1. edmund husserl'ın muazzam bir şekilde doğurduğu lâkin besleyip büyütmeye yeltenmesiyle sakat bıraktığı fenomenolojisini kurtarmak için sarıldığı en son yılandır.

    husserl'ın fenomenolojisi doğuşu, mayası hasebiyle dil'i kendiliğinden yadsır bir durumdadır. zirâ böyle olmaz ise fenomenoloji su götürür. husserl bu kendiliğinden çocuğu dinlemeyip(*:aslında dinleyip, dinlemese çocuk kendisi olarak kalacaktı. konuşmayacaktı.), dizginleyerek onu dil'le bağdaşıklaştırma yoluna gitmiştir.
    husserl söylem evvelinde haslolan 'bilinc'i', bahsettiğimiz iç ses'i yani vahiyvari bir bilavâsıtalıkla kuşatıp, onu dil'le birbirileştirmiştir.
    tabi husserl bunu o iç ses'i dil ötesi bir oluş sanmasından ötürü yapmıştır. yani tarihselliğin düşünce yükünü üzerinden atamamasından ötürü. bu affedilecek bir suç değildir, ne kadar muazzam bir şey yaratırsan yarat.
    öyle ki affedilmemiştir de.
    'iç ses' vurgusu yapılan oluş, dil'den ayrıksı bir şey olarak düşünülemez. çünkü düşünce dil esbab-ı mucibesiyle başlıbaşına imiterdir. birbirlerine gönderimselliklerinin çıkımsızlığındadırlar. husserl öteye adım'ı atmanın kolay yolunu seçmiştir. öteye adım atmak öyle kolay değil.
    düşündükçe uzaklaşılan, düşünmedikçe de yakınlaşılamayacak o hududun varlığının verdiği yekpare yegâne ağrımız öyle kolay dinmiyor yazık ki.