• youreads puanı (8.50)
  1. sozleri, belki de sevilen kisiye yazilabilecek en guzel seydir.
  2. 14 şubat sevgililer günü özel şarkısı...

    i don't believe in an interventionist god
    but i know, darling, that you do
    but if i did i would kneel down and ask him
    not to intervene when it came to you
    not to touch a hair on your head
    to leave you as you are
    and if he felt he had to direct you
    then direct you into my arms

    into my arms, o lord
    into my arms, o lord
    into my arms, o lord
    into my arms

    and i don't believe in the existence of angels
    but looking at you i wonder if that's true
    but if i did i would summon them together
    and ask them to watch over you
    to each burn a candle for you
    to make bright and clear your path
    and to walk, like christ, in grace and love
    and guide you into my arms

    into my arms, o lord
    into my arms, o lord
    into my arms, o lord
    into my arms

    and i believe in love
    and i know that you do too
    and i believe in some kind of path
    that we can walk down, me and you
    so keep your candles burning
    and make her journey bright and pure
    that she will keep returning
    always and evermore

    into my arms, o lord
    into my arms, o lord
    into my arms, o lord
    into my arms
  3. abartılı bir izlenim uyandıran bir ifade kullanmaktan hiç imtina etmeyeceğim: müzik tarihinin cıvıklıktan ve klişelikten en uzak romantik şarkısı.

    romantizmin üzerlerinde alerjik etki yaptığı insanlardan biriyim. nick cave and the bad seeds'i de hak ettiği şekilde ve sıklıkta dinlemişliğim de yoktur. about time filmi olmasa, belki daha uzunca bir süre haberim bile olmayacaktı. into my arms ile, iki yıl evvel izlemiş olduğum bu filmde tanıştım. lakin yine pas geçmişim o zaman. üzerinden neredeyse bir yıl geçtikten, ve ben yeni bir şehirde yeni bir hayata başladıktan sonra yeniden aklıma düşüverdi. hem film, hem de bu şarkı. ve aylar boyunca hemen her gün kat ettiğim kırk kilometrelik yolda en az bir defa bana eşlik etti. içerisindeki sevgi ve sıcaklık öyle kuvvetliydi ki, bir into my arms süresince ne tıklım tıkış otobüsler, ne can sıkıcı uzunluktaki yol, ne yerine getiremediğim ve garip bir şekilde bundan pişmanlık bile duymadığım sorumluluklarım, ne de duygusal-varoluşsal sancılarım sorun oluyordu. sevilme hissiyle ilgili herhangi bir krizde olmadığım zamanlarda birinin bir başkası tarafından bu şarkıdaki kadar yalın, sevgi dolu ve dürüstçe sevilebileceği fikri bile tek başına yetiyordu ama bu kriz baş gösterdiğinde ve kimse tarafından sevilmediğim hissine kapıldığımda nick cave'in bu şarkıyı bir başka hayatta benim için yazdığını hayal ediyordum. sırf bu şarkı kapsamı içerisinde kendisiyle yaşadığım bir çeşit platonik bir aşk vardı. ilk başlarda sadece yalnızlık dindiren bir partner olduğunu sanıyordum ama aslında yalnızlığımın içinde beni kendimle yakınlaştıran, ve gerçekten ihtiyacım olan tek sevginin kendi içimden çıktığını görmemi sağlayan bir köprü olduğunu sonradan fark ettim. sırf o yolda bana eşlik etmek için değil, oturduğum yerden kalkabilmem için de elini uzatıyordu aynı zamanda. ağır aksak olsa da kalktım, bazı şeyleri düzene soktum, hem sevdim hem sevildim. yeniden kendimi sevebildim en mühimi.

    insan bazen, bazı şarkıların hayatı üzerindeki etkisini hemen o etkileşim sürecinde anlayamıyor. geri dönüp bakıldığında anlaşılıyor bu şarkıların aslında zamanında ne kadar çok destek olduğu, neleri iyileştirdiği, nelerde farkındalık uyandırdığı. into my arms, benim için sevginin kendisine inanılmayı en çok hak eden olgu olduğunu, ona inanmak için senaryoda her zaman iki kişi olması gerekmediğini, olduğu bazı durumlarda ise tam da kendisinin anlattığı gibi sevmenin ve sevilmenin mümkün olduğunu gösteren bir şarkı olarak kalacak.