1. öncelikle şu: konu nedir, ortaya konmaya çalışılan şey. peki o şey mükemmel bir şekilde konabilir mi ortaya, konma imkanı yok. o yüzden hal-i hazırda müsta'mel dil, konulanmak isteneni sadece bir açıklığa kavuşturma girişimi olabilir. evet burayı anladıysanız devam edelim.
    insanlar neden anlaşamaz? ilk kavga ilk savaş temelde bir anlama-anlaşılma eksikliğinden dolayı mı ortaya çıktı yoksa temel ilkel içgüdülerden doğan basit öfke nöbetlerinden dolayı mı? şimdilik bunlar sadece soru olarak kalsın. çünkü aktif bir zihinle metni okumak yeğrektür.
    her bireyin kendi inter-ontolojik etkileşimi, biyolojik devinimi ve devamında nörolojik serüveni sonucunda yaşantıladığı duyarlılıkları da yine kendi perspektifinden şekillenen müşahhas bir bilişsel içeriğe sahip. insanı yaşam formu haline getiren, canlılığın süreğini sağlayan da temelde bu veriler.
    karşılıklı veriler çatışması sonucunda kendini ifade etmek için insanlar, canım sıkıldı, canım yandı, yoruldum, enerjik hissediyorum vs. gibi deyişleri kullanarak durumunu, sorununu ya da çözümünü anlatmaya çalışırlar. bunlar bir ruh hali tasviri değildir. gelen verileri uygun raflara koyma çabasıdır. çünkü hedefin koordinatları, ‘iyi bir hayatı’ ‘mutluluğu’ ‘kendini en yüksek konforda tutmayı’ gösterir.
    bu veriler, sahip olunan microcosmos ölçeğince değerlenip bireye eklemlenir. zamanla mukayyet halde. o yüzden rasyonel, pragmatist, pozitivist, açıdan en mühim olan şey müktesebatı aktarmaktır. yani kümülatif bilgiyi. insan varlığı doğar büyür, çiftleşir ve ölür. ondan geriye kalan tek şey, intellect ortak paydasında ürettiği ve insan türünün zihninde belli bir döngüyle işleyecek olan ar-ge faaliyetleri olabilir. baķın az sonra gelip “ee miras da kalır” filan demeyin, insanı ‘tür’ olarak ele alıp açımlıyorum konuyu.
    evet şimdi de daha hafif ve süfli içeriğe geçelim. mevcut mevzuyu şamil tabi. bulunduğumuz coğrafi şartlarda ortalama 60-70 yıl hayat sürecek olan insan evlatları. tüm dünyadaki insan varlıkları. eyy. öhöm. neyse...
    bir süre sonra ekolojik döngüye katılıp doğaya karışacak bir yaşam formu. naçiz bir bedeni olan. ürkekçe yeryüzünde dolaşan. aslı güzel form.
    evimiz olan dünyada yine bir süre yaşamış ve sonra sisteme karışmış, kendinden önceki -tahminen- 96 milyar türdaşını hiç düşünmeyen form. buna şöyle bir aklını zorlamak neden hiç işine gelmez insanın? çünkü hypermodern zamanlarda epikürosçu varlık tasavvuru özlere sinmiştir. insan, ancak yakınlarından ayrılanları bilir, bir gün onları tekrar bulacağına inanır. kendini zaten bulacak ya'. yalnız özlem’e laf yok. kalbi olan özler zaten. o ayrı başlığın konusu. evet ne diyorduk, heh işte bu varlık, bir türlü kabullenemez kendinin doğaya karışacak olduğunu. çünkü o kadar narsist ve bencil bir vakıa haline gelmiştir ki zamanla... çok güzeldir, o bedeni. hele o benliği. vazgeçilmezdir. boşluklarını da çeşitli ideolojilerle doldurur. ha babam tutunur yaşamaya.
    insanın elinde olan tek şey yine kendi olmaklığıdır. o da uyku vakti hariç. bu omurgalı, fütursuzca abartır kendini. kutsaliyyet atfedilecek bir sürü şey icat der. bak, daha böyle böyle şeyler var, der. delice inanır kendi tesellilerine. ama için için hep bilir, ulan der ulan, bu, şimdi nasıl yani, diye devam edemeden tekrar hayatın hengamesinde oraya buraya koşup tarifini tam yapamadığı bir şeyle cedelleşirken bulur kendini. insan türü müntehasını bir kabullenebilse, geleceğinin ne olduğunu bilen bir kabullenmişlik geni’ni bir aktarıp yazabilsek dna dizilimine... belki o zaman daha temiz bir dünya olarak bırakabileceğiz evimizi gönül rahatlığıyla. evlatlarımıza.
    mütedevvenatı matbu muttasıp eski zamanlardan beri hep mitolojik öğeler üretilip insanın ölümünden sonra var olmaklığı ekseninde çeşitli cevaplarla yaşayış istenci muntazaman desteklenmiştir. e akıllı zeki bir varlık...
    uzun oldu, son düzlük. bu muhteris var oluş cereyanı sonucunda yeryüzünü kana bular insan. verili formattan taviz vermez. asla. doymak bilmez. onu da orayı da o kadarını da daha der. yalnıız orayı bir açalım, yani nasıl kana bular kısmını. cevabı kısa ve net. binlerce yıldır hep bir bahane bulmuştur bu tür. iflah olmazlığını teskin edebilmek için. şimdi onlar nedir tek tek saymayayım linç edilmemek için. ma’lumdur zaten.
    bizim bu formun bünyesinin tamamı, bütün birimleriyle yaşamaya kilitlenmiştir. hayatta kalmalısın. yeri geldiğinde kendi atıklarını bile tekrar sindirmeyi isteyecek kadar. çaresiz. mecbursun. başka bir alternatifin yok. şimdi çıkıp gelmeyin ‘e intihar var’ diye filan. ben varlık’a olan alternatiften bahsediyorum.
    bu varlığa ihtiras ve maximum refahla yaşantı uğruna gidilen yolda, insanın evrimi çoktan nihayete erdi muhtemelen. kendisinin o kadar içinde ki insan, ayırdına varıp fark edemiyor evriminin boyutunu. yani bunun farkına varman için kendi formundan artı kendi boyutundan çıkıp yukarıdan bir kuşbakışı gözlemlemen lazım. konu bilim’in yetersizliği vs. değil. kim bilir belki de kendi türünü delice abartan bir ara tür'üz. neyse. işte bu bilinmeyişler içinde debelenip durmaktan canileşip hiçbir duygunun kadrajına sığmayacak kadar adileşip şerefsizleşen onursuz haysiyet yoksunu bir hale gelen ‘telef varlıkları’ karmaşasından arda kalan bir avuç, ‘hâlâ insan olan’. onlar da ıstırap içinde beklemede, kalan sürede yetkin bilinçsiz bir devinimle. kimisi kendi gerçekliğini oluşturup ona inanmış. kimisi de biraz umursamaz hatta biraz değil çok umursamaz. bunların mottoları da şu, burası yalan dünya, tabi asıl yurtta ilelebet zevk sefa içinde ben olacağım. hep olacağım ki ben. e şahane. başkalarına zarar vermediğin sürece diyecek bir şey yok.
    şimdi metindeki maksuda ibtidasından brri toparlayacak olan ‘anlama’ konusuna son bir sorti yapalım.
    ma’hasal haza birine, anladım seni, demek aslında kendi kendini anlayıp yine kendini onaylamak. yani b.k anladın. işte insan türünü, dil'in anlatmada yetersiz kalacağı şeyleri yine elindeki tek imkan, dilini kullanarak anlatmaya iten de o az önceki bahsettiklerim. ve bu yetersizliğini de bilmesine rağmen deneyip duruyor. çünkü anlatması ve anlaşılması lazım. orgazmik duygular lazım. arayıp durdukları lazım. yeni şeyler, heyecanlar lazım. çaresizliğini olabildiğince unutmak için, ondan olabildiğince çok kaçmak için.
    yeter şimdilik fazla uzatayayım. iyi çırpınışlar dilerim okuyanlara. hazır melodram metaforu yaparak entry’i nihayate erdirmişken alın size bu da bonus. kısa ve net.
    “bitiyor şarkısı ömrün”