1. barındırdığı bazı pazajlarla i did not see that coming tepkisi verdirtebilen inanılmasa da açılıp okunması gerektiğini düşündüğüm kutsal kitap. zira kutsal kitaplar, tümüyle kabul edilmeseler de bir zamanlar insanlığın inanç ve ahlak anlamında başvurduğu en kapsamlı bilgi kaynaklarıydılar. yaklaşık 1000 yıllık bir inanç/ahlak felsefesini özetliyorlar.

    aşağıdaki parça 13. vahiy'den alıntıdır. insanların güce nasıl taptığını, birbirlerini nasıl damgaladıklarını mistik anlatımıyla gözler önüne sermiş.

    !---- spoiler ----!

    sonra on boynuzlu, yedi başlı bir canavarın denizden çıktığını gördüm. boynuzlarının üzerinde on taç vardı, başlarının üzerinde küfür niteliğinde adlar yazılıydı.

    gördüğüm canavar parsa benziyordu. ayakları ayı ayağı, ağzı aslan ağzı gibiydi. ejderha canavara kendi gücü ve tahtıyla birlikte büyük yetki verdi.

    canavarın başlarından biri ölümcül bir yara almışa benziyordu. ne var ki, bu ölümcül yara iyileşmişti. bütün dünya şaşkınlık içinde canavarın ardından gitti.

    insanlar canavara yetki veren ejderhaya taptılar. “canavar gibisi var mı? onunla kim savaşabilir?” diyerek canavara da taptılar.

    canavara, kurumlu sözler söyleyen, küfürler savuran bir ağız ve kırk iki ay süreyle kullanabileceği bir yetki verildi.

    tanrı’ya küfretmek, o’nun adına ve konutuna, yani gökte yaşayanlara küfretmek için ağzını açtı.

    kutsallarla savaşıp onları yenmesine izin verildi. canavar her oymak, her halk, her dil, her ulus üzerinde yetkili kılındı.

    yeryüzünde yaşayan ve dünya kurulalı beri boğazlanmış kuzu’nun yaşam kitabına adı yazılmamış olan herkes ona tapacak.

    kulağı olan işitsin!

    tutsak düşecek olan
    tutsak düşecek.
    kılıçla öldürülecek olan
    kılıçla öldürülecek. bu, kutsalların sabrını ve imanını gerektirir.

    bundan sonra başka bir canavar gördüm. yerden çıkan bu canavarın kuzu gibi iki boynuzu vardı, ama ejderha gibi ses çıkarıyordu.

    ilk canavarın bütün yetkisini onun adına kullanıyor, yeryüzünü ve orada yaşayanları ölümcül yarası iyileşen ilk canavara tapmaya zorluyordu.

    insanların gözü önünde, gökten yere ateş yağdıracak kadar büyük belirtiler gerçekleştiriyordu.

    ilk canavarın adına gerçekleştirmesine izin verilen belirtiler sayesinde, yeryüzünde yaşayanları saptırdı. onlara kılıçla yaralanan, ama sağ kalan canavarın onuruna bir heykel yapmalarını buyurdu.

    canavarın heykeline yaşam soluğu vermesi için kendisine güç verildi. öyle ki, heykel konuşabilsin ve kendisine tapmayan herkesi öldürebilsin.

    küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle, herkesin sağ eline ya da alnına bir işaret vurduruyordu.

    öyle ki, bu işareti, yani canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşımayan ne bir şey satın alabilsin, ne de satabilsin.

    bu konu bilgelik gerektirir. anlayabilen, canavara ait sayıyı hesaplasın. çünkü bu sayı insanı simgeler. sayısı 666’dır.

    !---- spoiler ----!
  2. birçok felsefi akım gibi insanın özünün korku, öfke ya da nefret değil, sevgi olduğunu söyler. mottosu da "komşunu kendin gibi sev"dir. nedense bu ibare birçok yerde geçer hatta ana 5-6 maddeden biri sayılır. yani insan öldürme hırsızlık yapma, yalan söyleme ve komşunu sev gibi. neden herkesi sevin dememiş de komşunuzu sevin, çevrenizdekini sevin demiş tam anlamadım, genelde dini konularda sevin herkesi sevin derler. etrafımızdakileri sevsek yetiyor demek ki. bunu da yapamadığımızı görüyorsak haklı olabilir.
    abi
  3. en edebi kutsal kitap. kutsallığı tartışılsa da stoik bir metin gibi insanı iyileştirebilen bir yanı var. komşunu sev sözü ile bizim anladığımız anlamda komşu kastedilmez. bundan önceki buyruk tanrıyı sevmektir. tanrıyı sevmek ilahi bir eylemdir. ilahi eylemin yanında bir de rutine dair bir sevgi öğütler bu söz. komşuyu sevmek herkesi sevmektir bir bakıma. komşu ile gün içinde karşılaşılan insanlar kastedilir. pratiğe dökülebilecek bir sözdür.
    sezgi
  4. hep ilginç bulduğum bir bölüm var;

    "1)gölün karşı yakasına, gerasalılar’ın memleketine vardılar. 
    2) isa tekneden iner inmez, kötü ruha tutulmuş bir adam mezarlık mağaralardan çıkıp o’nu karşıladı. 
    3) mezarların içinde yaşayan bu adamı artık kimse zincirle bile bağlı tutamıyordu. 
    4) birçok kez zincir ve kösteklerle bağlandığı halde, zincirleri koparmış, köstekleri parçalamıştı. hiç kimse onunla başa çıkamıyordu.
    5) gece gündüz mezarlarda, dağlarda bağırıp duruyor, kendini taşlarla yaralıyordu.
    6) uzaktan isa’yı görünce koşup geldi, o’nun önünde yere kapandı. 
    7) yüksek sesle haykırarak, “ey isa, yüce tanrı’nın oğlu, benden ne istiyorsun? tanrı hakkı için sana yalvarırım, bana işkence etme!” dedi.
    8) çünkü isa, “ey kötü ruh, adamın içinden çık!” demişti.
    9) sonra isa adama, “adın ne?” diye sordu.
    "bize lejyon derler, çünkü biz çokluğuz." dedi.
    10) ruhları o bölgeden çıkarmaması için isa’ya yalvarıp yakardı.
    11) orada, dağın yamacında otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı.
    12) kötü ruhlar isa’ya, “bizi şu domuzlara gönder, onlara girelim” diye yalvardılar.
    13) isa’nın izin vermesi üzerine kötü ruhlar adamdan çıkıp domuzların içine girdiler. yaklaşık iki bin domuzdan oluşan sürü, dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu."
    (*:matta 8:28)

    lejyon (ing. legion) anlamı

    benim için vurucu nokta, çile çekilse bile çokluk duruyor. parçalanınca ise bir uçurum nihayetine eriyor.

    biricik olmaya haset duymamdan değil, sadece sürü diyaloğuna doğru giden adımlar, çileyle provalanmış gibi.

    varlık gücünün azalması ve artmasının sayıyla bir ilgisi yok. her ne kadar çokluk olmak çok ilgi çekici olsa bile benim için, sanırım çile yahut kederin durumu açıklaması daha kolay. spinoza üzerine onbir ders isminde, deleuze'nin kitabında geçen bir bölüm:

    "neşe-keder. bunlar onun için temel tutkular olacaklardır:
    eyleme gücümün azalışını içeren her tutku, hangi tutku olursa olsun keder, eyleme gücümdeki bir artışı kuşatan her tutkuysa neşe adını alacaktır. "

    bununla bir ilişki illüzyonu var gibi hikayenin. bilemiyorum. bu kadar.