1. binlerce yıldır tartışılan cevabı muamma soru. bence toplumdur sonuçta en basitinden küfürü alışkanlık haline getirmiş birini düşünelim bu kişi eğer küfür ve hakaretin olmadığı insanların birbirine saygı çerçevesinde yaklaştığı bir yerde büyümüş olsa aynı şekilde hareket eder miydi? cevabı tabiki hayırdır gördüğünüz üzere.
  2. suç işleyen insanın motivasyonu ceza hukuku bakımdan da çok tartışılmış hem psikoloji hem de hukuk bilimlerini ilgilendiren bir sorundur. hukuk açısından suç kavramının ne olduğu açıklanmadan failin motivasyonu araştırılmaz. suç ceza hukukunun yasakladığı fiillerdir. suç denen kavram tamamen hukusal bir kavramdır. (bahsedilen hukuk elbette dini kaynaklı da olabilir ama din tek başına bir suçun kaynağı olamaz) neden hukutur diye soracak olursak beşeri davranış üzerine verilen bir değer hükmü söz konusudur.
    dolayısıyla suç da hukuk sistemleri içinde değişken bir kavram olabilir pek ala. buna en tipik örnek sanırım hollanda da uyuşturucu kullanımının yasal olması olabilir.
    felsefi anlamda suç ise etik düzenin ağır ihlaline sebep olan davranış olarak tanımlanır. ancak bu yaklaşım günümğzde pek benimsenmemektedir. ceza hukuku doktrinindeki okullar da suçlunun suç işleyip işlememeyi seçebilir mi sorusu üzerine çok kafa yormuşlar. kabaca suçun ceza hukukundaki akademik sürecine bakacak olursak,
    -klasik ceza hukuku okuluna göre suç kişinin kötüyü seçmesiydi. suç bir kötülüktü ve bunun sonucu bir ceza olmalıydı.
    -pozitivist okula göre suçlu suç işlemede irade serbestisine sahip değildi. suçluların belli bir psişik ve somatik özellikleri olduğu teorisini ortaya atan ilk kişi cesare lombroso pozitivist ceza hukuku okulu'na ilham kaynağı olmuş. lombroso suçlunun kişiliği üzerinde durmuş; kafatası,göz çukurları,ağız yapısı gibi özellikleriyle suç arasında bir bağlantı kurmaya çalışmış. doğuştan suçluluk teorisini ortaya atmış. "kimse irade serbestisine sahip değildir herkes doğuştan içinde yer aldığı toplumun nedensel bir sonucudur." der. suç yazgısal bir fiildir bu sebeple suçlunun ödeyeceği bir bedel yoktur suç cezalandırılmamalı aksine düzeltilmelidir. suçlu kişiler toplumdan tasfiye edilmelidirler.
    -teknik ceza hukuku okulunun kurucusu arthur rocco 1910da yayınladığı makalesinde failin isnat yeteneğine(yanı suçu işleme yeteneği ve iradesine) sahip olduğunu bu yüzden de fiilin sonuçlarına katlanması gerektiğini belirtmiş ve suçun bugünkü tanımına yakın bir tanım yapmıştır. ona göre de suçun konusu hukuki bir değerin ihlal edilmesiydi.
    doktrinde yıllarca tartışılan bir konu olduğu için bu tartışmayı kısa bir yanıt verip sonlandıramayız. şahsen antisosyal davranışta bulunan bir kişinin normal pskolojik kondüsyona sahip olduğuna inanmıyorum. sokak jargonuyla ifade edecek olursam mutlaka "arızalı" kişilerde suç işlemeye eğilim daha fazla oluyor. elbetteki failin içinde bulunduğu toplum, kültür, sosyo ekonomik durum vs. de suçun oluşmasında denklemin önrmli unsurlarıdır. ancak her insanın aynı olaylara aynı koşullarda aynı tepkiyi vermeyeceğini göz önüne alırsak psikolojik moraller suçun oluşmasına toplumsal faktörlerden daha çok etki ediyor kanımca. psikoloji bilen biri bu konuyu bir de pskilojinin bakışından verebilirse belki konu üzerine daha çok yorum yapabilirim.*
  3. toplum "ya bu deveyi güdersin ya bu diyardan gidersin" şeklinde çalışır. tabi artık "diyardan gitme" olayı mümkün olmadığı için toplumun yapma dediği şeylerin önem derecesiyle paralel artan cezaları vardır. bireyler istisnai durumlar dışında bu kuralları bilirler ve yanlış bir şey yaparken yaptıkları için cezalandırılabileceklerinin farkındadırlar. bu açıdan irade diyeceğim kendi adıma. tabi suçlu insanlar genellikle suça şevk ettirildiklerini iddia ederler. çünkü kendilerini suçlu olarak kabul etmek, toplumu ve verilen cezayı haklı çıkaracaktır, daha bireyin "hata" yaptığını ortaya çıkaracaktır ki birey bunu istemez. dolayısıyla kendilerini aklamak için bazen bir takım geleneklere* bazen bir takım olgulara* sığınır, bazen de suçu başkalarına atar. bu diğer insanlar, kurban ya da toplumun kendisi olabilir.
    bozuk
  4. dostoyevski bu konuya suç ve ceza kitabında psikolojik olarak çok iyi bir şekilde yaklaşmıştır.


    !---- spoiler ----!

    "suç, toplumsal düzenin bozukluklarına karşı bir protestodur."

    her şey insanın içinde yaşadığı ortama, şartlara bağlıdır. herşeyi belirleyen çevredir, insansa bir hiçtir.

    ahlaki, vicdani herhangi bir nedene dayanmaksızın, yalnızca kendim için öldürmek istedim. bu konuda kendime bile yalan söylemek istemedim! anneme yardım etmek için öldürmedim örneğin. maddi olanaklara ve iktidara kavuşmak ve böylece insanlığa yardım etmek için de öldürmedim. bütün bunlar palavra! ben öylece öldürdüm; kendim için, yalnızca kendim için yaptım bunu! insanlığa iyilik eden biri olmak ya da bir örümcek gibi ağıma düşen kurbanlarımın özsularını emerek ömür sürmek, o anda benim için herhalde farklı şeyler değildi.

    insanlar ikiye ayrılırlar. yalnızca insan soyunun üremesine yarayan basit insanlar, yeni bir şey söyleyebilme yeteneğine sahip üstün insanlar. kanuna boyun eğen, toplumun kurallarını uysallıkla benimseyen ve idare edilmekten zevk alanlar, birinci kategorideki insanlardır, idare edilmek onların vazifesidir. ikinci kategoridekiler, kurallara karşıdır, ya kanun bozucudur, yada kanun koyucu. bu insanlar, durumu daha iyiye doğru değiştirmek için, kafa yorarlar, çare ararlar ve durumu düzeltmek için kan dökmeleri gerekiyorsa tereddüt etmezler.

    eğer öldüren katliam bile yapsa toplum önderi olunca kahraman, sıradan vatandaş olunca cani oluyormuş.
    ve artık şunu biliyorum sonya, güçlü, sağlam bir kafa ve ruha sahip olan kişi insanların efendisidir. kim daha cesaretli ve gözüpek ise, onların gözünde o haklı ve doğrudur. kim daha çok şeyi ayakları altına alır, çiğner geçerse onların yasa koyucusu olur ve en arsız en cüretkar olan, muhakkak ki en haklı olandır. bu hep böyle gelmiş ve böyle gidecektir...


    !---- spoiler ----!