1. bir kimsenin gerçek entelektüel kapasitesini ölçmek için kullandığım kavram.

    siz de önce kendinizde sonra kibirli yakın çevrenizde deneyebilirsiniz. eğer hümanizmi kısaca biyolojik insanı sevmek sanıyorsa o olsa olsa trendy okur yazarıdır. zira hümanizm eğer illa ki bir şeyi sevmekse bu, soyut insanlık idealini sevmektir.

    bir hümanist 7 milyar insanın tamamını öldürüp yine de hümanist kalabilir. hatta muhtemelen üst bir hümanizmaya erişir * çünkü bu felsefenin en duru haline göre insanlığın kendini gerçekleştirmesi için en büyük engel bugün yaşamakta olan kanlı canlı insanlardır.
  2. hümanizm ile faşizm arasında çok çok ince bir çizgi vardır. insan olmak kavramını üstün tuttuğunuzda bizzat insan olmak kavramını insanlardan kurtarmak adına insanlara zulmetme ihtimaliniz doğabilir. daha da ötesi bir insanın kendine değer vermeme ihtimalini kabullenemeyen bir akımdır. insan olmak üstünlüğü üzerine kurulu bir sistemde kuvvetle muhtemel mükemmel olmayan her insan ezilecektir.

    hümanizm ancak ilahi bir inançla desteklendiğinde elle tutulur bir kavrama dönüşür. (bkz: mevlana) ki orada da esas olan insan sevgisi değil ilahi aşktır. velhasıl insan kavramının üstün tutulması ile bir sistem kurulma ihtimali çok düşüktür.

    peki hümanizmi çöpe mi atalım? bence hayır, hümanizm fikrinin aklın, bilginin ve erdemin üstünlüğüne evrilmesi gerekir. yani insanı üstün tutacaksan hayvandan farklılaştığı yönleri ile ele alıp farklı olduğu değerleri yukarı taşıyıp, insan olmak kavramını değil, erdemli, bilgili ve aklını kullanabilen insan diye ayrıştırarak sevgi pompalayabiliriz. adına da gerçek manada hümanizm denilebilir.

    aksi halde sadece insan olduğu için sevgi aşılamanın hayvana bitkiye ya da eşyaya sevgi aşılamaktan mantıklı bir farkı olmaz, bu durumda buna da hümanizm denmez.

    özetle akıl, bilgi ve erdemin peşinde bir hümanizm duygusuyla sevgi dağıtmakta sorun görmüyorum.
    abi
  3. eğer masamın üstünde kırmızı bir düğme olsaydı ve basıldığında tüm insan ırkını yok edecek ama diğer hiç bir canlıya zarar vermeyecek bir sistemi etkinleştirseydi basarmıydım o kırmızı düğmeye? tabikide basardım, ben bir hümanistim.
  4. hümanizmi bu kadar kötülemeden, yapılan eleştirileri tüh kaka mantığından çıkarmak için çıkış noktasına, tarihine de bakılması gerektiğini düşünüyorum.

    14.yüzyılın sonu ve 15.yüzyılın başında ortaçağın skolastik eğitimine tepki olarak floransa ve napoli'de ortaya çıkan, bireyin eğitimini ön planda tutan, özellikle kendisini güzel ifade etme becerilerini geliştirebilen 'studia humanitas' olarak özetlenen gramer, retorik, tarih, felsefe, ahlak felsefesi konularında eğitim ve öğretimle bilinçli birey ve vatandaş yetiştirmenin hedeflendiği düşüncedir. hümanizme bir eğitim reformu olarakta bakılabilir. avrupa'da kadınların da toplum yaşantısına katılması ve okuryazarlığın artırılmasına yönelik çabalar bu dönemde gerçekleşir. bu sayede toplumsal örgütlenmelerde kadınlar da yer alacaktır. hümanizm etik tabanlı bir görüştür. seküler bir hayat duruşu ilkesi ve her otorite karşısında insanı özgürleştirme çabası hümanizmin tanımı olarak verilebilir. ayrıca önyargılı türcülük dogması yüzünden çok bilinen bir yanlışı düzeltmek isterim; humanizm insanın tüm diğer canlı türlerinden daha özel olduğu düşüncesini reddeder.

    her görüş, her felsefe şekilciliğe indirgendiğinde, basit biçim ya da kavramlarla teşhirlenmeye çalışıldığında tehlikeli bir yola sürüklenir. her şeyden önce hümanizm güzel şeyler yapmaya, şimdi ve burada iyi yaşamaya ve geleceğe daha iyi bir dünya bırakmaya yoğunlaşır. yeniden doğuş anlamına gelen rönesans kavramının ortaya çıkmasına vesile olmuş neredeyse her alanda yapılan önemli reformları tetiklemiş, insanı yani kendimizi tanımadan herhangi bir yenilenmenin olamayacağını göstermiş, sadece sanat alanında değil avrupa coğrafyasında sosyal, kültürel, politik alanlarda da değişime yol açan fikirlere öncülük etmiş, beraberinde getirdiği reformların günümüze uzanan sonuçlarıyla da önemli bir akım olduğunu göstermiştir.

    her ne kadar hümanizm tarihini buddha ve konfüçyus'a dayandırabilsek de ben ortaçağ karanlığından kurtulup asıl hedefine ulaştığı için o dönemki önemli yazarlara değineceğim. italya için ilk yazar örneklere bakacak olursak; (bkz: dante alighieri) (1265-1321) bir başlangıçtır. insanın tutkularını, çelişkilerini, toplumdaki sıkıntıları eserlerinde işlemiş ve skolastik eğitime ve ruhban sınıfının liderlerine eleştirel bakış açısıyla yazılarını kaleme almıştır. toskana dilinde yazılmış ünlü eseri için (bkz: ilahi komedya - dante alighieri)

    ayrıca;
    francesco petrarca (1304-1374)
    giovanni boccaccio (1313-1375)
    lorenzo valla (1407-1457)
    pico del mirandola (1463-1494)
    marsilio ficino (1433-1499)
    gibi yazarlar da hümanizmin etkin isimlerindendir.

    tabi bu yazarlara yunan felsefesine dönüş sayesinde ilham olan;
    thales, xenophanes, anaksagoras, perikles, protagoras, demokritos, platon, aristotales isimlerini de unutmak olmaz.
    hubot
  5. dünyayı daha ileri götürecek kavram.
  6. insan türünün evrimini yavaşlatan, dolayısıyla aslında ilerlemeyi engelleyen bir kavram.