• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.36)
ivan ilyiç'in ölümü - lev nikolayeviç tolstoy
tolstoy, ivan ilyiç'in ölümü'nde amansız bir hastalığın kıskacındaki bir yargıcın ölüme doğru yavaş yavaş giderken kendisiyle, toplumla ve kurulu düzenle hesaplaşmasını anlatır. tolstoy'un olgunluk eserlerinden olan bu roman, küçük cüssesine rağmen edebiyat uzmanları tarafından bir başyapıt olarak görülmüştür. bunun birkaç sebebi var: birincisi, 19 yüz yılın sonlarında rusya'da henüz palazlanmaya başlayan ve aristokrasiye özenen yozlaşmış orta sınıfın durumunu tüm çıplaklığı ile ortaya koymuş olmasıdır. ikincisi, bu eser, ölüm ve yaşam arasındaki trajik karşıtlığı ve birliği hikâye eden erken romanlardan biridir. ve üçüncüsü de freud'dan önce sıkı bir ruh çözümlemesine girişmesidir. bu yüzden psiko-anlatının da en önemli örneklerinden biri sayılır. ağırlıklı olarak monologlar ve iç diyaloglarla geçen roman, üslup ve kurgu açısından tolstoy'un diğer eserlerinden farklılaşır. bu kez, hep yaptığı gibi tarihi bir izleğin peşinden gitmez, bu romanda daha çok tarihe not düşme derdindedir. ivan ilyiç'in ölümü, başta ölüm ve yaşam olmak üzere pek çok şeye bakış açımızı değiştirmeye muktedir önemli bir başyapıttır. (tanıtım bülteninden) (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. insanın ölmeden önce hissettiklerini okuyucuya başarıyla yansıtan kitap. ölümü beklemek, çevrenizdekilerin bir süre sonra sahte davranışlarına maruz kalmak bir insan için ölmekten beter. bunu çok iyi yansıtmış tolstoy kitabında.
  2. okuyucuyu gerçek bir ölümle karşı karşıya bırakan, duyguların mükemmel ifade edildiği şahane kitap. hiçbir kitabı okurken o kitabı bu kadar çok sıkmamıştım.
  3. insanın ölümü aklına daha sık düşürmesi gerektiğini hatırlatan kitap, her ölümde ben ölmedim sonuçta hayat devam ediyor düşüncesini ne kadar bencilce olduğunu hatırlatıyor.ölümün gerçek yüzüyle karşılaşıp ne kadar beklenmedik zamanda yakalanabileceğinin göstergesidir.
  4. ölümü kabullenemeyen, ölüm korkusuyla kendi içinde büyük bir hengameye girişen bir zat-ı muhteremin çarpıcı içsel savaşı. her birey yaşamıştır aslında bunu. ölüm nedir? neden vardır? madem öleceğiz neden yaşıyoruz? cevaplanması zor sorular ve ayrıyetten insanı inanılmaz bir boşluğa sürükleyen sorular...
    kitap da bu konuları çok güzel işlemiş. yükselme hırsıyla hayatını sürdüren bir bireyin ölümü yaklaşmaya vakit ne kadar boş yaşadığının farkına vardığını belirtmiş. lakin başka şey de yapsa yine de bir yalanın imgenin peşinden gitmiş olmayacak mıydı? sonuçta ölecektin... ne yapsan ne etsen de yollar hep ölüme çıkacaktı..
    tavsiyelik bir eser olduğu kanaatindeyim. insana etki eden kitaplardan. kitaptan sonra true detective dizisindeki şu replik aklıma gelmedi değil. aslında bu soruyu çok güzel ve mantıklı bir sonuca ulaştırmış:

    "bence insan bilinci evrimde trajik bir şekilde ilerledi. çok fazla bilinçlendik. doğa kendinden bağımsız bir bakış açısı yarattı. bizler doğa kanunlarına göre var olmaması gereken yaratıklarız. hepimiz bir yanılsama içindeyken, duyusal deneyimler ve hislerin gelişimi sayesinde birey olduğumuzu sanan fakat, aslında bir hiç olan bireyleriz.
    bence türümüzün yapması gereken en onurlu davranış, programlamamazı reddedip üremeyi durdurmak ve hep birlikte soyumuzu tüketerek kardeşçe bu haksızlığa son vermektir.
    - o halde neden sabah yataktan kalkıyoruz ki?
    + ben de kendime bunu soruyorum. ama aslında bu sorunun cevabı, intihar etme cesaretimin olmamasıdır."


    ya da bir başka kitaptan (babalar ve oğullar) alıntıyla bu konuyu bir nihayete vardıralım:

    "ben ise...
    + sen ise?
    - ben ise düşünüyorum. işte burada, saman yığının yanında yatıyorum... vücudumun kapladığı daracık yer, geriye kalan boşluğun, benim bulunmadığım, benimle ilgisi olmayan boşluğun yanında o kadar küçük kalıyor ki! yaşayabileceğim süre de, benden önce var olan benden sonrada devam edecek olan, sonsuzlukla ölçülünce o kadar önemsiz ki! buna rağmen, bu bedenin içinde, kan dolaşıyor, beyin çalışıyor, istekler doğuyor. ne saçmalık, ne boş şeyler!"
  5. "... ölüm haberinin odadakilerin aklına ilk getirdiği, kendilerinin ve arkadaşlarının yükselmesinin nasıl etkileneceği oldu, zira ölen yüksek yargıçlar kurulu üyesiydi...."
    ölünce bunun olacağını bilecek kadar zeki ama buna karşı hiçbir şey yapamayacak kadar aciz bir adamın çilesinin son günlerini konu alan tolstoy başyapıtı.
  6. empati kurmayı bilir misiniz? işte bu romanda onu sık sık hissedersiniz. ister istemez ivan ilyiç'in yerine koyarsınız kendinizi ve "derin bir soluk aldı" olan son cümlesinde, sizin ciğerleriniz sıkışır.
    izumi
  7. ben bu kitabın üniversitedeki bazı feminist topluluklar tarafından eleştirildiğini duymuş ve oldukça şaşırmıştım.

    neymiş kadını kötü gösteriyormuş.

    yahu göstersin veya göstermesin, kitabın konusu o değil ki. ortada bir adet ivan ilyiç'in zaman içinde hayatının düşüşe geçmesi ve nihayetinde ölümle sonuçlanması anlatılıyor. karısının ve kızının onu boş vermiş olmaları anlatılmak istenilenin daha iyi bir şekilde anlatılmasını sağlıyor o kadar. ev taşırken sakatliyordu sanırım kendini, ivan'ımız.

    neyse işte, sona yaklaşılabilmesi için gerekli, nankörlük mü denir artık bilmiyorum, darbeyi yemesi gerekiyordu ilyiç'in.
  8. hayatın bir dağa tırmanma mücadelesi olduğunu düşünürken, ölüm gerçekliği ile karşılaşınca, aslında hayatın bir dağdan aşağıya sürüklenme olduğunu fark eden bir burjuva karakterin, ölümün felç edici etkisi altında tüm benliğini ve varoluşunu sorgulamasını anlatan kitap.

    bu kitabı en iyi kafka'nın bu küçük anlatısı anlatır herhalde;
    " "öff" dedi fare. dünya da günden güne daralıyor. ilkin bir genişti ki, korktum, koştum ileri, uzakta sağlı sollu duvarları görür görmez dünyalar benim oldu. ama bu uzun duvarlar da öyle çabuk birbirlerine doğru ilerliyorlar ki, en son odadayım işte; orada, köşede de kapan duruyor, gitgide kısılacağım kapana. kedi: "sen de öyleyse yönünü değiştir." dedi ve kedi fareyi yedi."