1. cemal sureya'nin onculeri icinde bulundugu bir edebiyat akimidir. bir kelimeye baska anlamlar vererek kullanmaktir.
    " biliyorum sana giden yollar kapalı – cemal süreyya

    biliyorum sana giden yollar kapalı
    üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

    ne kadar yakından ve arada uçurum;
    insanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

    uyandım uyandım, hep seni düşündüm
    yalnız seni, yalnız senin gözlerini

    sen bayan nihayet, sen ölümüm kalımım
    ben artık adam olmam bu derde düşeli

    şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
    yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

    anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
    ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

    kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
    hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki

    tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
    nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

    çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
    bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

    rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
    bu böyle pek de kolay değil gerçi…

    alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
    bunun verdiği mutluluk da az değil ki

    çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
    sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

    inan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
    son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

    bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
    yalvarırım onu okuma çarşamba günleri"
  2. "şiir için şiir" anlayışını temsil eden akım. biçimden çok anlama önem verilmiş; ancak bu anlam, soyutlama yoluyla sözcüklerin ardına gizlenmiştir. nitekim asıl amaçları da duyguyu anlatmaktan çok hissettirmek olmuştur.

    ikinci yeniden söz edip de sezai karakoç'un "mona roza" sını atlamak olmaz tabi.

    mona roza, siyah güller, ak güller
    geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
    kanadı kırık kuş merhamet ister
    ah, senin yüzünden kana batacak
    mona roza, siyah güller, ak güller

    ulur aya karşı kirli çakallar
    ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
    mona roza, bugün bende bir hal var
    yağmur iğri iğri düşer toprağa
    ulur aya karşı kirli çakallar

    açma pencereni perdeleri çek
    mona roza seni görmemeliyim
    bir bakışın ölmem için yetecek
    anla mona roza, ben bir deliyim
    açma pencereni perdeleri çek

    zeytin ağaçları söğüt gölgesi
    bende çıkar güneş aydınlığa
    bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
    seni hatırlatıyor her zaman bana
    zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

    zambaklar en ıssız yerlerde açar
    ve vardır her vahşi çiçekte gurur
    bir mumun ardında bekleyen rüzgar
    ışıksız ruhumu sallar da durur
    zambaklar en ıssız yerlerde açar

    ellerin ellerin ve parmakların
    bir nar çiçeğini eziyor gibi
    ellerinden belli oluyor bir kadın
    denizin dibinde geziyor gibi
    ellerin ellerin ve parmakların

    zaman ne de çabuk geçiyor mona
    saat onikidir, södü lambalar
    uyu da turnalar girsin rüyana
    bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
    zaman ne de çabuk geçiyor mona

    akşamları gelir incir kuşları
    konar bahçenin incirlerine
    kiminin rengi ak, kimisi sarı
    ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
    akşamları gelir incir kuşları

    ki, ben, mona roza bulurum seni
    incir kuşlarının bakışlarında
    hayatla doldurur bu boş yelkeni
    o masum bakışlar su kenarında
    ki, ben, mona roza bulurum seni

    kırgın kırgın bakma yüzüme roza
    henüz dinlemedin benden türküler
    benim aşkım sığmaz öyle her saza
    en güzel şarkıyı bir kurşun söyler
    kırgın kırgın bakma yüzüme roza

    artık inan bana muhacir kızı
    dinle ve kabul et itirafımı
    bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
    alev alev sardı her tarafımı
    artık inan bana muhacir kızı

    yağmurlardan sonra büyürmüş başak
    meyvalar sabırla olgunlaşırmış
    birgün gözlerimin ta içine bak
    anlarsın ölüler niçin yaşarmış
    yağmurlardan sonra büyürmüş başak

    altın bilezikler, o kokulu ten
    cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
    bir tüy ki, can verir bir gülümsesen
    bir tüy ki, kapalı gece ve güne
    altın bilezikler, o kokulu ten

    mona roza, siyah güller, ak güller
    geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
    kanadı kırık kuş merhamet ister
    aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
    mona roza, siyah güller, ak güller.
  3. attila ilhan ile asım bezirci'nin savaş açtığı şiir akımı. ikinci yeni savaşı'nda attila ilhan, bu şiiri kökensiz, fikirsiz ve rastlantısal olarak niteler ve siyasetle olan ilişkisini inceler. ikinci yeni olayı'nda ise bezirci, şiiri sınıfsallaştırdılar ve aydın şiiri yazıyorlar der.
    sivil şiir dedikleri genel olarak ideolojiden yoksun yazıları vardır. son dönemde bu kadar sevilmelerinin nedeni de bu. çok içe dönük ve karamsarlar. dönemimizde de insanlar ve özellikle gençler hiçbir çıkış yolu bulamadığı için bu kadar yöneliyorlar. mide bulandırıcı bir lirizme sahipler bana göre. ama siyasal ya da düşünsel olarak sıkışmış insanların karamsarlığında ifade buluyorlar.
    sezgi
  4. çorba tarzı şiir yazımının göründüğü topluluk. cümleler karışıktır, yüklem ortaya, bağlaç köşeye, virgül havada nokta tavada...

    örneğin ece ayhan'ın "usta işi" şiirinden birkaç dize:

    "ah karpuzun içindeki kesmece delikanlım istanbul
    konuşuluyordu mahallelerde iç ve dış
    giriyor bir kumru içeri camdan çatlak"

    (ah istanbul! kesmece karpuzun içindeki delikanlım
    iç ve dış mahallelerde konuşuluyordu
    bir kumru çatlak camdan içeri giriyor)

    cemal süreya'nın "yağmurun yağması iyidir" şiirinden:

    bira içerken saçları uzun
    parmakları korkunç ve kalabalık
    bir gece aksaray'da hiç unutmam
    yüzümü ellemişti galiba
    denize doğru gittikçe artan
    bu yüz benim yüzümdü olsa olsa

    (hiç unutmam
    korkunç ve kalabalık bir gece
    galiba aksaray'da denize doğru bira içerken
    uzun parmakları yüzümü ellemişti
    saçları gittikçe artan
    bu yüz benimdi olsa olsa)

    cemal süreya'nın "göçebe"sinden:

    ya suya giden küçük kızlar
    onlar
    tıpkı o kuşlar gibi
    uçan daha bir süre
    sonra da vurulduktan

    (ya suya giden küçük kızlar
    onlar da
    tıpkı o vurulduktan sonra
    bir süre daha uçan
    kuşlar gibi)

    cemal süreya'nın "işte tam bu saatlerde"sinden:

    işte tam bu saatlerde bir yara gibidir su
    yeni deşilmiş uçlarında, sokakların, küçük uçlarında.

    (işte tam bu saatlerde yeni deşilmiş bir yara gibidir su
    uçlarında, küçük sokakların, uçlarında.)

    ek: sinirlenmeyin yahu. tüm akıma çorbacı demedim, sadece görülüyor dedim. en çok da süreya'da görülüyor ki bu adam düz cümle de yazsaydı edebi değeri gözümde yine sıfıra yakın olurdu. bir-iki şiir dışında çöp bir yazar.
  5. benim kafam da böyle karışık işlediğinden bu düzensiz, biçimsiz şiir akımı hoşuma gitmekte. edebiyattaki "bilinç akışı" anlatım biçimi gibi geliyor bana, düşünceleri bir kurala, kalıba tabi olmaksızın en yalın biçimde ortaya koymak; kendinle konuşur gibi... divan şiirleri gibi kurallara bağlı ve ince şiirleri dahi seven biri olarak her tarzın doruk noktası olan eserlere sevgim büyüktür.

    ülkü tamer'den gelsin bir ikinci yeni şiiri:

    haşhaş tarlaları arasından geçeceksin,
    beyaz ve mor haşhaşları havaya savurarak
    yeni bir afyon bulacaksın kendine.
    işte o zaman beni unutma,
    şairini, onun şiir yazan ellerini,
    içine dizilen sıra gölleri,
    kendi kendine konuştuğun seni,
    her şeyi, hiçbir şeyi unutma.

    zakkumların arasından bir şehre gireceksin,
    aşk şiirleri, tabiat şiirleri, tarih şiirleri düşünerek
    bir dinamit yapacaksın kendine.
    korkma, ateşle onu.
    öldürecek nice balıklar vardır sularında,
    patlamayla dirilecek nice balıklar vardır.
    işte o zaman an beni, yaşa beni,
    işte o zaman unutma beni.

    hatırlanacak çok hüzünler bulacaksın,
    onların tohumunu havaya savurarak
    uzun bir yolculuk yaratacaksın kendine,
    her şeyin, hiçbir şeyin yolculuğu.
    işte o zaman an beni, yaşa beni,
    kıyılarda bile boğulan seni,
    bir saz kuşu olarak gezinen hayaletini,
    çeliğinden kemik oyan gövdeni.

    içinde bir kaçakçı yaşar senin,
    kayıkla dolaşır göllerinde,
    beynine tabanca ve şiir satar,
    o kaçakçının bakışını sakın unutma.