jean baudrillard

Kimdir?

fransa'da bir devlet memurunun çocuğu olarak doğdu. sorbonne üniversitesi'nde almanca okudu, ailesinde üniversiteye gitmiş olan ilk kişiydi.

mezun olduktan sonra bir süre eğitim kurumlarında almanca öğretmiştir. 1950-1960lardaki bu dönemde, cezayir sorunu yaşamını ve düşüncesini fazlasıyla etkilemiştir. almanca öğrettiği bu dönemde doktora tezine de (sosyoloji üzerine) devam etti. 1966'da doktora tezini bitirdi, tezinin başlığı "thèse de troisième cycle: le système des objets" idi.

1966 yılının eylül ayında université de paris-x nanterre'de (nanterre üniversitesi - paris-x) asistan oldu. 1968'deki öğrenci eylemlerinin etkisinde kaldı, yapısal marksizm ve medya teorileri ile ilgilendi. 1972'de aynı üniversitede, profesör olarak, sosyoloji öğretmeye başladı. 1987'dan 1990'a kadar université de paris-ix dauphine'de (dauphine üniversitesi - paris-x) görev aldı.
  1. 20. yüzyılın en ilginç ve iddialı düşünürü. sosyoloji eğitimi alan baudrillard ilk eserlerini marksist bir perspektifle yazar. ama daha sonra kendi kuramına yol almaya başlayınca marx, lefebvre ve sartre gibi etkilenmiş olduğu isimleri eleştirir hale gelir. 1970'lerin post-yapısalcı düşünüşünün etkisi altına girer. bu etki baudrillard'da kendini kanıtlama güdüsüne yol açar. barthes'in çağdaş mit kuramı ile mcluhan'ın iletişim kuramının izleri belirgindir.

    postmodernitenin mihenk taşı sayılacak bir kuramcısıdır aynı zamanda. post-yapısalcı dilin sınırsız deviniminden marx'ın meta fetişizmine, freud'un itki ve arzu düşüncesinden marcel mauss'un simgesel ekonomi çalışmalarına uzanan göstergebilimsel çalışmaları vardır.
    simülasyon ve simulakr düşüncesinin temel kavramlarıdır. bu düşüncesini oluştururken çeşitli disiplinlerden yararlanmıştır. postmodern kültürün yapay ve uydurma doğasını anlatır. bu kültürün sunduğu evreni gerçeğin yerini almış göstergeler olarak inceler. bu sistem taklit değil aslı yerine göstergeleri konulmuş gerçeklerden oluşur. geleneksel özneler, amaç sonuç, iyi kötü tanımlamalarının bu dünyada yetersiz kaldığını söyler. artık bu dünyayı tanımlayan şey göstergelerin sonsuz takası ve tüketimidir. gerçeğe denk düşen bir kopyadan söz eder.

    temsil sanatı olarak teknoloji ve medyayı eleştirirken guy debord'u referans gösterir. imgelerle dolu çağdaş kitlesel medyanın yarattığı gerçeğin, hayal ya da doğru yanlış gibi ayırt etmemizi sağlayan özellikten yoksun olduğunu söyler. içsel ya da nedensel olmayan tuzak niteliğindeki simülasyonlardır hepsi.

    hipergerçeklik gerçeğin yerini alan imgelerdir der. bu gerçekliği üç evreye ayırır. her evrede simulakr gerçeğe daha da yabancılaşır. ilk tür simulakrlar gerçeği maskeleyen ya da parçalara bölen taklitlerdir. hilenin gerçekliğe üstün kabul edildiği barok dönemde belirgindir. ikinci tür simulakrlar biteviye çoğaltılan imgelerin orijinallik kaygılarını azalttığı modern kitlesel üretim çağında görülür. orijinalin aurasının, reprodüksiyonun kaynağının önemsizleşmesidir. üçüncü tür simulakrlar postmodern çağındır. gerçeklikle her türlü ilişiği kesilmiştir. gerçeğin taklidi ya da temsili değil, üretimidir. işlevsel olarak gerçekle yarışır. bu simulakrların imge olarak gerçek olduğunu savunur. simüle edilen gerçeklik sözü buradan gelir.

    felsefesinin kaynağı sayılan simülasyon ve simulakrlar kitabında imgenin gerçekliğin kendisine nasıl dönüştüğünü örneklendirir. jorge luis borges'in bilimin kusursuzluğu üzerine öyküsündeki haritacılardan bahseder. "imparatorluğun haritacıları öyle ayrıntılı bir harita çizerler ki sonunda harita bölgeyi aynen gösterir." cümlesiyle gerçek uzamın temsili, gerçekliğin kendisine dönüşür der. otantik bir geçmiş mümkün mü yerine tarihsel anlatımın simulakr olmama ihtimalini gündeme getirir. ilginç bir filozoftur. türkiye şubesi de oğuz adanır ne yazık ki.
    sezgi