1. marx'ın adam smith'in previous accumulation teriminden yola çıkarak geliştirdiği terim. almancası ursprüngliche akkumulation olan terimin hem ingilizce hem de türkçe çevirisi almanca terimin söylemek istediğini yansıtmıyor diyebiliriz. buna göre ingilizce çevirisi "primary accumulation" ya da "original accumulation"; türkçesi ise "iksel birikim" ya da "ilk birikim" olabilirdi.

    kapitalist gelişim için artık değer ve artık değerden zenginlik üretmek isteyen bir sınıf gerekmektedir. artık değer üretmek için de zenginlik isteyen sınıf ile artık değerin üretilmesini sağlayacak topraksız serfin karşı karşıya gelmesi gerekmektedir. işte ilkel birikim, feodal lordların kendi topraklarında yaşayan serfleri zorlama ve çitleme yoluyla mülksüzleştirmesi(*:mülksüzleştirme) ve bu serfleri ücretli işçilere dönüştürmesi sürecidir. bunun sonucunda serflerin elinden üretim araçları alınmaktadır. marx bu sürecin çok kanlı olduğunu söyler. marx'a göre ilkel birikim kapitalist amaçlar gütmese de kapitalizme zemin hazırlayan bir birikimin oluşmasının ilk adımları olmuştur. ayrıca oluşmakta olan kapitalist sınıf artık değerin birikimini garanti altına almak için topraksız serfleri lonca sisteminden de ayırmalıdır. zor kullanılarak mülksüzleştirilen halk angarya ve ücretsiz kölelik gibi kavramlarla emek yoğun bir biçimde sömürülür.

    ilkel birikimin, kapitalist gelişimin ilk aşamasını tam anlamıyla açıklamadığını söyleyen pek çok araştırmacı vardır. bunlardan en önemlisi david harvey, the new imperialism adlı kitabında ilkel birikim yerine, mülksüzleşme yoluyla birikim (accumulation by dispossession) terimini önermiştir. harvey'a göre bu tür bir birikim kapitalist gelişimin yalnızca ilk aşamasında görülmez. kapitalizm bir kere birikime başladığında mülksüzleştirme süreci sürekli tekrarlarınır.

    bu konuda daha fazla okuma ve tartışmalar için:

    (dobb ve sweezy tartışması çok önemlidir. arrighi, güney afrika'yı inceliyor makalesinde. en önemlilerinden biri de piselli'nin ilkel birikimin aynı topraklarda bile farklı şekillerde görülebileceğini ya da görülmeyeceğini anlattığı calabria makalesi.)

    yeni emperyalizm - david harvey
    dobb and sweezy debate
    arrighi - accumulation by dispossession and its limits:
    the southern africa paradigm revisited

    piselli - reflections on calabria: a critique of the concept of
    ‘primitive accumulation'
  2. ilkel birikim adam smith'in ortaya attığı, marx'ın tartışma düzeyine taşıdığı köken olarak 15-16'ncı yüzyıldaki kapitalist birikim sürecini anlatan bir kavramdır.

    marx'ın bahsettiği süreç aslında sermayedarın sermayesini arttırırken bunun önemli bir kısmını, özellikle küçük üreticileri proleterleştirerek yaratmasına dayanır.

    ancak bu süreç aynı zamanda da feodal düzenin ve lonca sisteminin yarattığı görece güvenceli sistemin çözelmesi; eskiden kendi işlerinde çalışan zanaatkarların işlerinden olması, sahip oldukları üretim araçlarını kaybetmesi, işgücü piyasasına terkedilmesi, emeklerini satarak geçimlerini sağlayan "özgür köleler" haline gelmelerini de ifade etmektedir.

    "demek oluyor ki, üreticiyi ücretli-işçi haline getiren tarihsel hareket, bir yandan bunların kölelikten ve loncaların koydukları bağlardan kurtulmaları olarak görünüyor;... ama öte yandan, bunyeni özgürleşmiş kimseler; sahip oldukları bütün üretim araçları ile, eski feodal düzenlemelerin sağladığı her türlü güvenceler alındıktan sonra ancak kendilerinin satıcısı haline geliyorlar."

    (bkz: kapital - karl marx)

    ilkel birikim, sadece tarihsel bir döneme özgü değildir ve günümüze uyarlanmış şekliyle varlığını sürdürmektedir.

    örneğin; özelleştirmeler.

    kamu işletmeleri niteliği itibariyle kamu ortak mülkiyetine aittir. çeşitli gerekçelerle (atıl, verimsiz olduğu, liberal düşünce, borç ödeme, cari açığı kapatma gibi) güvencesiz istihdama-işsizliğe yol açacak ve emeğin niteliğini değiştirecek şekilde, salt ekonomik rasyonalite ile çok yönlü toplumsal etkisi düşünülmeden özel sektöre sunulmuş, sendikasızlaşma ve keyfiyete bağlı işten çıkarma oranı artarak yeni "özgür köleler" yaratılmıştır.
    ozee
  3. zenginlerin köle olmadıkları düşüncesinin yaygınlığı beni üzüyor. zenginler de köledir ama çalışmadan yiyicilerdir. özgürlük tanımını revize etmekte yarar var.

    özgürlük canının istediğini satın almak değildir.

    özgürlük kendini gerçekleştirmekle ilintili bir durumdur. sermaye en fazla aklı başında zenginlere kolaylık sağlar, zaman verir. siz hiç edebiyatçı multimilyoner gördünüz mü? ya da bilim insanı akademisyen.

    olamadılar, çünkü özgür değiller. özgürleştiremediler kendilerini ve potansiyellerini gerçekleştiremediler. yediler, içtiler, 12 katmanlı tuvalet kağıdı kullandılar.

    başındaki dertleri savmak, potansiyelini değerlendirmek, kendini gerçekleştirmek. işte özgürlük budur.

    sermayedarların avantajı bunu yapabilecek zaman ve paraya doğuştan sahip olmalarıdır. fakat bu onların bunu yapacağı anlamına da gelmiyor. ben bugüne kadar zengin sınıfından özgür çıktığını görmedim ama tarihte 3-5 filozof var. bugün ve geçmişte özgürlerin çoğunluğu fakir fukara takımıdır.

    kapitalist sistem gasp üzerine kurulu. özgür insanların temel hakları hukuk ve ahlak kuralları öne sürülerek gasp edilir. fakat bu bizim hakları gasp edilmiş fakir ve ahlaksız kimselerin köle olduğunu iddia etmemize yetmez.

    canının istediğini satın alan bir zenginin resim yapabilme özgürlüğü var mıdır mesela? ya yetenek olacak gelişecek ya kursa gidip öğrenecek. tüm ruhu özgürleştirici insani üstünlükler parayla değil uğraş ile elde edilir. dolayısıyla zenginlerin çok çok büyük bir kısmı özgür insanlar değil, gaspçı kaymak yiyicilerdir, bu sanal satın alabilme üstünlüğünü de kendileri elde etmemiş, tabiat ana bahşetmiştir. zenginlerin kendilerine bile hayırları yok diyebiliriz.
    abi