1. malum, ülkemiz eğitim sistemi ve kalitesi dünyanın en kötüleri arasında. sorunun veya sorunların ne olduğunu tespit edebilmek için böyle bir soru cevap köşesi açtım.
    türkiye'de marmara üniversitesi ve mersin üniversitende öğrenci olarak, yıldız teknik üniversitesi, istanbul üniversitesi, gaziantep üniversitesi, osmangazi üniversitesi, inönü üniversitesi ve bahçeşehir üniversitesin'de de gözlemci olarak bulundum. yurt dışı üniversitelerinden norveç'te trondheim, tromso oslo ve bergen üniversitesini, polonya'da vaşova ve wroclaw üniversitesini amerika'da virgina üniversitesini internet üzerinden inceledim.
    an itibariyle de edx üzerinden harvard cs50 eğitimi alıyorum. khan academy, udemy, edx, coursera, babbel, codecademy vs gibi internet sitelerinden sürekli eğitim aldım, almaya devam ediyorum.

    bütün bunların ardından türkiye'de ki büyük üniversitelerin en büyüklerini yakından görmedim. ancak içlerinde barınan öğrencilerle tanıştım. (boğaziçi, bilkent, odtü)

    iyi bir üniversite eğitimi için gerekli olan en önemli şey kaliteli öğrencidir. integral, türev bilmeden sayısal bölüme gelen öğrenciye matematik öğretmekle uğraşmaz akademisyen.

    2011 yılında marmara üniversitesi fizik bölümüne yerleştiğimde trigonometri bile bilmiyordum. sadece bulunduğum şehirden uzaklaşmak için tercih yapıp gittim. bu bölümde 5 yıl geçirdim. ve bölümü bırakarak bilgisayar programcılığı okumaya başladım.
    sonraki hedefim bilgisayar mühendisliği. sonrası yurtdışı.

    5 yıl boyunca öğrendiklerimin kaynağı internetti. okulda çok az şey öğrendim. şüphesiz ki ara vermeden 3 saat ders yapan hocaların birşey öğretemiyor olmaları garip değil. 3 saat boyunca tahtaya yazı yazıp sonra da çekip gitmek maalesef ki iyi bir eğitim örneği değil.

    türkiye eğitim sistemi sudan çıkmış balık gibi. neresinden tutsanız elinizden kayıyor. tutacak bir yeri kalmamış. doğru düzgün ufacık bir kısmı bile kalmamış ya da hiç olmamış.

    diyanetin altına milyonluk arabalar çekilirken akademisyenler karın tokluğuna haftada onlarca saat ders veriyor. araştırmaya zaman kalmıyor. kalsa bile araştırma-geliştirme yani bilim yapacak para yok, destek yok. nano aygıtlar laboratuvarında çay demlemekten, simülasyon laboratuvarını depo olarak kullanmaktan başka yapacak birşey olmuyor.

    eğitim işi pahalıdır bir kere. bunu iyi anlamak lazım. okullara tablet dağıtana kadar üniversitelerin kütüphaneleri yenilenebilir, öğrencilere yurt yapılabilir, akademisyen maaşları arttırılabilirdi.

    tabi işin temelinde vizyon yatıyor. ana eleman değil ara eleman yetiştirme arzusunda olanların ülkesinden 100 yılda ancak bir tane nobel çıkıyor. bilin bakalım hangi ülkede çıkıyor o da.

    bugün virgina üniversitesi fizik bölümünde öğrenci başına bir akademisyen düşüyor.
    bugün çağdaş bir üniversiteli öğrencinin, kalacak yer sıkıntısı yok ulaşım sıkıntısı yok gelecek kaygısı yok. tabi yurt dışından bahsediyorum.

    iyi bir lise eğitimi alınmamışsa ki alındığı nerede görülmüş. üniversite okuyacak seviyeye öğrenci ancak 22 ya da 23 yaşında gelebiliyor. o da eğer okuyacak bir üniversite bulursa.

    ben şunu çok merak ediyorum. neden bir şeyleri değiştirme gücümüz yok. ben mesela şikayetçi olduğum şeyleri neden değiştiremiyorum. neden bu kadar katı bir yapı var.

    ülkemin iyiliği için hareket edemiyorum. görüyorum yanlışı. ortada bir yanlış var. ancak müdahale edemiyorum.
    ülkeler tıpkı beyin gibidir. milyonlarca sinir(insan) sürekli iletişim halindedir. olmalıdır.

    ayağa bir diken battığı zaman orada ki sinirler beyin ile iletişime geçer. beyin başka sinirlere komut yollar vs vs. türkiye de böyle bir şey yok. maalesef türkiye makineye bağlı yaşıyor. makinenin ne olduğunu söylememe gerek var mı?

    türkiye nin kolunu kesiyorsun, kolun bundan haberi olmuyor. göz, kolun kesildiğini görüyor ama beyine iletemiyor. beyin kolu kullanarak bardağı alamadığı için bardağı üreten adama diğer koluyla saldırıyor. kesilen koldan kan kaybediliyor ancak sanki herşey yolundaymış gibi davranan diğer organlar kendilerine kan gelmediği için bu sefer de birbirlerine saldırıyor.

    burada en büyük sorun öğrencinin farkındalık düzeyinin yerlerde olması. öğrenci ne kadar boktan eğitim aldığını bir farketse bir şeyleri değiştirmek gerektiğini görecek. ancak götünü devirip yatmak üzerine evrimleştiği için görse bile harekete geçmiyor.

    tabi öğrenciyi bu hale getiren de yine eğitim sisteminin kendisi. sonsuz döngüye girmiş program gibi ram in bitmesini bekliyoruz ülkece.

    yani belli ki devlet bu işi beceremiyor. peki sorunu çözmek için ne yapmak lazım. önce sorunu parçalara ayırmak lazım. parça parça çözüp sonra birleştirmek lazım.

    ideal üniversite nasıl olmalıdır diye bir merak oluşmalı insanlarda.
    yani önce gören göz beyine bağlanacak.

    sonra insanlar merak ede ede sorunu tespit edecekler
    yani kolun kesik olduğunu ve kan kaybı olduğunu.

    sonra insalar sorunun çözümü için ne yapılması gerektiğini tespit edecek.
    göz-beyin çevreyi arayıp kanamayı durdurmalarına yardımcı olacak aletleri bulacak.

    kanama durduktan sonraki kısım aslında kolay olan kısım.
    çünkü zor olan sorunu anlayabilmek. sorunu doğru anlayabilmek.

    benim uygulayacağım adımlar şöyle olurdu.
    1- yeni üniversite kurulumunu durdurmak
    2- akademisyenlerin maaşlarını en az iki katına çıkarmak
    3- akademisyenlerin ücretsiz konaklayacağı öğretmenevi tarzı yerleşim ve yaşam alanları yapmak
    4-üniversite bütçesini en üst düzeye çekmek
    5-üniversitede bağımsız yönetim fikrini savunsamda bu gerçekleşmesi en zor olan şey(bu yüzden bu maddeyi gelişmiş bir ülke olduğumuzda hayata geçiririz.)
    6-üniversitelere bir yıl zorunlu hazırlık dersleri koymak(temel matematik fizik kimya ingilizce vs)
    7- üniversite eğitim yılını 3 e indirmek(hazırlık ile beraber 4 yıl)
    8- üniversitelerde bürokrasiyi mümkün olan en alt seviyeye çekmek
    9- öğrenci kontenjanlarını maksimum 30 da tutmak.
    10- akademsiyen sayısının %50 yerli %50 yabancı olacak şekilde ayarlanması.
    11- eğitimin dilinin tamamen ingilizce olması
    12- akademisyen eğtitim programları düzenlemek.
    13- akademisyenleri, öğretmen ve araştırmacı olarak ikiye ayırmak.
    14- 1 milyon basılı kitaptan daha az kitabı olan üniversiteleri üniversite olarak kabul etmemek.
    15- 40 bin öğrencisi varsa okulun en az 20 bin kişinin aynı anda kullanabileceği bir kütüphanesinin olması(şaka yapmıyorum.)
    16- öğrencilerinin tamamının yaşayabileceği konaklama ve yaşam alanı oluşturmak.(her gün 3 saat yol gidip gelmekle okul okunmaz)
    17- üniversiteleri şehrin içerisinden dışarıya taşımak ve şehir ile üniversite arasında 7/24 ulaşım imkanı sağlamak
    17 madde yazdım ve bir 17 tane daha yazardım ancak bir an için bu maddeleri gerçekleştirmenin bir insan hayatı süresinden daha uzun süreye mal olacağını farkettim.

    ayrıca teknoloji ilerlemiş ve evimde oturup harvard'dan ders alabiliyorken. eğitimin tanımı ve şekli evrim geçiriyorken daha yaratıcı çözümler bulmanın elzem olduğunu farkettim.

    konu ile alakalı olarak, sedat laçinerin bizim neden oxfordumuz yok kitabı ve khan academy nin kurucusunun yazdığı dünya okulu isimli kitaplar okunabilir. bunların dışında üniversite isimli kitap ve yaratıcılığı kim öldürdü isimli kitap okunabilir.

    yani gerçekten arkadaşlar sorun o kadar belli ki. ama herkes ben mi kurtaracağım dünyayı böyle gelmiş böyle gider düşüncesinde olduğu için hem kendimize hem ülkemize hem de insanlığa karşı suç işliyoruz.

    bence yapılması gereken tek şey çocuklara ingilizce öğretmek ve ellerine bir bilgisayar tutuşturmak. başka da bir şey yapmaya gerek yok. şimdi düşündüm de türkçe öğretsek de yeter. maksat ingilizceden soğumasınlar. aslında türkçe de öğretmeye gerek yok.

    zorunlu anaokulu eğitimi verip bunun süresini 3 yıla çıkarsak yeter. 3 yılda zaten oyun oynaya oynaya çocuklar çinceyi bile öğrenir.

    3 yılın sonunda ise anaokulu kavramını genişletip uygulamalı bilimler merkezine çevirsek. küçücük çocuklara beyaz önlükler giydirip laboratuvarla salsak mesela. ve onlara asla bir şey öğretmesek. hatta bir öğretmenin görevi çocuğa bir şey öğretmek değil de çocuktan birşeyler öğrenmek olmalı.

    ayrıca çocuklara kimse, "yapma", "etme", "dur","sus", "gülme", "konuşma", "gel", "git", "koşma", "kırarsın", "geç kaldın" vb insanlık suçu ifadeleri kullanmamalı.

    gördünüz mü ne kadar mükemmel bir çözüm buldum. şimdi nasıl uygulayacağımızı bulana kadar bütün hayatımı tüketmek zorunda kalacağım.
  2. ideal üniversite; -mümkünse- hiç gitmeden istediğin bölümün diplomasını verendir.
  3. problem ezberlemek odaklı değil, problem çözme odaklı olmalılar.
  4. bir üniversite en az 100 yıllık olmalı der ilber hoca... geleneği, ruhu ancak 100 yılda oluşur ve öğrenciye etki eder diye de ekler...
  5. üniversiteyi üniversite yapan kütüphanesidir.
  6. bence ideal üniversite sadece teoriyi öğreten bir yer olmamalı eğer seni ilerideki mesleğine iş hayatına hazırlamaksa amaç okurken o mesleği tecrübe edebilmelisin ve kararını da ona göre vermeli veya değiştirebilmesin. yoksa 4 yıl oku oku bittiğinde sudan çıkmış balığa dön hiçbir anlamı yok.
  7. eğitim dili yüzde yüz ingilizce olmamalı. böyle bir saçmalık olamaz. yüzde otuz yüzde elli dersin eyvallah ama yüzde yüz büyük saçmalık olur. tamam ingilizce dünya dili ama bütün eğitim o şekilde verilmez. anadilin ne zararı var?

    bunun dışında üniversiteler kesinlikle tam bağımsız olmalı ama bu demek değilki siyasi propaganda yeri olsun. tabiki siyaset olur ama bunu bilimin önüne geçirenlerin üniversiteden ayrılması sağlanmalı.
  8. hocaları word den ders anlatmamalı en azından.
  9. (bkz: akademia)
    bir şeyleri öğretmek yerine keşfetmemizi sağlamaları gerekir. sınıfa girip kitabı okuyan kpss odaklı hocalardan kurtulmak lazım, slayttan ders anlatan rezil hocalardan bahsetmiyorum bile
  10. çimenli.