak ve mehmetçik’in akdeniz’e ulaşacak en önemli engellerini ortadan kaldıracaktı.
    ama kolay değildi.
    bu tepeler önceden düşman tarafından ağır silahlarla donatılmıştı. ingiliz kurmay subaylarına göre bu tepelerin aşılması imkansızdı.

    ve sabaha karşı mehmetçik “allah allah” sesleriyle taarruz başladı.
    topçular bütün ateşi bir tepeye yöneltmişti. diğer iki tepe pek ateş almıyordu. piyadeler birinci tepeyi hemen zapt etti.
    fakat topçu ateşi almayan tepeler dayanıyordu. üstelik topçuya mermi yetiştirmek güç şartlarda zorlukla başarılıyordu.

    cephe komutanlığı’ndan yazılı telefon alındı:
    “57. tümen komutanı miralay reşat bey’e; umumi vaziyete tesir ediyorsunuz, harekâtınızın yavaşlığı bütün harekâtı geciktirmektedir.”

    başkomutan mustafa kemal, i. dünya savaşı’ndan beri tanıdığı ve hep güvendiği miralay reşad bey’in iki tepeyi alacağına inanıyordu. ancak zaman azalıyordu. tepelerin alınması gecikiyordu. topların tepelere ulaşamaması düşmana dayanma gücü veriyordu.
    reşad bey kıtalarının önünde hücuma kalkıyor, ilerliyordu. ama tepeleri ele geçiremiyordu.
    kafası hep telefon yazısında idi; evet, başkomutan haklıydı. emir subayı refik selimoğlu ile başkomutana haber yolladı; yarım saate kadar emri yerine getirilecekti. sözü sözdü.
    tepelerde dayanan 7. yunan tümeni’ne haddini bildirilecekti.
    ardı ardına hücumlar yaptı...
    yarım saat geçti…
    iki tepe alınamadı…
    miralay reşat bey şerefli bir askerdi. "verdiğim sözü yerine getiremediğim için yaşayamam" diyerek beylik tabancasıyla intihar etti.
    ardından bir veda yazısı bıraktı:
    “verdiğim sözü tutamadığımdan dolayı artık yaşayamazdım.”

    miralay reşad bey’in ölümünden kısa bir süre sonra mehmetçik tüm engelleri aştı; artık ilk hedefi akdeniz’di…
    reşad bey, türk askerinin onuruna ne derece düşkün olduğunun ne ilk örneğiydi, ne de son örneği…
    vatan onun gibi haysiyetli askerlere minnettardır…