1. sherlock holmesun belalısı. kitaplarını okumadığım için sherlock vasıtası ile kendisiyle tanıştım. the women. bu bölümü kaç defa izlediğimi hatırlamıyorum. dizi başlı başına bir şaheser fakat irene adler karakteri ve sherlock ile olan ilişkisi ona öyle bir lezzet katmış ki sherlock u bulmacalar çözen biri olmaktan çıkarıp bildiği ve inandığı diğer her şey gibi kadın konusunda da yüksek standartları olduğunu göstermiş ve onun duygusallığını zekasıyla beraber muhteşem bir şekilde göstermiştir. kemanla saçma sapan şarkılar çalmaktan başka bir şey yapmayan adam çok güzel bir de parça bestelemiştir. (bunun eski/yeni yahut kimin tarafından ne zaman bestelendiğini bilmiyorum ama çok güzeldi gerçekten)

    irene adler... bir kadının feleğin çemberinden geçmeden bu hale gelemeyeceğine tekrar tanık olduğum bu dizide böyle bir kadına olan inancım yahut umudumu da her izleyişimde tekrar canlandırıyor bu dizi. kaynak filmi gibi şiirsel bir bölüm ve senaryo ve müzikler ve karakterler...

    işin en berbat tarafı da bu kadının bana birini hatırlatması. zekası ve öz güveni ile bir çok şeyi kontrol etmesi/edebilmesinin yanında kendini köşeye sıkıştırmayı başarmış hayran olunası bir yaratık. (genelde kadınlar hakkındaki düşüncem olan "hayatlarını mahvetmede çok başarılı oldukları" savımı da gene kanıtlamıştır bu bölüm) insanın aşık olmaktan başka bir çaresi kalmıyor gerçekten.
  2. the women...
  3. "bohemya'da skandal" ile sherlock dünyasına girmiş efsanevi kadın karakterdir. yazıldığı dönemin edebiyat ruhuyla pek de uyuşmayarak zeki, becerikli, istediğini almasını bilen ve kurnaz bir kadındır. her erkeğin hayallerini süsleyecektir. tarihin görmüş olduğu en zeki ve tabi ki erkek dedektifi ters köşeye yatırmış olması adler'ın sosyolojik önemini gösterir.