• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.00)
Yazar magda szabo
iza'nın şarkısı - magda szabo
iza, babası ölünce yalnız kalan annesini yanına almak ister. doktor kızıyla gurur duyan yaşlı kadın, sürdürdüğü taşra hayatını, anılarını, alışkanlıklarını, bir anlamda kimliğini bırakıp başkente taşınır. ne yazık ki, yirminci yüzyılın ikinci yarısında, savaş sonrasında büyük bir hızla değişen macar toplumunda, yalnızlık ve kuşak çatışması anlamına gelmektedir bu.
  1. batı edebiyatı gibi bir genelleme yaptığımızda bu alana dair merakımız da istemsizce baskın unsur olan kıtanın kalbine doğru kayıyor; tıpkı avrupa'da gezilip görülecek yerleri sıralarken aklımıza ilk gelen ülkeler gibi. oysa uçağa atlayıp bir kaç saat içinde avrupa'nın en ışıklı caddelerine ulaşmayı seçmek, bir kaç günlüğüne bir vaha aramak yerine şöyle bir tabana kuvvet yapsak o gezilerimizi, eminim bize daha yakın olanları görecek, kopukluktan çok sürekliliği keşfedeceğiz. halkların benzerliklerini görmeyi sağlayacak deneyimler anadolu'ya oryantalist bir öğretinin gözünden bakmanın biricik tedavisi bence. bu anlamda özellikle yunanistan, romanya ve macaristan topraklarından bize ulaşan, kapsamı da daraltırsak özellikle yirminci yüzyıl ve daha yakın dönemde yazılmış eserlerin bu benzerlikleri yakalamakta bence önemli bir rolü var.

    konuyu dallandırıp budaklandırmayayım; panait istrati 'yi, kazancakis 'i ve petros markaris 'i şimdilik bir kenara koyayım ve macar edebiyatı'nın usta bir kalemine geçeyim: magda szabo

    szabo, macar edebiyatına merakı olan bir okuyucu için iyi bir yol gösterici. kendisi 1940'lardan ölümüne dek (2007) yazmayı sürdürmüş, ancak 1949 - 1958 yılları arasında politik nedenlerle "sakıncalı yazar" olarak görülerek yasaklanmış, işinden edilmiş, bir çok zorluk yaşatılmış bir yazar. yazdıklarını okurken halen bu "politik nedenin" ne olduğunu kavrayamamış olsam da, yazarın biyografisinde yer alan bilgiler bunlar.

    szabo, romanlarında ikinci dünya savaşından sonra macaristan'ın geçirdiği değişimi yer yer otobiyografik öğelere yaslanarak, kimi zaman da karakterleri arasındaki kuşak çatışması üzerinden anlatıyor. işin bana güzel gelen yanı ise bu çatışmaları sunarken kimi zaman budapeşte'nin on yıllar içerisindeki değişiminin tasvirinde, kimi zaman da yaşlı bir annenin sessizliğinde, modern yaşama kör topal ilerlemeye çalışan bir toplumda, empati ve hoşgörünün köklerinden yavaş yavaş nasıl söküldüğünü gösteriyor. sevgisizlik, ölüm ve duygusallığın ağır bir tondan anlatıldığı genel yapısı ile macar edebiyatının ilk okumalarda belki bir nebze karanlık gelen, insanı cendereye sokan bir yönü olduğu doğru ancak bu temalar magda szabo romanlarında yalın bir anlatımla yazılmış, vurucu, devamını kendinizin getireceği kısa cümleler şeklinde sunularak kalitesini ortaya koyuyor. bu da sanırım yazarın en kuvvetli yönü ve tam da bu nedenle szabo, dezso kosztolanyi ya da laszlo krasznahorkai okumadan önce tanışılması gereken bir yazar.

    kitaba gelecek olursak, ne diyeyim, okuyun, gyüd 'e gideceksiniz, oradan dorozs 'a; ardından budapeşte'ye...biraz içiniz sıkılacak, biraz burkulacak. her halükarda ta macaristan'da, hem de yıllar önce (1963) yazılmış bir kitapta biraz kendinizi bulacak ve toplumların evrimindeki benzerlikleri görecek, iza'ya yakınsayanlarınız belki ağladım diyemeyeceksiniz ama gözünüze bir şeyler kaçacak.
    mesut