1. tüketim dünyası insanlarının diğerlerini etiketleyip yargılarken en sık başvurduğu yöntemdir. ben yapmıyorum diyen insan net yalancıdır. tabi sadece kılık kıyafetten bahsediyorum. dolmuşta yanınıza kömür madeninden çıkmış gelmiş bir işçi gelse otursa bi tedirgin oluyorsunuz, ya da pantolonunu yırtık üstü başı kirli biri oturduğunda bi tuhaf hissediyorsunuz öyle değil mi ?
  2. herhangi bir insanın dış görünüşünü değiştirme çabasına girişilmediği hatta herhangi bir insana dış görünüşünden dolayı zarar verme çabası içine girilmediği sürece bence bir sorun yok. bilinçli veya bilinçsiz herkesin yaptığı bir şey. gayri ihtiyari oluyor.

    çok ama çok esmer bir arkadaşım bir avrupa başkentinde yaşıyor. oranın ortalamasının üzerinde kazanıyor, üzerinde yaşıyor. giyimi kuşamı da hırpani, harabati değil. hatta bence giyim kuşama daha doğrusu marka giysilere gereğinden fazla para harcıyor. ama girdiği dükkanlarda bazen konuşmasına bile müsaade etmeden bozuk para yok falan deyip, dilenci muamelesi yapıyorlarmış.

    türkiye'nin bu konuda çok kötü bir yerde olduğunu sanmıyorum.
  3. içgüdüsel bir şey,ki faydaları var. olmasaydı neden böyle bir özellik bize malum olsun ki?

    buna tamamen karşı çıkmak, insanın kendini inkâr etmesi anlamına geliyor bence. bir yerde sen de kolay yoldan karşındakini yargılayacak ve ona göre pozisyon alacaksın. yanıldığın zaman ise o yargıyı değiştireceksin o kadar. ;)
  4. başınıza gelince en çok nasıl hissettirdiğinizi anlarsınız
  5. sherlock holmes'un her romanda yaptığıdır.

    hatta daha da ileri giderek "bu adamın yüzü uzun, yalan söyleme olasılığı var" tarzında yargılamalarda bile bulunmuştur kendileri...

    o zamanlar bilim bu kadarmış ne yapalım, insanlar esir diye bir maddenin varlığına bile inanıyorlarmış michelson-morley deneyi'ne kadar...
  6. "dış güzelliğiniz etkileyici değilse iç güzelliğinizle kimse ilgilenmiyor" diye bir duvar yazısı mevcuttur erzurum çarşısında... katılmamak elde değil günümüzde...
  7. yargılamak mı yorumlamak mı önce bir ona karar vermek gerek. bakın eleştirmeye hiç girmiyorum bile. bizde eleştiri demek "çekemiyor!" demek anlamına gelir çünküm.

    dış görünüşüne göre yargılamak da anlamsız. suçlu mu ki? niye yargılıyoruz? beğenince beraatine mi karar veriyoruz? tutuksuz yargılıyoruz hep.

    o değil dış görünüş nedir ya? iç görünüş varmış gibi. iç görünüşüne göre sanığın üç ay göz hapsine, tutukluluk haline göre ileri tarihte tekrar yargılanmasına karar verilmiştir. hadi dağılalım arkadaşlar. hadi dağılın. hööy! hadi arkadaşım bekleme yapma dağılalım.

    kastedilmek istenene göre;
    elimiz kolumuz bağlı ve kıpraşamadığımız bir konumda aralıksız ve bok gibi enjekte edilen popüler kültürün hem pisliğidir hem de "aa bu çok ayıb!" tartışması.
    yani hem seni alıp "bag argadaşım bu ayıb. inşanları buna göre yargılamamalıyış." der hem de dudakları şişirelim, popoyudikleştirelim, memintolar da tombikto oh yes kaan sezyum!

    keşkem herkes birbirini rahat bıraksa, sadece "aa çogzel olmuşsun yav, aneyy yeni mi bu çok datlu, ayakkaplarından ısırdığımın gızı, kumaşını fili fili yapabiliyor muyuz?," gibi şeyler söyleyip geçse kenara. ellerini göbeğinin üzerinde bağlayıp arkasına yaslanıp, totişkosunun beliyle birleştiği yeri kullanarak otursa. evet yapsa herkes bunu.

    o değil de dış görünüşüme göre yargılansam amariganın bağzı eyaletlerinde iğneylen uyutulurdum. off bi uyusam var ya bi daha uyanmam ha.
    amma lakinki içimden bir görünüş dışımdaki görünüşe dıkşın dıkşın yabtığı için, yüzümden akan nurlan karışık terli terli su içiyorum.
  8. bu yargılamayı yargılayanlardan şimdiye kadar "peki neden yargılıyoruz/yargılıyorlar" sorusunu duymadığım yargıdır. şunu unutmayın, insan, duygu gösterimlerinin bir kısmını başkalarından öğrenerek inşa eder, bunu da travmaları ve belli tecrübelerden ari yaşayanları hariç tutarsak, genellikle kendi mizacına uygun şekillerde yapar. dolayısıyla, toplum, önce "dönem şartlarınca güzel bulunan kadınlar, en kaslı erkeklerle birliktedir" gibi aslında hayatı avlanmak ve çiftleşmekten ibaret bireylerde yeterince makul fakat bugün klişe diyebileceğimiz davranışların çıkarımında bulunmuş, sonra da bu çıkarımları her yeni nesilde görmeyi bekler hale gelmiştir. yani, önce tümevarım yapılmış, zamanla bu durum değişimler ihmal edilerek tümdengelim halini almıştır. sonuçta bugün, toplumlarda güç kavramı oldukça değişken olduğundan (direkt doğanın belirlediği ölçütler değil de para, bilgi, kaba kuvvet gibi bireyin toplumunun tezahüratıyla önem kazanan kavramlar) bu yargılamalar da toplumların öncüllerine benzerliği kadar geçerli olabilmektedir. dolayısıyla dış görünüşle yargılanan insanların sizi haksız çıkarma oranı, sizin çağınızın gerekliliklerini kavramanız kadar toplumunuzun ve yargıladığınız bireyin o çağa uygunluğuyla da kuvvetli ilişki içindedir.