1. (bkz: dresden) bütün tarafların savaş suçu işlediği fakat sadece yenilenlerin cezalandırıldığı savaştır(bkz: denazification) . sadece ülkeler değil fikirler de bu savaşta çarpışmıştır ve dünyanın en kanlı savaşıdır.her yüzyılda böyle büyük olaylar yaşanır sanırım bu yüzyılın olayıda 2. kavimler göçü ve sosyal demokrasinin çöküşü şeklinde tezahür edecektir.
  2. hatırladığım kadarı ile almanların kullandığı tiger tanklarının zırh kalınlığı 10 cm t34 tanklarının zırh kalınlığı ise 5 santimdir fakat rus tanklarının ön zırhlarındaki 30 derecelik eğim(5/sin30=10) aradaki bu zırh farkını kapatmış ruslara ise manevra kabiliyeti olarak geri dönmüştür tabi tigerların ateş üstünlüğü tartışılamaz dünyanın en büyük tank muharebesi de bu savaşta olmuştur(bkz: kursk muharebesi)
  3. kazananların da, kaybedenlerin de açıkça insanlık suçları işlediği büyük savaş. kazanaların yaptıkları pek sorgulanmamaış, hatta dile bile gelmemiştir. hitler kaybettiği için, tüm sorumluluğu da üzerine alarak ölüp gitmiştir.

    (bkz: dresden bombardımanı)
    (bkz: atom bombası)
  4. bütün dünya harbe girmiş, ortada kural belirleyen lider ülkede yok, o zaman suçta yok demek istediğim harp. tabi yinede hitler ırkçıdır, onu daha kötü yapanda budur.
    psk34
  5. savaş zamanı kıtlık nedeniyle şehri ziyarete gelen ismet inönü'nün önüne küçük bir çocuk atlayıp, '' bizi aç koydun'' demiş, inönü cevap olarak '' aç koydum, ama babasız koymadım'' ''demiştir.
  6. şu ana kadarki savaşlar içerisinde ekmeği en çok yenmiş (oyun, film vs.) savaştır aynı zamanda.
  7. almanlar italya ile müttefik olmasaydı, japonlar ise abd yerine sscb'ye saldırsaydı 2.dünya savaşı "büyük avrasya savaşı" olarak kalacak ve tam tersi bir sonuç vuku bulacaktı.
  8. 'Tarihi kazananlar yazar' sözünü doğrulayan savaş.

    Bu savaşta en az Hitler kadar vahşete imza atmış olan Stalin'in, ingilizlerin, amerikanların neredeyse 'cici çocuk' olarak gösterilmeye çalışılmasının nedeni budur. savaşı eğer naziler kazansaydı tarih bugün Hitler yerine diğerlerini öcü olarak yazacaktı.

    Bu savaşla ilgili yapılan algı çalışmalarının sonuçlarına dair bir örnek:
    https://twitter.com/BVRAY/status/706783599798951937
  9. postmodernizm eleştirileri için fazlaca materyal üretmiş savaş. şöyle ki: modernitenin temel savları aklı kullanmanın insan için yaşamı daha güzel ve müreffeh kılacağı fikri üzerine inşa edilmiştir. fakat önce birinci dünya savaşı ardından gelen ikinci dünya savaşı ile birlikte bilimde, teknikte ilerlemenin ve 'batı bilimi' kavramının insanları mutlu etmek bir yana atom bombasını doğuran vahşetin çıkış kaynağı olduğu savı ileri sürülmüştür.

    konuyla ilgili çok fazla alt başlıktan bahsedilebilir -ki zaten sadece yukarıdaki birkaç satır konunun özünü saptırır. ilk fırsatta gerekli başlıklara elimden geldiğince katkıda bulunacağım. neyse efendim, özellikle frankfurt okulu ve herbert marcuse-theodor adorno ikilisinin araçsal akıl eleştirisi bu konuda bilgi edinmek isteyenler için eşsiz bir kaynaktır.

    aydınlanma ve daha genel anlamıyla modernitenin en önemli vaatlerinden birisi mitleri terkedip, açılan boşluğu akıl vasıtasıyla doldurmak böylece insan türünün ilerlemesini sağlamaktı. fakat adorno ve marcuse mitleri yıkma vaadiyle gelen modernitenin(tam olmasa da bir bakıma aydınlanma düşüncesi zira modernitenin geçmişi biraz daha eski) mitleri yıktığı ama yıktığı o mitlerin yerine aklı yerleştirdiği yönündedir.

    frankfurt okulu düşünürleri aklın konumunu eleştirirken temel çıkış noktaları aklın sınıflı toplum yapısını engelleyemediği aksine ona hizmet ettiği şeklindedir. ayrıca bir kültür endüstrisi kavramı ortaya atılır ki o başlı başına bir inceleme konusudur. aklın araçsallaşması doğanın sadece insan çıkarı etrafında şekillendirilmesine yol açıyor ki bu da düzenin tamamen kazanma ve tahakküm altına alma fikri etrafında oluşmasına sebep oluyor. sanayileşme, sömürgeleştirme ve apokaliptik savaşlar bu ele alındığında arka plan biraz daha netleşiyor. zira aklı ve batı bilimini referans alan medeniyetler bu araçlar vasıtasıyla 'diğer' medeniyetler üzerinde bir tahakküm kuruyor, bu tahakküm hem farklı medeniyetleri hem de aynı toplum içerisinde farklı sınıfları köleleştiriyor. kısaca akıl ve onun biricik yavruları bilim, teknik insanları köleleştirmekten başka bir işe yaramıyor.

    paul feyerabend gibi bilim felsefecileri batı biliminin hem destrüktif yönünü hem de kendini tek doğru referans gibi göstermesini eleştirir yıkarıdaki ve benzeri sebeplerden ötürü. bunun sonucunda ise batı biliminin tek referans kabul edilmemesi gerektiğini ve toplumların işine yarayan her ne olursa(büyü, dua, taşlar, bitkiler) onun en az batı bilimi kadar geçerli sayılması gerektiği düşüncesini ortaya atar ki kişisel fikrim bu mantığın da sakat olduğu olduğu yönünde.

    sonuç olarak: d-day'den, hitler'den, churchill'den bahsetmeyen hatta alakasız görünen bir takım bilgiler verdim. fakat derdim daha çok bu savaşa giden yolda arka planda yapılan felsefi tartışmalardan ve kültür ortamından bahsetmekti. bu vesileyle kabaca günümüzdeki bilim, siyaset, toplum teorilerinin hangi koşullarda şekillendiğinin anlaşılmasına yönelik bir takım temel bilgiler verdiğimi umuyorum.
  10. basit bir yahudi meselesine (basitlikten kastım "sevmiyoruz öldürelim" basitliği) indirgenemeyecek kadar kompleks dinamiklerin sebep olduğu savaş. hollywood sağ olsun filmlerde gördüğümüz tek şey ağzından fireball çıkartabilen bir hitler ve bütün dünyayı sırf yahudileri öldürmek için işgal edecek bir ülke.

    bir laf vardır einstein'a atfedilen, bir şeyi basitçe anlatamıyorsan anlamamışsın demektir. tarih konusunda kendime güvenmeme rağmen, bu kadar karmaşık bir geçmişi anlatabilecek yetkinlikte olduğumu düşünmüyorum. bu yüzden madde madde, bizim sevdiğimiz şekilde, "hap şekilde bilgiler" formatında yazıyorum.

    -almanya'da hali hazırda 20.yy'ın başından beri yükselen bir yahudi düşmanlığı vardı. hitler (ve milyonlarca alman genci) daha o dönemden bu fikirlere maruz kalmıştı.
    -versay'da, özellikle almanya-avusturya arasındaki ilişkileri kısıtlayan maddeler savaşın sinyalini ta yıllar önceden vermiştir. öyle ki bir fransız general antlaşma imzalandıktan sonra ekibindekilere dönüp "az önce ikinci dünya savaşını başlattınız." demiştir.
    -aynı durumda türkiye de vardı, ancak bütün dünya türkiye'nin üzerine çullanmadığı için ve türkiye almanya kadar potansiyel vaat eden bir ülke olmadığı için, bu tip taraklarda bezimiz yoktu. öyle ki almanya antlaşmayı imzaladıktan birkaç sene sonra traktör şasisi kullanarak tank üretmiş, birkaç sene sonra da "hadi canım antlaşma falan filan yok dağılın evinize" demiştir. biz de o sırada içerideki isyanlar yüzünden dışarıya karşı süt dökmüş kediye dönmüş bir durumdaydık -mecburen-.
    -hitler o koltuğa sağa sola "yahudilere ölüm, bizi onlar bu hale getirdi!" diye bağırarak gelmedi. almanya'nın o dönemki ekonomik vaziyetini değerlendirirseniz, üzerine bir de büyük buhranı eklerseniz, almanların asıl derdinin milliyetçilik olmadığını anlarsınız. öyle ki insanlar evine duvar kağıdı almak yerine maaşlarıyla duvarı kaplamışlardır, oynasınlar diye balyayla parayı çocuklarına vermişlerdir; enflasyonun paralarına kaybettirdiği değer yüzünden. ki buna enflasyon değil, hiperenflasyon denmektedir. bir haftada mark'ın onda biri değerine düştüğü, diğer para birimlerinin üstel bir şekilde arttığını hatırlatmakta fayda var.
    -bir ülkenin savaş kazanabilmek için temelde üç şeye ihtiyacı vardır, tarihsel süreçte de bu sıraya göre önem arz etmiştir. sayıca üstünlük, eğitim, ve teknoloji. son ikisinde almanya'nın rakiplerinden geri kalmasını bırakın, belirgin bir şekilde üstün olduğu alanlar vardı. ancak karşınıza geçmiş yüzyılın en büyük imparatorluğunu, onun yancısını, topraklarında dıştaki düşmanlarıyla doğru düzgün bir savaş vermemiş güçlü bir ülkeyi, üstüne üstelik yüzyıllardır gücüne güç katarak gelen bir sovyetleri karşınıza alırsanız, maalesef sizi teknoloji bile kurtaramaz. stalingrad'a bir günde nehir vasıtasıyla 80 bin askerin takviye edildiği olmuştur; o çetin kış şartlarında, o kadar geniş alana yayılmış lojistik ağınızla, siz ne kadar takviye gönderebilirsiniz ki?
    -sonucunda abd ve sovyetler iki süper güç olmamıştır. sovyetler, rusya, çarlık rusyası, artık ne derseniz deyin; her yüzyılda zaten süper güçtü. rus ordusu vs fransız ordusu, rus ordusu vs ingiliz ordusu, rus ordusu vs alman ordusu, ve günümüzde de rus ordusu vs amerikan ordusu kıyası yapılmaktadır. her yüzyılda, ruslar zaten egemenliğini bütün dünyaya hissettiren bir devletti. abd ise sanayisini çok doğru zamanda geliştirmekle bu başarıyı elde etmiştir. ii. dünya savaşı'nın endüstriyel açıdan en büyük önemi, sivil üretimin çok hızlı ve kolay bir şekilde askeri üretime kaydırılabilmiş olmasıdır. peki ne demek bu? şu demek, şu anda bu ülkede fabrikada çalışan 100 bin kişi varsa, 800 fabrika varsa, 60-70 bin kişiyi ve 500 fabrikayı çok hızlı bir şekilde askeri teçhizat üretebilecek duruma getirebildi. günümüzde aynı potansiyel çin'de görülüyor, ancak bunu günümüzde yapmanın mümkünatı yoktur. iki dönemi kıyaslamak ve amerika'nın -ve diğer bütün ülkelerin- bu kadar kolay bir şekilde kaydırabildiğini anlamak adına bir örnek vermek istiyorum. örnek tamamen farazidir, hiçbir gerçeklik payı taşımamaktadır. sadece dimağlarda fikir oluşması açısından anlatıyorum. sizin 1940lı yıllarda bir koltuk fabrikanız var, sekreter koltuğu çalışma sandalyesi tarzı şeyler üretiyorsunuz. savaş anında devlet size gelip b-17 için koltuk üret derse, üretebilirsiniz. en azından birkaç modifikasyon ve uğraşla üretmeye başlayabilirsiniz. ancak günümüzde -örneğin- adore mobilya, bir f-35 koltuğu üretemez. sivil sanayi bir mig-29, bir mig-35 üretemez. teknoloji artık kesin çizgilerle kategorilerini belirledi. nasıl ki eskiden evimizdeki en teknolojik aletlerden birisi olan radyoyu hem hazır alabiliyorduk, hem de evde yapabiliyorduk; burada da tamamen aynı mantık geçerli. kaçınız evinizde bir ekran kartı yapabilirsiniz?

    gece gece başlığı görüp birkaç satır yazmak isteyince oldukça dağılıyor konu, amacım spesifik bir konu hakkında kesin ve zor bulabileceğiniz bilgiler vermek yerine mümkün olduğunca çok konuda kafanızda bir sinyal çakmasını sağlayıp sizi araştırmaya yöneltecek bilgileri toparlamak oldu. elim değdikçe genişletmeye çalışacağımdan şüphem yok.